HABER KIBRIS

Dr. Ali Atun, tarihi bir olayı dile getirdi

Atun: “Çağatay parti kuracaktı, kaldırımda öldü”

ads
02/01/2012

Dr. Ali Atun, tarihi bir olayı dile getirdi

Kıbrıs Türk siyasetinde kısa süre kalan Dr. Ali Atun, tarihi bir olayı dile getirdi. Atun, ölümünden çok kısa süre önce dönemin Başbakanı Mustafa Çağatay’ın “yeni bir parti” kurmak istediğini söyledi

ÇAĞATAY YENİ PARTİ İSTİYORDU… Dr. Ali Atun, dönemin Başbakanı Mustafa Çağatay’n UBP’den ayrılarak yeni bir parti telaffuz ettiğini belirterek, “Çağatay öldüğü günün sabahı beni telefonla aramıştı. ‘Gel yarın, al Aydın Sami’yi de görüşelim. Bir parti kuracağız’ dedi. Fakat gece o kaza oldu, eve dönerken kaldırımda bastılar kendisini ve öldü” dedi

DENKTAŞ KİMSEYİ DİNLEMEDİ… “Denktaş Bey, kendi bildiğini yapardı. Yani aklına koyduğunu yapar, sağı solu da kaale almazdı. Birinci Başbakan Nejat Konuk, Çağatay Bey… Osman Örek 3 ay dayanabildi çünkü Raif devamlı hücum ederdi. Çağatay’ı da ekarte etti Rauf Bey. Neden etti bilmiyorum”

EN İYİ DOKTOR İHSAN ALİ… Dr. Ali Atun’un belleğinde en iyi doktor, ismi çok tartışılan İhsan Ali. Atun, “Vallahi Türkler arasındaki en iyi doktor İhsan Ali idi. Rumlardan da doktor Derviş’ti. Bana gelen hastalardan ve teşhislerinden bunu biliyorum. En iyileri buydu. Bütün Kıbrıslı doktorları tanırdım” dedi

EROĞLU’NU HARDELEN’E BENZETİRİM… “Düşünebilir misin, bakanlık verdiler kendisine ve bir iki ay içinde istifa edip gitti ilçe başkanı oldu ve Mağusa kazasını elinde tuttu. Ondan bugünkü hale geldi. Bravo Derviş’e… Çok planlı programlı yürüdü ve oldu. Bir ‘kardelen’ gibi yapayalnız bu hale geldi.”

Mete Tümerkan
Siyasetin küskün isimlerinden Dr. Ali Atun, belleğinde sakladığı birçok önemli olayı Havadis için açıkladı. Atun, bir araç tarafından basılmak sureti ile yaşamını kaybeden eski Başbakanlardan Mustafa Çağatay’ın yeni bir parti kurmak istediğini söyledi. Atun, sabah yeni parti için Çağatay ile görüştüğünü, akşama ise ölüm haberini aldığını belirtti.
Ali Bey memleketin geldiği duruma baktıkça hüzünleniyor. “Böyle olmamalıydık” diye düşünüyor. Memleketi bir yangın yerine benzetiyor. 1952 yılında genç bir doktor olarak döndüğü ülkesinde İngiliz İdaresi vardı. O idare altında 5 kazadan birinde Kaza Sağlık Müdürü olan tek Türk doktor olmayı başardı.
Makaryos’un kardeşi Muskos’u ölümden kurtardı. TMT günlerinde Nacak Gazetesi’nde yazılar yazdı. 1976 yılında siyasete girdi ama girdiğine de gireceğine de pişman oldu. “Keşke girmeseydim” diyor. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nu bir kardelene benzeten Ali Atun, Kıbrıs’taki en iyi Türk doktorun Dr. İhsan Ali olduğunu söyledi. Ali Atun’la yaptığımız söyleşinin içerisinde birçok konuyu ilk kez okuyup öğreneceksiniz. İşte Ali Bey’e sorduğum sorular ve verdiği yanıtlar:

“Makaryos’un kardeşini tedavi ettim, onu ölümden kurtardım”
Mete TÜMERKAN: Eğitiminizi ne zaman tamamlayarak Kıbrıs’a döndünüz?
Dr. Ali ATUN: Ben adaya 1952 yılında döndüm. 1952’de döndüğümde o günlerde Rumca ve İngilizcemi ilerletmek için çalışmalar yaptım, bu arada Lefkoşa’daki hastanede İngiliz’in “Pre-registration” dediği bir uygulama vardı, asistan olarak çalışmaya başladım. Mezun olur olmaz gelmiştim. Bir üniversite hastanesi idi o zaman hastane. İki yıl süresince 6 ay dahiliyede, 6 ay cerrahi ve ortopedide, 6 ay kadın doğumda, 3 ay çocuk servislerinde, 3 ay da laboratuar ve röntgen kısmında çalıştım ve ondan sonra devlete tayin oldum. Dönem İngiliz devriydi. İlk muayene ettiğim hastalardan biri Muskos diye bir Rum hastaydı. Muskos’u bana Dr. İhsan Ali göndermişti. Dr. İhsan Ali o zaman Baf’ta özel olarak çalışan bir doktordu. Muskos’u bana teşhis ve tedavi için gönderdi. Ben dahiliye yapıyordum. Hastayı muayene ettim, farklı ve ilginç bir vakaydı. Tıp kitaplarındaki kadar güzel bir silueti vardı. Teşhisini koydum, neden o hastalığın ortaya çıktığını araştırdım. Böbrek üstü bezleri iflas etmişti. Onların fotoğrafını bin bir eziyetle çektim. Ben şahsen çektim röntgende. Elimle hava vererek... Ve o böbrek üstü bezlerinin iflas ettiğini tespit ettim. Niçin böyle oldu diye araştırdım ve bunun verem dolayısıyla olduğunu tespit ettim. Hastayı tedavi ettim. O zaman da kortizon ve NCTH diye bir ilaç çıkmıştı. Onlar iflas eden o hormonları geri verebilirdi hastaya. Hastaya tedavisini uygulayıp köyüne geri gönderdim. Bu hasta Panayalıydı, meğer papazın, Makaryos’un kardeşiymiş. Adı Muskos’tu. Bunun üzerine idare amirinden bir mektup aldım, beni Panaya’ya tayin ettiklerini yazıyordu. Meğer kardeşi gidip papaza benim çok iyi doktor olduğumu söylemiş, papaz da tayinim için aracı olmuş. 1954-55’te ben Panaya’daki sağlık merkezinde ne yapacağım? Ustam olan İngiliz doktora gittim ve ayrılmak istediğimi söyledim. Karar vermiştim, Maraş’a gidecek, orada çalışacaktım. Klinik açacaktım. Ne olduğunu sordu? Kendisine anlattım, gelen yazıyı verdim. Aldı ve gitti. Ertesi gün bana Lefkoşa Hastanesi’ne asistan olarak tayinimi getirdi. Ve ben Lefkoşa Hastanesi’nde kaldım. Bunun üzerine Maraş’a gitmekten ve klinik açmaktan vazgeçtim. Çünkü hastanede çalışmak daha avantajlıydı. Lefkoşa Hastanesi eğitim hastanesiydi. İngiltere’ye bağlıydı. Orada, gelen hastaların teşhisini bir günde koyma olanağım olurdu. Röntgeni, laboratuarı her şeyi vardı. Her şey elimin altındaydı. Özelde çalışmak çok kolay değildi. Teşhis için röntgen ve laboratuar hizmetleri çok pahalıydı. Ben hep kamuda görev yaptım. Ben o zamanlarda İngiliz valisine bir mektup yazdım. Valiye, Sir John Harding’e, mektubumda dedim ki “beş kazadaki “District Medical Officer” Rum’dur. Aralarında hiç Türk yok. Ben namzetim. Ben doktorum ama idari işleri bilmiyorum. Bana burs temin edin, gidip bu konuda eğitim alayım, “public administration” yapıp geleyim. Ondan sonra kaza başhekimi olarak tayin alayım”. Gittim, Lübnan’da Eyyübi’de Amerikan Üniversitesi’nde yüksek şeref öğrencisi olarak mezun oldum ve geri geldim. Ondan sonra beni Mağusa Kaza Başhekimi olarak tayin ettiler. O zamanlarda çok fakirlik vardı. Özelde teşhis ve tedavi de o dönemlerde çok pahalıydı. Ben onun için özel çalışmayı hiç tercih etmedim, hep kamuda çalıştım.

