Kod adı Venüs'teki genç yeteneğimiz; Kemal Caymaz

Henüz daha 21 yaşında olmasına rağmen, bir çok güzel projeye imza attı.Yeteneğini sergileyip “Kod Adı Venüs” filmi seçmelerine katıldı ve rol aldı

ads ads ads ads
19/12/2011
Poli Dergi

ads
ads
Kod adı Venüs'teki genç yeteneğimiz; Kemal Caymaz

 Henüz daha 21 yaşında olmasına rağmen, bir çok güzel projeye imza attı. Bir arkadaşı ile birlikte bağımsız olarak  “Bir Varmış Bir yokmuş” adlı resim sergisini açıp, takdir topladı.

Yeteneğini sergileyip “Kod Adı Venüs” filmi seçmelerine katıldı ve rol aldı. Şimdilerde ise arkadaşlarıyla birlikte çok yakında gösterime girecek olan “The Fish Has Flown Away” adlı filmde rol alıyor.

Gelecek yıl yüksek lisans yapmak için İstanbul’a gitmek istediğini belirten Caymaz, sinema –dizi sektöründe yer almak istediğini orada da şansını deneyeceğini vurguluyor.

Ayrıca, lise yıllarından esinlenerek oluşturduğu fantastik bir gençlik hikayesi  yazıyor  Kitap içindeki resimleri de kendisine ait.  Bir kaç yıl içinde onu da tamamlamayı düşünüyor.

Bu hafta Poli’ye genç yetenek Kemal Caymaz konuk oldu ve  sergisi, rol aldığı filmleri ve hayalleri ile ilgili keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Poli: Bize kendinizden bahseder misiniz?

K.C: 28 mayıs 1989 Girne doğumluyum. İlkokul ve ortaokul eğitimimi Girne Amerikan ilkokulu ve kolejinde tamamladım. 2003 yılında Lefkoşa Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’ne başlayarak sanat eğitimimin temelini atmış oldum. Güzel Sanatlar Lisesi hayatımın dönüm noktası oldu diyebilirim. Çok sevdiğim hocalarım tarafından İyi bir resim eğitimi almamın yanında kafamda oyunculuk yapma fikri de yavaş yavaş belirmeye başladı. Lise 1 de okulda geçen fantastik bir gençlik filmi senaryosu yazmaya başladım. Senaryoyu bitirdiğimde Lise 3’e geçmiştim. O dönem bizden bir alt sınıflara drama dersi vermesi için part time olarak sevgili hocam Özlem Özkaram geliyordu. Senaryomu ona göstermiştim. Senaryoyu okumuş ve benimle bayağı ilgilenmişti. O dönemler film yapmak konusunda çok heyecanlıydım. Özlem hocada beni bayağı yüreklendirmişti. Sonunda oyunculukta kendimi göstermek için bir fırsat buldum diye düşünüyordum. Fakat araya son sınıf olmanın yükü girdi diyebilirim. Okul derslerinin yoğunluğundan dolayı filmi çekemeden liseden mezun oldum. Derken 2007 yılında Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi-Plastik Sanatlar Bölümüne başladım. Orada resim - seramik üzerine eğitimime devam ettim. Bu süre içerisinde birçok ulusal ve uluslararası sergi ve çalıştaylara katıldım. Nisan 2011 de sınıf arkadaşımla birlikte okuldan bağımsız olarak “Bir Varmış Bir yokmuş” isimli sergiyi açtık. Haziran ayında da mezun oldum. Şu an Atatürk Öğretmen Akademisin’de Pedagojik formasyon eğitimime devam etmekteyim.  Aslında kendimi çok şanslı hissediyorum çünkü gerek Lise gerekse Üniversite eğitimimde çok iyi hocalarla çalışma fırsatı buldum ve bunun  üretkenliğimi olumlu yönde etkilediğine inanıyorum. Ama oyunculuk içimde hep bir ukte olarak duruyordu. Dizilerde oynayan yaşıtlarımı her zaman imrenerek izlemişimdir. Ve şimdi “Kod Adı Venüs” ile “The Fish has Flown Away”le  oyunculuk yaşamım başlamış oldu.

