1974’te 6 yaşında olan çocuğun aklında kalanlar

Savaş başladı Lefkoşa’da mahsur kaldık, köyümüze dönemedik

ads ads ads ads
20/07/2020

ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


Altı yaşındaki bir çocuk, 52 yaşına geldiğinde o yaşta yaşadıklarını hatırlar mı?

  Hatırlar, ben hatırlıyorum.

  1974’te altı yaşındaydım.

  Savaş günlerini, kendi çevremde geliştiği kadarıyla iyi hatırlıyorum.

  Çarpışmalar başladığında, annemle Lefkoşa’da hastanedeydik.

  Bademcik ameliyatı olmuştum.

  Birden silah sesleri yükselmeye başladı, bir hemşire “Ne oluyor varil mi ciriliyorlar?” diye espri yaptı ama hemen ardından sirenler çalmaya başladı.

  Haber hastaneye tez ulaştı, “çarpışma başladı” diye.

  Hastanede inanılmaz bir panik vardı, koşuşturanlar, bağıranlar...

  “Durumu ağır olmayanları evine gönderin” diye bir emir geldi.

  Annemle hastaneden çıktık ve hemen köy otobüsünün olduğu yere gittik.

  Şimdi rahmeti olan köylümüz Hüseyin Bakkal Dayı, “Aman kızım yollar kapandı, Lefkoşa civarlarında kalacak bir yer bulun” dedi.

  Şefika Hemşire vardı Lefkoşa’da tanıdığımız ama onun da evi sınıra yakındı, tekin değildi.

  Sonra annem düşünürken “Gönyeli’de tanıdığımız Nefise Abla var” dedi.

  Nefise Abla ve eşi Maydanozcu Kazım Dayı...

  Bizi oraya götürdüler, “Sizde kalabilir miyiz?” diye sordu annem, seve seve kabul ettiler.

  Bir gece orada kaldık...

  Kazım Dayı, oldukça soğukkanlı bir adamdı, etraftaki silah seslerine aldırış etmeden bahçesini suluyor, yetiştirdiği sebzeleri topluyordu.

  Eşi Nefise Abla ise, “Geç be adam içeri de vurulacan” diye sinir olurdu.

  Gönyeli’de bir gün kaldıktan sonra, Nefise Abla, “Burada kalın, köye gitmek tehlikeli olur” dedi ama annem, “Olmaz, öleceksek de köyümüzde ailemizin yanında ölelim” dedi ve ertesi gün bir yolunu bulup köyümüze Klavya’ya dönmüştük.

  Hastanede, sokakta, gittiğimiz Gönyeli’de herkes çok telaşlıydı ama hem bu durum bana bir oyun gibi geliyordu hem de büyüklerin bu korkulu, telaşlı halleri beni de telaşlandırıyordu.

  Silah sesleri bugünkü gibi aklımdadır.  

  Köye gittik, orada da bir telaş vardı.

  Köyümüzde çarpışma olmadı, kimse ölmedi ama savaş ve ölüm korkusunu herkes iliklerine kadar hissetti.

  “Rum askeri gelecek, erkekleri toplayacak” diye bir haber geldiği için erkekler köyü boşaltmış, dağa çıkmış, köyde kadınlar, yaşlılar ve çocuklar kalmıştı.

  Annem bana, “Sığınağa girersek, saklanmak zorunda kalırsak konuşmayacaksın ha” diye telkinde bulunur ben de bir oyun oynuyormuşçasına her seferinde “tamam” deyip dururdum.

  Ansızın babam çıka gelmişti eve, annemin ve bugün hayatta olmayan Hayriye nenemin bu duruma çok kızdıklarını, “Neden geldin Rumlar köyde dolaşıyor, seni alabilirler” dediğini hatırlıyorum.

  Yalvar, yakar babamı köy dışına çıkmaya ikna etmişti, annem, nenem ve halam...

  Nenemin evinde toplanmıştık, Rum askerlerinin köyün girişindeki evimize girdiği haberini almıştık.

  Annem cesaretini topladı, yanına halamı ve beni de aldı, evimize gittik.

  Annem ve halamın korkusu, telaşı bulaşıcı bir hastalık gibi bana da geçmişti.

  Kafamda Rum askerlerini canlandırmaya çalışıyor, korkunç yaratıklar olarak hayal ediyordum.

  Eve gittiğimizde Rum askerlerinin fotoğraf makinemizi çaldığını fark etmişti annem.

  Makineye değil de çekilen pozlara üzülmüştü, hem annem hem de babam...

  Bir defa daha çekme imkanımız olmayan özel anlar vardı çünkü makinede.

  Daha sonra Türkiye’nin müdahale ettiği haberiyle, “kurtulduk” sevinci yaşandı köyde...

  Tabii bir de güneyden kuzeye geçiş hikayemiz var.

  Babam, bir Rum taksici ile anlaşmış annemi, beni ve kız kardeşimi kuzeye göndermişti.

  Bir taraftan Rumlardan korkarken, diğer taraftan bir Rum’un bizi tehlikeden uzaklaştırıyor olmasını da aklım almıyordu. 

  Zor günlerdi, çok acılar çekti bu toplum, onca acıyı çeken, yakınlarını kaybedenlerin yanında benim anlattıklarım oldukça önemsiz kalır ama altı yaşındaki bir çocuğun dahi beynine kazınanları bugün 46 yıl sonra hatırlayabiliyorsam, bu toplumda yaşayan birçok kişinin yaşadığı travmayı düşünün siz.

  Savaş kötüdür, o günleri, o acıları yaşayanları, çileleri çekenleri, yakınlarını kaybedenleri çok iyi anlayabiliyorum, Kıbrıs’ta bir daha savaş yaşanmamasını dilerim.

  Ancak bugün geldiğimiz nokta sürdürülebilir değildir ve ülkede iki toplumun çözüm yapma zamanı gelmiş ve geçmiştir bile.

  Dünya savaşları yaşanmıştır ve birbirine çok zararlar veren ülkeler bugün barışmıştır, acılar unutulmaz ama düşmanlık sonsuza kadar süremez.

  Bugün bazı yetişkinler, genç nesillere, “Buralara kolay gelmedik, tarihinizi bilmiyorsunuz, yaşadığımız acıları anlamıyorsunuz” diyor.

  Genç nesil okuyor, dinliyor, biliyor bu ülkenin geçmişinde yaşananları ama dünya değişmiştir, isteseniz de istemeseniz de yeni nesilleri karalar bağlayarak, o noktada tutamazsınız, sürekli acıları hatırlatarak, acılar üstünden yönlendiremezsiniz.

  Ülkedeki sistem tıkanmış durumda, bir barış, bir çözümle daha yaşanır bir ülkeye kavuşacağımız aşikardır, geçmişteki gerçekleri unutmayacağız ama önümüzde duran gerçekleri de görmezden gelemeyiz.  

 

(Bu yazı ilk kez 21.07.2009’da KIBRIS Gazetesi’nde yayımlanmıştı. Küçük birkaç değişiklikle yazıyı, 20 Temmuz’un 46’ncı yıldönümünde yeniden paylaşmak istedim.)

DİĞER YAZILARI
20/07/2020 18:38
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: 1974, ali baturay
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.