“1950’lerin sonunda Mağusa’da insanlar perişandı, fakirlik vardı”

Mete TÜMERKAN: Mağusa’da göreve başladığınızda ortam nasıldı? İnsanların durumu nasıldı?
Dr. Ali ATUN: Perişanlık ve fakirlik vardı.

Mete TÜMERKAN: Toplumlararası ilişkiler nasıldı?
Dr. Ali ATUN: Beni Rumlar el üstünde tutardı. Çünkü bütün doktorlar ben Lefkoşa’dayken bana muhtaçtı. Gönderdikleri hastalara bakar teşhis koyardım, hastaneye yatırırdım. Onun için beni iyi tanırlardı. Bana çok hürmet ederlerdi. Vapurlara “clearing”i vermek için de o zaman doktor vapura çıkardı. Ben göreve başladıktan sonra acenteler beklemesin diye işçileri de beraber çıkarırdım, onlar ayrı odada kendi işlerini hallederlerken, ben işimi bitirirdim. Ben iner inmez işçiler de işlerine başlarlardı. Böylece zaman kazanırlardı. Memlekete girecek olan bütün yiyecek maddeleri, et hariç hepsi benim elimden geçerdi. Bu görevi üç buçuk yıl yaptım.

“Beni hain ilan etmeye kalktılar İnönü’den yazı istedim”
Mete TÜMERKAN: 1963 yılında olaylar başlayınca ne oldu? Ne yaptınız?
Dr. Ali ATUN: Mayıs 1964’e kadar devam ettim. Ben İsmet İnönü’den mektup istedim göreve devam edip etmeme konusunda. Çünkü burada Lefkoşa’da beni vatan haini diye ilan etmek isteyenler vardı. Ben ve personelim çalıştığı için… Limanı çalıştırırdık. Limanda Türk işçileri çalışırdı. Ben sancaktara, “Gitmem. Bana en yüksek mevkiden emir getireceksiniz” dedim. Bana en yüksek mevkiden İsmet İnönü’den yazı getirdiler. Telgraf geldi “görevinize devam edeceksiniz” diye. 11 Mayıs’a kadar devam ettim. O komutanları Mağusa’nın içinde öldürdülerdi bizimkiler o güne kadar. O komutanlar sarhoş bir şekilde giriş yaptılardı Mağusa’ya… Rum komutanlardı. Rastgele Mağusa’daydım bu olay olduğunda. Yoksa hastanede olsaydım Rumlar beni de alıp intikam için öldüreceklerdi.

Mete TÜMERKAN: Sizin TMT ile bir bağlantınız var mıydı?
Dr. Ali ATUN: 18 sene 9 ay 29 gün TMT belgem var. Dr. Burhan Nalbantoğlu beni Bayraktar’ın önünde yemin ettirmişti. 1958’lerde yemin etmiştim.

“Nalbantoğlu doktorluk yapmak yerine bütün gücünü TMT için harcardı”
Mete TÜMERKAN: Nalbantoğlu nasıl biriydi?
Dr. Ali ATUN: Nalbantoğlu bütün gücünü TMT işine harcamıştı. Doktorluğunu bıraktı ve kendisini bu işlere adadı. Ben kendisine çok hasta göndermiştim ama zaman ayırmıyordu. Hastalar bu nedenle memnun değillerdi. Çünkü kendisi TMT işleri ile uğraşırdı.

Mete TÜMERKAN: TMT’de siz neler yaptınız?
Dr. Ali ATUN: Benden örneğin birisini nutuk çekmesi için Şillura’ya götürmemi isterlerdi. Şoförlük yapardık. Bir keresinde Cahit Gürel’i mesela Bodamya’ya götürdüm, ilkokulda doktor Küçük’ün resmi var mı yok mu onu tespit etmek için. Burhan öyle bir görev vermişti bana. Sonra Nacak’ta yazılar yazdım. Veziroğlu’nun başkanlığında. Nacak’ın müdürü oydu. Gazetede şifreli şeyler yazılır ve bölgelere mesaj gönderilirdi. Nacak bölgelere şifreli mesaj göndermek için de kullanılırdı.