 

 

 

 

Poli: “Kod Adı Venüs” filmine nasıl dahil oldunuz?

K.C: Güzel Sanatlar Fakültesine devam ederken yüksek lisans eğitimim için İstanbul’a gitmek istediğimi orada Resim üzerine eğitimimi sürdürürken bir yandan da oyunculuk eğitimi almak istediğimi arkadaşlarımla sürekli paylaşıyordum. Çünkü oyunculuğun resim yaparken beni birşekilde besleyeceğine inanıyorum. Nisan ayı falandı sanırım, ben “Bir Varmış Bir Yokmuş” sergisinin hazırlıklarıyla ilgilendiğim için bir gün okulu ekmiştim. O günde Yönetmenimiz Tamer Garip kütüphanede filmle ilgili bir seminer vermiş. Oyuncu aradığından bunun için okulda seçmeler olacağından filan bahsetmiş. Arkadaşlarımda seminere katılmıştı. Ertesi gün okula gittiğimde seçmelere katılmam için hepsi üstüme çullandı. Derken onların da teşvikiyle cesaretimi toplayıp seçmelere katıldım. Aylar sonra da ekibe alındığıma dair bir mail geldi. Ardından Tamer Garip’le görüştüm ve  bana rolümü anlattı MI6’ya bağlı bir ingiliz ajanını canlandıracaktım. Gizli Örgüt tarafındanMakarios’un yakınına yerleştirilen ve onu sürekli izleyen bir karakterdi bu. Karaktere hemen ısındım ve kabul ettim. Aslında ülkemizde bir sinema sektörünün olmaması beni herzaman rahatsız eden birşeydi. Tamer Garip’in bu girişimi beni çok mutlu etti doğrusu.

 

Poli: Bize projeden bahseder misiniz?

K.C: Senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini Tamer Garip yaptı. Garip, filme 2002 yılında, İngiltere’de, Lort David Haney’le bir yemekteyken, İngiliz lordların Kıbrıs hakkındaki bilgilerinin yanlış olduğunu gördükten sonra karar vermiş. Senaryosunu yazarken tam dokuz sene araştırma süreci yaşamış, tüm Türk, Rum, İngiliz gizli belgeleri incelenerek ve tarihsel olaylara bağlı kalınarak yazılmış ve hikaye sinema diline uygun olacak şekilde kurgulanmıştır. Yakın Doğu Üniversitesi ana sponsorluğunda çekilen filminde başrollerini Jolie M,Cengiz Bozkurt, Jonny Lee Kemp ve Serhat Harman canlandırıyor. Ayrıca yardımcı oyuncu olarak birçok yeni yetenek projede yer alıyor ve bence bu filmle Türk sinema ve dizi sektörü yeni yüzler kazanacak. Filmin kostümleri Kıbrıslı Modacı abdullah Öztoprak tarafından hazırlandı. Filmin çekimleri eylül ayı içerisinde başladı kıbrısın çeşitli yerlerinde  çekim yapıldı ve 40 günde tamamlandı. Şimdilerde post prodüksiyonu yapılıyor ve Mart 2012de Türkiye ve Avrupa’da 250 sinemada gösterime girecek ayrıca önemli festivallere de katılacak. Film 1940lardan günümüze Kıbrıs’ta yaşananları casusluk ve aşk hikayeleri eşliğinde Yasemin karakterinin gözünden anlatılıyor.

 

Poli: Çekimler sırasında neler yaşadınız?

K.C: Çekimler oldukça eğlenceli geçti. Benim gibi ilk kez bu işi yapan ve oyunculukta yetenekli insanlarla tanıştım. İyi dostluklar kurdum.  Set ortamı içerisinde herzaman büyük bir aile gibi çalıştık. Biraz yorulduk ama herşey çok güzeldi.Yorulmadan da başarıya ulaşılmaz öyle değil mi?

 

Poli: “Kod Adı Venus”den ayrı bir film projen daha var sanırım öyle değil mi?

