… katkılarıyla yapılmıştır!

ads ads ads ads
27/03/2021

ads
ads
ads

Aybike Yektaoğlu Aybike Yektaoğlu


Kıbrıs adasına uzaktan ve dıştan bakanlar için portrayal görüntü; burada yaşayanların hayatının güllük gülistanlık, hiçbir sıkıntı yaşamadan aktığı ve hiçbir enerji sarf etmeden gününü gün ettiğidir.

Kum, deniz, güneş, hoteller, lüks arabalar, 200 metrekare üzeri evler, kamu maaşı ile hayatın garantisi derken, cümle uzar ve gider. Amerikan veya Hint filmlerindeki abartılı tasvir, Kıbrıs’ın kuzeyi için de fazlası ile yapılmaktadır.

“Biz onlara para veriyoruz ama onlar bize minnet etmiyor”! Tam da olan budur. Adanın stratejik bir konumda olması, Akdeniz’in ortasında olması, jeopolitik öneminin çok büyük olması, dünyadaki güçlü devletlerin gözlerinin, nefeslerinin bu adanın üstünde olması da bir tesadüf değildir.

Dünyadaki birçok ada ülkesi, gerek tarihi gerekse kültürel zenginlik açısından incelense, belki de en zengin ada ülkelerinden biri haline gelebilir durumda olduğumuza dair rapor yazılırdı.

Tarihimizin son 100 yılını biliyoruz. Ya da, son yüz yılını bilmemiz isteniyor! Ne kadar acı. Kültür turizmi için en büyük eksiklerden bir tanesidir bu. Ülkedeki üniversitelerde arkeoloji bölümleri dahi kapanmış!

Doğal kaynaklarının belki de haddi hesabı yokken ve adada yaşayan halkın kendi kendine yüz yıllarca yetebilecekken, bu kaynakları kullanamamak ve sürekli bir yere “bağımlı” durumda yaşamak kadar yorucu bir şey yoktur.

“Bağımlı” olma durumu tek bir ülke üzerinden açıklanamaz elbette. Avrupa Birliği’ne, Türkiye’ye, İngiltere’ye bağımlı halde yaşayarak bir yüz yılı geride bıraktık. Hiç bitmeyen bağımlılıklar...

Kendi kendimizi yönetme isteğimizi dile getirirken, birilerine veya bir yerlere “şükran”larımız hiç bitmeyecek. Çünkü bazılarının var olma sebebi tam da “şükran” edebiyatı üzerinden kurulu.

Tarihi eserlerimizi kendimiz restore edemiyoruz. Çünkü paramız yok. Belli kamu kurum/kuruluşlarında gerekli altyapıyı yapamıyoruz. Çünkü vizyonumuz yok. Kamuya tam bağımlı yaşıyoruz. Ama kendi yarattığımız sistem içerisinde boğuluyoruz. Çünkü benciliz, ben merkezciyiz.

Özelde çalışanı, kamudakine, kamu çalışanını da özeldekine dövdürüyoruz. Çünkü bazılarımız bu sistem içerisinde beslenerek yaşıyor, var oluyoruz ve bağımlılığımızı güçlendiriyoruz.

Bu ada yarısında gezerken ne kadar kurum, kuruluş, tarihi eser, yeni yapı, yol, altyapı çalışmaları görmüşüzdür kim bilir. Önlerinde bir tabela ve üstünde bir yazı. “Avrupa Birliği katkılarıyla yapılmıştır.”, “Türkiye Cumhuriyeti katkılarıyla yapılmıştır.”

Birkaç duyarlı iş insanının bu adaya hediye ettiği okul dışında nelerimiz var? Hiç kendimize şu soruyu sorduk mu? “KKTC devleti bugüne kadar ne yaptı?”. Gerçekten bu toplumun iftiharla kurduğu, bazılarının ısrarla “tanıtacağız” dediği bu devlet bu ülke ve insanı için son yarım asırda ne yaptı?

Yüksek öğrenimin bu ülkede ekonomide devrim yarattığı son 15-20 yılda üniversitelerimizden mezun olanları doğru şekilde kullanıp ne başardık? Yurtdışına gönderilip dünya paraya okutulan yüzlerce, binlerce genç, devletin hangi vizyonu ile bu ülkeye katkı yapabildi? Ya da yaptırıldı?

Israrla kendi ülkesinin insanının yapabileceği o kadar iş varken, neden bu ülke başka ülkelerden medet umdu? TV kanallarındaki monolog konuşmaları özellikle ve dikkatlice dinleyin. Cümlenin başı sonu belli bile olmayan konuşmalar içerisindeki “şükran” naraları ile geçiyor günlerimiz, yarınlarımız, geleceğimiz.

Sol görüşlü, insanı seven, sosyal devleti savunan herkes “Rumcu” oldu, dinsiz imansız oldu, besleme oldu, ülkeden gitmesi ve başka yerde yaşaması söylendi, “Türkiye düşmanı” oldu. Gündemi meşgul etmek, vasıfsızlığı örtmek için yaratılan ortamlar, üstüne içi boş monolog şükran konuşmaları.

 İlk Cumhurbaşkanı’ndan 4. Cumhurbaşkanı’na kadar aynı binada tüm çalışmalarını, tüm görüşmelerini yaptığı, Kıbrıs kültürü için sembolik bir binamız var. Bir de Cumhurbaşkanı örtülü ödeneği ve bütçesi.

Algı tabi ki yine başka tarafa çekilmeye çalışılıyor. Eşit egemen, egemen eşit, ne olduğu belli olmayan, “KKTC tanınacak”’tan evrilen yeni bir söylem. Toplum tarafından tam olarak anlaşılamayan ve anlaşılmayacak “yeni” bir söylem.

Söylem tutmuyorsa, saray yaparız ve gücümüzü gösteririz! “Tüm dünyaya” hem de. Dünyanın da başka derdi yok çünkü, “KKTC ne gibi bir hamle yapacak” diye merakla bekliyor!

Lefkoşa’nın nefes almak için ayırdığı ve yeşil olmayan “Yeşil ada”mızda topluma faydasına ayrılmış 300 dönümlük bir yere, Cumhurbaşkanlığı sarayı yapmak istiyorlar. Koca ada yarısında yer kalmaması! yanında, pandemi döneminden geçen ülkelerde, ekonomi açısından her kuruş önemliyken, bize saray yapacaklar! diye sevinenler!...

Anadolu insanının vergileri ile ayrılan para bir yana, pandemi döneminden geçtiğimiz başka bir tarafa, üstüne ekonomik dar boğaz, birçok ülke inim inim inliyorken, bizim Cumhurbaşkanlığı günlerce demeç vererek sarayı meşru kılmaya çalışıyor. Egemen eşit/eşit egemen devlet söylemini meşrulaştırmak için.

Düşünün ki saray her şeye rağmen yapıldı. Yurtdışından gelenler ağırlanıyor. Bizi tanıyan! gören! hep bizimle ilgilenen!, derdi tasası KKTC olan “tüm DÜNYA” bu binalarda görüşmelere veya toplantılara giriyor. Bu arada bağımsız, egemen eşit olmak isteyen bir devlet olacağımıza dair demeçler veriliyor. Girişte de yazılar var:

“KKTC Cumhurbaşkanlığı”

“Bu Saray, TC katkılarıyla yapılmıştır”

27/03/2021 09:57
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: Aybike Yektaoğlu
MANŞETLER

HK Aybike Yektaoğlu

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.