“Kıbrıs’taki en iyi doktor İhsan Ali idi”
Mete TÜMERKAN: İhsan Ali ne yapardı? Durumu neydi o zaman?
Dr. Ali ATUN: Vallahi Türkler arasındaki en iyi doktor İhsan Ali idi. Rumlardan da doktor Derviş’ti. Bana gelen hastalardan ve teşhislerinden bunu biliyorum. En iyileri buydu. Bütün Kıbrıslı doktorları tanırdım.

Mete TÜMERKAN: Mayıs 1964’ten sonra Mağusa’da neler oldu?
Dr. Ali ATUN: Sancaktar bir gün beni aldı, topladı liman işçilerini değnek elinde “Hepsiniz işe gideceksiniz” dedi. Ve çalışırlardı. 1963’ten sonra çalışırdı onlar. Sancaktar benim de gitmemi istedi. Hatta bir çiçek hazırladı giderken götürmem için. Ama ben gitmedim. O öldürme olayı olmasaydı ben de gidecektim.

“Mağusa’da surlar içerisinde Rumları bizimkiler öldürünce ben görevime gitmedim”
Mete TÜMERKAN: O öldürme olayı nasıl oldu?
Dr. Ali ATUN: Rumlar Canbulat Kapısı’ndan girdi. Orda ki bizim mücahitleri bypass yaptılar. Oradaki bildirdi Mağusa Kapısı’na. Orada bizim mücahit o telefon dolayısıyla ateş açtı. Şoför polis müdürünün oğluydu. 3 tane Yunan askeri vardı arabada da NATO’dan, Yunan ordusundan ve Rumlardan kimlik kartları vardı. Arabada otomatik silah da vardı. Hepsinin belinde de tabanca. Bu arada 1958’de Sinde olayları olduğunda ben o zaman Lefkoşa Hastanesi’ndeydim.
O olayın yaşanması üzerine başhekime gittim ve o olay nedeniyle Kıbrıslı Türk hastaların hastaneye gelmekten çekindiklerini söyledim. “Ne yapalım?” diye sordu. “Sağlık işlerini ayıralım” dedim. Ve ilk sağlık servislerini ayıran benim başhekimle birlikte. Benden kendisine 5 tane Türk doktor bulmamı istedi. Bana “Sen bul tayin et, ben hepsini kabul ederim” dedi. Sınıf arkadaşlarıma müracaat edecektim.
Onlar çalıştıkları için birinci basamaktan tayin olmazdı. “Sen ne tayin edersen ben kabul ederim” dedi. Bana o zaman bir ambulans verdi. Şoför ve hastabakıcı verdi. Doktor Hasan Güvener’in babasına gittim. O geldi. Bir de Babatya isminde Türkçe bilen bir Ermeni doktor vardı. Fikret Asım Bey’i tayin ettim. Ondan sonra Eczacı olarak birini tayin ettim ve devam ettik. Viktorya Kız Okulu’nda hizmet vermeye başladık. Yıl 1958 idi. 1960 Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla Karakaş’ın bahçesinde yataklı hastane oldu.
Bu arada 1964’ten sonra da Mağusa’da Ziya Bey’in evini aldık ve orada hastane açtık. Bütün kadın vakalarına, doğum ve düşüklere ben bakardım. 1963 yılında doktor Derviş Eroğlu, doktor Mustafa Erbilen ve doktor Tahsin Bilginer mezun olup geldi. Üçünü de bana Mağusa’ya verdiler. Tahsin Bey ayrılıp Londra’ya döndü. Mustafa Erbilen ve Derviş Bey uzun seneler benimle beraber devam ettiler. O taraftan ilaçları alır, bizim hastalara verirdim.