K.C: Evet. “Kod adı Venus”un çekimleri başlamadan önce çok sevdiğim hocam Eser Keçeci vasıtasıyla Güney Kıbrısta yaşayan belçikalı film yapımcısı Julie Perry- Sandor’la tanıştım. Kendisi, Kıbrıs Uluslararası Çocuk Film Festivali (ICFFCY) ile birlikte ekim 2009 da çocuklarla birkaç yeni film çalıştayı organize etmiş. İçlerinden birinde; Kıbrıslı Rum ve Türk, iki toplumdan toplanmış olan bir gurup genç, çocuk haklari himayesinde çocuk haklarıyla ilgili bir film ortaya koymayi amaçlamışlar ve sonuç olarak 20 dakikalik 'Bir Gülüs Çizmek (drawing a smile) adındaki orijinal film öğrencilerin kendileri tarafindan basariyla tamamlanmış. Bu workshoplardan sonra bu gençlerle koçlari (Julie Perry- Sandor) tekrar buluşup tartışıp birlikte zaman geçirip bağları güclendirmek adina yeni bir proje yarattılar.Filmin Senaryosu gruptaki herkesin fikri sorularak hazırlandı ve “The Fish Has Flown Away” Temmuz 2011 de Güney Lefkoşanın eski sokaklarında çekilmeye başladı. Film binlerce fotoğrafın montajlanmasıyla oluşuyor. Julie, her hareketimizi fotoğrafladı ve Stop Motion tarzında bir film yapmayı amaçladı. Onun çekim tekniği de çok eğlenceliydi. Tüm ekip zevk alarak çalıştı.Filmin çekimleri Aralık ayı başında sona erdi. Film Avrupa Birliği tarafından destekleniyor. Onun da şu an montajı yapılıyor ve film Aralık sonu Uluslararası Çocuk Film Festivali’ne katılacak. Ayrıca Avrupa Birliği tarafından destekleniyor. İki ayrı proje iki ayrı heyecan. İki projedende çok umutluyum.

 

Poli: “The Fish Has Flown Away” filminin hikayesi ve rolün hakkında bize bilgi verir misin?

“The Fish Has Flown Away” dört genç ana karakterin başından geçen fantastik olayları anlatıyor. Bunlardan ikisi Rum, Petros ve Isabel. Biri afrikalı göçmen bir ailenin kızı, Thandie. Biri de Lokumcuda çalışan türk, mutlu bir çocuk olan Ahmet.

Bu dört gencin ortak bir hobisi var oda müziktir. Bu hobileri onları birbirlerine yaklaştırır ve yeni bir arkadaş gruplarının oluşmasını sağlar. Şehrin çeşitli yerlerinde gezip müzik aletlerini çalıp şarkı söylerken bir gün terkedilmiş eski bir ev bulurlar ve oraya sığınıp müzik yapmaya devam ederler. O ev onların bir şekilde kaçamakları olur diyebiliriz. Fakat evin yaşlı deli bir sahibi vardır. Bu adam kağıttan balıklar yaparak fırında pişirir ve balıklar canlanıp gökyüzünde uçmaya başlar. Ve böylece çocuklar  hayatın sıkıcı gerçekliğini, tuhaf balığın gösterdiği yolla renkli ve heyecanlı bir dünyaya çevirirler.

Ben  Ahmet rolündeyim, Kuzeyde bir lokumcu ustası yanında çalışıyor. Ustası onu sürekli itip kakıyor. Bir gün Thandie ile karşılaşıyor ve iyi arkadaş oluyorlar. Thandie ona ingilizce öğretiyor. Derken  ikisi arasındaki arkadaşlık aşka dönüşmeye başlıyor.

Poli: Sinema ve Dizi oyuncuları içinde  beğendikleriniz kimlerdir?

