46’ncı 20 Temmuz da geldi, peki Kıbrıs Türk halkı arzu ettiği yerde mi?

ads ads ads ads
19/07/2020

ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


Etraf yine mesaj kaynıyor, 20 Temmuz’un yıldönümü mesajları…

    Yetkilisi, yetkisizi birçok kişi uzun uzun mesajlar yayınlıyor…

    Her yıl benzer şeyleri anlatıyorlar, küçük değişikliklerle.

    Kimisi o değişiklikleri bile yapmaya zahmet etmiyor.

    Ha bire anlatıyorlar bize 20 Temmuz’un Kıbrıslı Türkler açısından ne kadar önemli olduğunu.

    Sanki onlar anlatmasa, toplum bunu bilmiyor ama bir yarış var bazıları için, mutlaka bu açıklamaları yapmaları lazım, eksik kalmamalıdırlar.

    Zannederler ki birileri bu açıklamalara bakar da onlara puan verir.

    Esas puan almaları gereken icraatları yapmıyorlar, milli günlerden medet umuyorlar…

    Gazetelerde en az okunan haberlerdir, yetkililerin ya da bazı sivil toplum örgütlerinin önemli gün mesajlarıdır.

    Bazı dijital platformlar, o haberi kaç kişinin okuduğunu gösteriyor, girin bakın bakalım kaç kişi okuyor bunları?

     20 Temmuz’un önemini biliyor bu toplum, öncesini de o günleri de yaşayarak gördü çok sayıda insan…

    O günden bugüne, yani 46 yıldır bu ülkeyi gelmiş geçmiş yönetenlerin vaat ettikleri yerine getirildi mi?

     1950’lerden, hatta öncesinden 20 Temmuz 1974’e kadar büyük bir mücadele verenlerin, bu topraklarda var olmak için her türlü zorluğa katlananların, sonuçta 20 Temmuz’u da görenlerin, bu uğurda şehit olanların hedeflediği yerde mi Kuzey Kıbrıs’ımız?

    Yok, kesinlikle arzu edilen yerde değildir ve olmak için de bir kararlılık görülmemektedir.

    Hemen kızacaklar bize, “Böyle önemli bir yıldönümünde, 1974 Barış Harekatı’nı anarken sen nasıl olumsuzluklardan söz ediyorsun?” diyecekler.

    Aslında tam da böyle zamanlarda konuşmak gerekiyor olumsuzlukları…

    20 Temmuz’a methiyeler yazmak, kahramanlık sözcüklerini yinelemek en kolayıdır, peki 46 senede ne oldu, ona bakar mısınız?

    20 Temmuz’u nasıl bir kriz ortamı içinde andığınızın ya da kutladığınızın farkında mısınız?

    Zaten doğru dönmeyen çarklar, koronavirüs salgını nedeniyle tam durdu.

    Hade bugün, yarın güzel 20 Temmuz mesajları yayınladınız, ya sonra, sonrası bu ülkenin hali ne olacak?

    Pandemi süreci, 46 yıldır başaramadıklarımızı yüzümüze vurdu, bir ay bile dayanamadık bu küresel krize, perişan olduk…

    Tüm dünya bu krizden etkilendi de hiç olmazsa üç- dört halkına bakabildi onlar, kucak açabildi halkına ama biz öyle mi yaptık? Hayır yapamadık…

    Yapamazdık çünkü kırılgan bir yapı kurduk, dünya gerçeklerine uymayan, dokunsan dökülecek yapay bir yönetim şekli, düzeltmek de istemedik, bağımlı olmayı tercih ettik, üretmeyi özendirmedik, üretene sahip çıkmadık, “Türkiye parayı versin biz hükümetçilik oynayalım” dedik ve yürüdük…

    Yürüdük de nereye vardık? Hiçbir yere varamadık, olduğumuz yerde sayıyoruz…

    En büyük gündemimiz bu? “Türkiye para verecek mi? Verecekse ne zaman verecek? Verdiğinde karşılığında ne isteyecek?” Para yola çıktığında haber, vardığında haber, serbest kaldığında haber, çünkü sistem bunun üzerine kurulu…