“Mağusa’da stres ve korkudan 269 düşük vakası oldu”
Mete TÜMERKAN: Zor günlerdi o günler herhalde?
Dr. Ali ATUN: Zor günlerdi. O Mustafa Erbilen dizlerine dizlerine vururdu, “Be Ali Bey bu kürtajları nasıl yapan” diye… 289 tane düşük vakası geçti elimden. Korkudan dolayı. Ortam çok gergindi. Bütün sağlık işlerinin sıkıntılarını Mağusa Kazası’nın ben çektim.

Mete TÜMERKAN: Bu nereye kadar devam etti?
Dr. Ali ATUN: 1976 yılında Hasan Sağlam Paşa bana geldi, mutlaka politikaya girmem gerektiğini söyledi bana. Dedim ki, “Ben şimdi gül gibi mesleğimi bırakıp da politikaya mı gireyim? Ben politika adamı değilim. Bir kere politikacı politikacı olmalıdır. Bizde bu yoktur. Politikacı ruhu yoktur.” Yani benim politikaya girmeme Türkiye’den gelen generaller sebep oldu. Tabii ki girdiğime pişman oldum. Bir fikir birliği sağlayamadık. Ne bakanlıklarda, ne de Meclis’te uyum sağlayamadık. 1976’da politikaya UBP’den girdim. Seçildim ve Sağlık Bakanı oldum.

“Politikaya girdiğime pişman oldum”
Mete TÜMERKAN: 1976 yılında sağlık koşulları neydi ülkede?
Dr. Ali ATUN: 1976’da büyük hastane benim zamanımda bitti. Amerikalılara müracaat ettim. Bütün tefrişatı Amerikalılar yaptı. İç malzemenin hepsi Amerikan yardımıdır. Amerikalılar bize bol bol yedek parça da verdi. Açılışını da ben yaptım. Tabii orada büyük bir yanlışlık oldu ve müsteşara teşekkür etmedik. Yardımları için. Halbuki birçok işi o yapmıştı. Özdil Bey’di müsteşar. Bütün tefrişatı ona bıraktım. Gücendi bize müsteşarımız ve ayrıldı.

Mete TÜMERKAN: Bir dönem bakanlık yaptınız değil mi?
Dr. Ali ATUN: Bir dönem. 1981’de son sıradan aday oldum ve seçildim. 1985’te ise kaybettim. Ben özel teşebbüsten, yatırımdan yanaydım. Özel teşebbüse yardımcı olmaya çalışırdım. “Sen zenginden, yatırımcıdan yanasın” deyip beni elbirliği ile ekarte ettiler. Genel sekreter İrsen Küçük’tü.
Delege oylarını değiştirdiler. İkinci seçimde 19’uncu sırada girdim. Ertuğrul Hasipoğlu çekildiği için 18’inci sırada girdim 1981 seçimlerine ve ikinci sırada seçildim.
Halk beni destekledi. 16 sene hizmet ettim ben Mağusa’da. Başbakan Osman Örek’ti, Bana teklif etti, ben bakanlık kabul etmedim. Ona dedim ki, “Genç ve meraklı arkadaşlar var, onları bakan yapın.” Benden sonra İrsen’i Sağlık Bakanı yaptılar. Politika kadar nankör bir şey yoktur. Politikacı olmak için aklına yapacaklarını koyacaksın ve hiç çekinmeden yürüyeceksin.

“Derviş Eroğlu planlı programlı bir şekilde hedefine yürüdü. Ben onu kardelene benzetirim”
Mete TÜMERKAN: Var mı öyle politikacı? Kimleri beğenirdiniz?
Dr. Ali ATUN: Var ya. Naci Talat vardı. İsmet Kotak vardı. Bunlar şeydi. Derviş Bey de. Düşünebilir misin, bakanlık verdiler kendisine ve bir iki ay içinde istifa edip gitti ilçe başkanı oldu ve Mağusa Kazası’nı elinde tuttu. Ondan bugünkü hale geldi. Bravo Derviş’e… Çok planlı programlı yürüdü ve oldu.

Mete TÜMERKAN: Derviş Bey nasıl bir doktordu?
Dr. Ali ATUN: Doktorluğu köylerde geçti. Sağlık merkezlerinde geçti. Sonradan gidip üroloji ihtisası yaptı. Burhan Bey nasıl ki TMT ile uğraşıyorsa idi, Derviş Bey de politika ile uğraştı. O ideal o zamandan vardı. Bir “kardelen” gibi yapayalnız bu hale geldi. Politikada parlak bir kafası var mutlaka. Yılmadı, yürüdü, hiçbir engelden çekinmedi.