K.C: Benim idolüm Mehmet Günsur’dur. Çok iyi bir oyuncu olduğuna inanıyorum.  Ayrıca Zerrin Tekindor. Kendisi ressam oyuncu olarak anılıyor. Her iki disiplinde de başarılı olup onun gibi ismimden söz ettirmeyi çok isterim. Ayrıca Haluk Bilginer ve Okan Yalabık var mesela. Ama son zamanlarda beni etkileyen Aras Bulut İynemli oldu. Oyunculuk eğitimi olmamasına rağmen “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisinde harikalar yarattı. Aslında onu izledikten sonra, biraz da bu işi yapmak için cesaretlendiğimi söyleyebilirim.  Bir de Osman Alkaş. Ben onun programını izleyerek büyüdüm neredeyse. Onu da o dizide görmek beni umutlandırdı ve çok mutlu etti.

Yurtdışında ise Ian Somerhalder.Ralph Fiennes ve Alan Rickman çok sevdiğim oyuncular.

 

Poli: Sinema sektörünün şu an KKTC’deki durumu nedir?

K.C: Sinema sektörü şu an burada yeni yeni oluşmaya başlıyor. Bunun öncülüğünü “Gün Batarken” filmiyle Cemal Yıldırım Yaptı sanırım. Daha sonra  Çağrı Beyaz “Ölü Bölgeden Fısıltılar” adında bir film çekti ama yanlışım yoksa eğer henüz vizyona girmedi. Şimdi de Tamer Garip “Kod Adı Venus”le  büyük bir atılım yapıyor. Bence devletimizin bu alandaki girişimcilere yardım elini uzatması lazım.  Tamer Garip adada bir film platosu kurmayı hedefliyor ve bence adamız buna oldukça musait. Şehirler arası mesafeler çok kısa, İklimi güzel, zengin bir tarihsel dokusu var.  Bunlar film çekerken bir yönetmenin aradığı başlıca unsurlar. Ayrıca birçok değerli tiyatro oyuncumuz var. Adada oluşacak film-dizi sektörü onlara da yeni çalışma alanları kazandıracaktır.Türkiye’nin heryaptığını yapmaya çalışan devletimiz Neden oradaki dizi ve sinema sektörünü örnek alıp uygulamaya geçmiyor? Öyle değilmi?

 

Poli: İleriki zamanlarda ne gibi projeler bizi bekliyor?

K.C: Bu aralar derslerime ağırlık verdim Pedagoji eğitimimi bitirmeden herhangi bir projede yer almayı düşünmüyorum. Ama haziran ayında bir dizi projesi var. Gelecek yıl yükseklisans için İstanbul’a gitmeyi istiyorum. Orada resim eğitimime devam ederken oyunculuk eğitimi de almaya başlayacağım. İstanbul’da teklifler gelirse değerlendireceğim ama ben genellikle dönem dizileri veya filmlerinde oynamak istiyorum. Böyle iddialı bir proje karşıma gelirse hiç kaçırmam. Örneyin “Öyle bir Geçer Zamanki” o dizide oynamassam gözlerim açık gidebilirim. İlerde çalışmak istediğim birkaç yönetmen var. Bunlar Çağan Irmak ,Zeynep Günay Tan ve YağmurTaylan,Durul Taylan. Ayrıca  Lisede yazdığım senaryoyu roman olarak yazmaya başladım. Lise yıllarımdan esinlenerek oluşturduğum fantastik bir gençlik hikayesi olacak. Kitap içindeki resimleri de bana ait olacak. Bir kaç yıl içinde onu da tamamlamayı düşünüyorum.

Poli: Resim çalışmaları nasıl gidiyor? Yakın zamanlarda bir sergi var mı?

K.C: Son sürat resim yapmaya devam ediyorum. Resim benim ilk göz ağrım onu ne olursa olsun bırakmam. Yakın zamanlarda Grup sergileri var. Ama şu an yeni bir seri üzerinde çalışıyorum. Ve Birkaç yıl sonra ilk kişisel sergimi bu seriyle açacağım. “Bir Varmış Bir Yokmuş” serisinden tamamen zıt bir konsept olacak. O serinin fantastik, sihirli, tospembe yapısı dünyada kanayan yara olan toplumsal bir soruna dönüşecek. Buna daha çarpıcı bir dille vurgu yapacağım.

 

19/12/2011 10:25
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Kültür Sanat, Genç yetenek, Kemal Caymaz
MANŞETLER

HK KÜLTÜR SANAT

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.