Yılların eskitemediği lezzet:Anibal
‘Mangal Kültürü’nde ‘olmazsa olmazlar’ arasında ayrı bir yeri olan Saffet Anibal’ın hayat hikayesi, lokantasında sunduğu leziz yemekler kadar önemli ve renkli..
22/10/2011
Hayat Dergi
‘Mangal Kültürü’nde ‘olmazsa olmazlar’ arasında ayrı bir yeri olan Saffet Anibal’ın hayat hikayesi, lokantasında sunduğu leziz yemekler kadar önemli ve renkli... Ünlü kebaplarından kısa örnekler vereceğimiz bu sayfada, onun bu ilginç hayat hikayesinden de bilgiler vermeyi uygun bulduk...
“Hiç okula gitmedim” diyor Saffet Anibal ve hemen şunu ekliyor:
“Ama herkesten çok hesabım, kitabım var...”
Ve hemen biz de şunu ilave edelim:
“Sözlerinin gerçek olduğu, yarım yüzyılı çoktan aşmış kariyerinin başarısında en somut bir şekilde görülmektedir...”
Sevgili HAYAT okurları, geçtiğimiz hafta sunduğumuz ilk yazıda, zaman zaman gastroloji ve gusto alanlarında kendini kanıtlamış usta ve uzmanlardan söz edeceğimizi duyurmuştuk.
Bu yazı dizimizde ilk olarak Saffet Anibal’ı seçtik.
Onun kısa hayat hikayesini, kendi dilinden, kendine özgü mütevazı anlatımıyla ve kısaca vereceğiz.
Pek tabii, onun Kıbrısça, hatta dünyaca ünlü kebap ürünlerinin de kısa tariflerini ekleyeceğiz yazımıza...
“Ben sokakta büyüdüm” diyor Saffet Anibal...
Henüz 8 yaşında iken hayatını kazanmak zorunda kalmış
Çağlayan’daki yazlık sinemaların önünde ve içinde sandviç satarak başlamış hayatını kazanmaya...
Bu arada Lefkoşa’nın Rum kesimine de geçerek orada da yasemin ve Halep fıstığı satıyormuş.
Bütün bu yolları hep ‘yaya’ tepmiş Saffet Anibal...
Ama 10 yaşında çok sevinçli bir olay yaşamış.
İlk kez bir bisiklet sahibi olmuş.
Ve ona gözü gibi bakmaya başlamış.
Nekadar acıdır ki, o ‘güzelim’ tarihi bisikleti, malum, geçenlerde çalınmış.
Onun yasını tutuyor Anibal...
“Arabam çalınsaydı okadar üzülmezdim” diyor.
ANİBAL ADI KARTACA’DAN GELMEDİ !
Saffet Anibal, deyim yerindeyse ‘fişek’ gibi bir delikanlı olma yolunda iken, spora da merak salmış.
Henüz 12 yaşında imiş...
Ve kısa zamanda Gençlik Gücü’nün vazgeçilmezlerinden biri oluvermiş.
Hatta GG’nin maskotu haline gelmiş.
Tarihi “Oyna GG” sözü de onun için söylenmiş yıllarca...
Hala da söylenmekte...
Bu arada sandviççiliği de devam ediyormuş.
Hatta sandviçlerini ve diğer malzemelerini taşımak için uygun bir de araba sahibi olmuş.
Bir gün, o zamanki organizatörlerinden Necip Bey’in getirdiği yabancı kadın artistlere sandviç götürmüş.
Kadınlardan biri hem sandviçlere, hem de Saffet Anibal’a adeta aşık olmuş.
Bir süre onunla gezip tozmuş genç Saffet...
Bu ilişki çok dikkat çekmiş olmalı ki, arkadaşları ona ‘Anibal’ olarak takılmaya başlamışlar.
Yabancı kadının adı Anibal imiş.
Anibal işte böyle doğmuş.
Ama doğmakla kalmamış Saffet Anibal...
İçindeki azim ve irade ve de idealist tutumu, onu bugünlere taşıyan en büyük etken olmuş.
Artık seyyar satıcılığa son vermek zamanı gelmişti.
Saffet Anibal, Zafer Sineması yakınında bir dükkana yerleşmiş.
Orada tost, ciğer ve çorba servisine başlamış.
O günlerde döner modası Kıbrıs’ta yeni yeni yerleşmeye başlamıştı.