    20 Temmuz’da Kıbrıs’ta çözümden bahsetmek yasak; çok kızarlar çünkü, savaşın yıldönümünde, savaştığımız Kıbrıslı Rumlarla çözüm yapmamız gerektiğini, Kıbrıs halklarının geleceği için bunun şart olduğunu söyleyene saldırırlar…

    Hade bugün ve yarın bunu söylemeyeyim; peki yerine ne koydunuz?

    46 yıldır Kıbrıslı Türklerin, bağımlılıktan kurtulup, kendi kendine yeter olup, onurlu bir yaşam sürmesi için ne yapıldı?

    Toplumun büyük çoğunluğu da “hazır yaşama” alıştırıldı, 46 yılda defalarca yanlışlar yapıldı, seçim kazanmak için hiçbir devlet gerçeğine ve ekonomik akla uymayan birçok saçma işe imza atıldı.

    Milli duygularla oynandı, hamaset yapıldı, “vatan/ bayrak” sevgisi kullanıldı ama bu arada devlet olanakları peşkeş çekildi, Rumdan ganimet bulunanlar hoyratça harcandı, Türkiye’nin yardımları da yıllarca akıl yoluyla kullanılmadı, siyasi partiler “iktidarımı nasıl devam ettiririm” üzerinden paraları hovardaca harcadı…

     Türkiye’den yapılan yardımlarla, ileride kendine yeter olacak bir devlet kurmanın hesapları yapılmadı, tam aksine o yardımlarla politik hesaplar üzerinde duruldu, “büyük bir kesimi nasıl kendime muhtaç bırakırım” üzerinden gidildi, tüketen bir toplum, yardıma muhtaç, tüketen bir devlet yapısı oluşturuldu.

     Türkiye yaklaşık 2 yıl para musluğunu kıstı, Kuzey Kıbrıs Tük Cumhuriyeti devleti ve halkı neye uğradığını şaşırdı, sudan çıkmış balığa döndü, neredeyse birbirimizi yiyecektik.

    Ülkeyi yönetenler utanmasa, “Türkiye’den para gelsin duasına” yatacaktı.

    Para musluğunun kısıldığı günlerde, kendi kendine yeter olmanın pratiği de yapıldı, zorlayınca bazı şeylerin yapılabileceği de görüldü ama 46 yılın yarattığı acayip sisteme dayanmak mümkün müydü?

    Üstelik büyük çoğunluk fedakarlık yapmaya yanaşmıyordu, kendi kendine yeter olmanın bazı fedakarlıklar gerektirdiğini, kurulan bu düzenin yeniden dizayn edilmesine de yanaşmıyor hazıra alıştırılmış birçok kişi, “Parayı bul, bana ver” diyor.

   “Bul verin” Türkçesi de “Türkiye’den al bana verdir”, o zaman da “Türkiye’den en iyi para alan parti biziz” diye çıkınca karşımıza ve övününce, bunun üzerinden politika yapınca bir parti, niye kızarsınız ki onlara?

   Siz böyle bir düzen istiyorsanız, size bu düzeni devam ettirecek parti de olur.

   O zaman yanlış yaptıklarında ya da yapamadıklarında neden kızıyorsunuz ki?

   Hep birlikte eleştiriyoruz, peki biz toplum olarak değişime, fedakarlığa hazır mıyız?

  Hayır değiliz, pandemi döneminde kazananlar yine kazanırken, kazanmayanlara yardım yapılması için ne yaptık, baskı kurduk mu, “Bizden kesin onlara da verin” dedik mi, “Olanaklar eşit dağıtılsın, günün sonunda bakarız duruma” dedik mi, özel sektöre el uzatılmazken devlet çalışanlarına seçim rüşveti olarak kesintileri verildiğinde çıktı mı bir kişi ve “Şimdi bunu istemeyiz, 6 ay sonra verirsiniz, bu 46 milyonu zorda kalanlara harcayın” dedi mi?