Bunu en güzel bir şekilde öğrenmek için, Türkiye’de ahçılarıyla ünlü Bolu’ya, Mengen’e gitmiş.
Bir haftalık kurs, onun için yeterli olmuş.
Ve Saffet Anibal, daha sonra artırdığı zengin kebap çeşitlerinin yer aldığı mönüsüne döneri de eklemiş.
O zamandan üne kavuşan Saffet Anibal, ününü, daha sonra taşındığı, Çağlayan’daki şimdiki yerinde daha büyük halk kitlelerine ulaştırmış.
Çok disiplinli bir çalışma sistemini uygulayan, çalışma yerine ‘sabahın köründe’ gitmeyi bir ‘yasa’ haline getirmiş bulunan ve iş saatlerinde yerinden ve mangalından bir dakika bile ayrılmayan Saffet Anibal, ayların yorgunluğunu gidermek için, her yıl dükkanını kapatıp dış ülkelerde seyahat etmiş.
Avrupa’nın hemen hemen bütün ülkelerinde, Orta Doğu’ya, Uzak Doğu’ya sayısız seyahatler yapmış.
Türkiye’de, Yalova’da ev almış.
Hatta bir defasında Türkiye’de iken, bölgede yer alan o korkunç depremde canını zor kurtarmış.
Burada kayda geçirilmesi gereken bir nokta var:
Saffet Anibal, her seyahat sonrası dönüşünde, o sayısız müşterilerini her zaman karşısında, onu beklerken bulmuş.
Çünkü o bir gerçek tarih...
Kendine özgü ya da onun için söylenen sözlerin de tarih olduğu gibi...
“Yes be annem !” de bunlardan biri...
Ancak onu tarihe layık gören nedenlerin başında, hiç değişmeyen mükemmal servisi ve kebaplarının lezzeti...
Mangal ürünlerinin tarifini verirken, bazı detaylardan kaçınıyor Saffet Anibal...
Örneğin ‘malzeme’den söz ederken, malzemelerin detayını tam olarak vermiyor.
“O da sır kalsın” diyerek geçiştiriyor.
Yine de ondan kısa da olsa bazı yemek tariflerini aldık.
Kısa notlar halinde veriyoruz.
KUZU ŞİŞ
Seçerek alınan kuzu eti temizlenir.
Biraz tuz ve soğan suyunda bir gün dinlenmeye bırakılır.
Ertesi gün şişe dizilir.
Kömürde şiş çevrilerek, etler kıvamını buluncaya kadar pişirilir.
Pidede ya da pide yanında servis edilir.
Yanında Saffet Anibal’ın taze yoğurdu, ünlü turşuları, kızartılmış patates ve hellim de kebaba lezzet katar.
(NOT: Anibal yemek sonunda müşterilerine tatlı da ikram eder. Çoğu zaman bu tatlı ekmek kadayıfı olur)
DİĞER MANGAL ÇEŞİTLERİ
DANA CİĞERİ:
Günlük yapılan bir yemek...
Önce ciğerin zarı çıkarılır.
Doğranır.
Şişe dizilerek kömürde pişirilir.
UYKULUK...
Bu da ciğer gibi pişirilir.
Kıvamına dikkat etmek gereklidir.
Uykuluğun yumuşak kalması lazım...
Tuzunu da önceden değil, pişerken koymak şart...
ŞİŞ KÖFTE
Kıymanın kilosuna göre baharatı ayarlanır.
İçine yumurta konur.
Ve zevke göre diğer malzemesi eklenir.
İyice yoğrulduktan sonra şişlere dizilip kömür üzerinde çevrilerek pişirilir.
DÖNER
Malzemesi bir gün önce alınır.
Gereken terbiyesi yapılır.
Ertesi gün döner silindire dizilir.
Servis için hazırlanırken ince kesime dikkat edilir.
Afiyet olsun !
(NOT: Saffet Anibal ünlü şeftali kebabının ‘sırrını’ açıklamadığı için, bu kebap türünün resmini vermekle yetindik...)




























































































































