    Hayır demedi, çünkü aslında toplumun büyük bir kesimi bu düzenin böyle gitmesini istiyor, hiç kusura bakmayın, hazıra alıştırılmış toplumun çoğunluğunda, “Birileri versin, biz harcayalım, hem de çok terlemeden” mantığı hakim…

    O zaman da bu düzenin kurucuları ve bu bayrak koşusunu devam ettiricileri, “46 yıldız savaş yok, 46 yıldır huzur var, 46 yıldır güvendesiniz, devlet kurduk yaşatıyoruz” diyecek size 20 Temmuz’un yıldönümünde.

    “Savaşsız bir ülkeniz var daha ne istersiniz?” demeye getiriyorlar, “savaş yok işte, idare edin” diyorlar…

    Bir ülkede olması gereken şeyleri de bize satmaya çalışıyorlar; artan binaları, yollardaki lüks araçları, çift şerit yolları, turistik tesisleri, üniversitelerimizi gösteriyorlar bize, “Bunları görmüyor musunuz?” diyorlar.

   Olmasa mıydı? Bunlar da mı olmasaydı? Taş Devri’nde miyiz? E siz o çok övündüğünüz, turizmin, yükseköğretimin geleceğini sağlama alacak politikaları bile doğru dürüst belirleyemediniz, reel sektörle ilgili hiçbir öngörünüz olmadığı için işte bu pandemi döneminde tam çakılmış durumdayız, durum felakettir, süratle işletmeler kapanıyor, işsizler ordusu yaratılıyor.

    20 Temmuz’da bunlardan söz etmiyorsunuz ama değil mi?

    46’ncı 20 Temmuz’u kutlamaya hazırlanırken, halen partizanlıkların devam ettiğini, partisel çekişmelerin sürdüğünü, hükümetin “özel jet krizinde” olduğu gibi kendi koyduğu yasalara, kurallara uymadığını, ülkeyi yönetenlerin şaibe altında kaldığını, bir bakanın torpil yaptığı söylenen bir yabancı yatırımcıyla olan kamera görüntülerinin silindiğini anlatmıyoruz değil mi?

   Hükümet ortaklarının imar planıyla ilgili didişmelerini, atışmalarını, suçlamalarını dinlemek zorunda kaldığımızı ve “Mağusa- Yeniboğaziçi- İskele İmar Planı”nın çatışan çıkar gruplarının bastırması sonucu geçmediği, hükümet ortaklarının da bunlara boyun eğdiği iddiaları arasında giriyoruz 20 Temmuz’a?

   Hükümet ortakları kavga edip, anlaşamadığı için 15 Temmuz’dan beri emirnamenin de Resmi Gazete’de yayımlanmadığı, şu anda yürürlükte bir emirnamenin olup olmadığının ve Fasıl 96’ya dönülüp dönülmediğinin bilinmediği ama hükümet edenlerin bir tarafının “emirname vardır” diğerinin “emirname yoktur” dediği ama iki tarafın da “Fasıl 96 mı yürürlükte?” sorusuna cevap vermediği bir ciddiyetsizlikle 20 Temmuz’u karşıladığımızın farkında mısınız?

   Pandemi dönemindeki ihmallerden, beceriksizliklerden, yaşanan saçmalıklardan, komikliklerden mi söz edeyim, yoksa reel sektörü kurtaracak radikal adımı atamayan hükümetten medet umanlara, ölü “gözünden yaş bekliyorsunuz” mu diyeyim?

    Milli abilerimiz kızmasın; hade söyleyeyim; “20 Temmuz kutlu olsun, bakın ülkede savaş yok, daha ne istersiniz?” diyeyim. Tamam mı, memnun oldunuz mu, şimdi her şey tamam mı?

19/07/2020 17:49
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: ali baturay
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.