“Derviş Bey de Nalbantoğlu gibi doktorluk yapmak yerine politika ile ilgilendi”
Mete TÜMERKAN: Derviş Bey’i ne zamandan beri tanırsınız?
Dr. Ali ATUN: Doğduğundan beri tanırım. Çünkü benim anam ile onun dedesi kardeştir. Babası ile kardeş çocuklarıyız.

“Rauf Denktaş kendi bildiğini yapardı. Çağatay parti kurmaya hazırlanırken öldü”
Mete TÜMERKAN: Rauf Bey nasıl bir politikacıydı sizce?
Dr. Ali ATUN: Denktaş Bey, kendi bildiğini yapardı. Yani aklına koyduğunu yapar, sağı solu da kaale almazdı. Birinci Başbakan Nejat Konuk, Çağatay Bey… Osman Örek 3 ay dayanabildi çünkü Raif devamlı hücum ederdi. Çağatay’ı da ekarte etti Rauf Bey. Neden etti bilmiyorum. Çağatay öldüğü günün sabahı beni telefonla aramıştı. “Gel yarın, al Aydın Sami’yi de görüşelim. Bir parti kuracağız” dedi. Fakat gece o kaza oldu, eve dönerken kaldırımda bastılar kendisini ve öldü.

Mete TÜMERKAN: Toplumun 1974 öncesi ve sonrasını nasıl yorumlarsınız?
Dr. Ali ATUN: 1974’ten sonra bir kitap yazacak olsam “insan psikolojisi ya da karakterini en çok değiştiren hadiseler nelerdir” diye, en çok bir ay süren bir harp dolayısıyla Kıbrıs Türk halkının karakteri çok değişti. Artık insanlar çok bencilleşmiştir. Eski hürmet, eski saygı-sevgi kalmamıştır. Yozlaşma yaşanmıştır ve devam ediyor.

“Adil bir düzen kuramadık. Ortalık yangın yerine döndü”
Mete TÜMERKAN: O dönemde bir ganimet furyası yaşandı… Biz adil düzgün bir yönetim şekli oluşturabildik mi Kuzey Kıbrıs’ta?
Dr. Ali ATUN: Oluşturamadık… Sancaktar Yardımcısı Bedirhan Bey vardı. O dedi ki “Maraş’taki bu dükkanları verelim, bu üniversite mezunları çalıştırsın. Lefkoşa’dan damperli otomobiller gelir, ha bire yüklenir, Lefkoşa’da ambarlara taşırdı malzemeleri. Bu şekilde hepsini heba ettik. Yoksa senelerce geçindirirdi o malzemeler Kıbrıs Türkü’nü… Gümrükte peynirler vardı. O peynirleri sayım yapacaklar diye kokuttular. Onların hepsi gömüldü bozulup koktuğu için. Buzluklarda bozulan tavuklarla etleri iki sene boşaltamadık.

Mete TÜMERKAN: Geriye dönüp baktığınızda biz nerede yanlış yaptık?
Dr. Ali ATUN: Her şeyde hata yaptık. Hiçbir şeyi doğru yapamadık. Halil Hamza bir gün geldi bana dedi ki “Ali Bey gittim ambardan bir ev dolusu deri kunduracılar için 8 bin liraya aldım. Altından öyle güzel malzeme çıktı, 80 bin lira kazandım ben o malzemeden.” Yani biz her şeyde hata yaptık. Hepsini çarçur ettik. Bir düzen kuramadık.

“Ben gücendim. Sağlık sistemi ile ilgilenmiyorum”
Mete TÜMERKAN: Sağlık sisteminin geldiği durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dr. Ali ATUN: Sağlık sistemiyle meşgul olmadım, çünkü gücenmişim ben bu sisteme. Oğlum Rifat Atun bu sağlık sistemleriyle ilgili dünyada bir numaradır. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın temsilcisi olarak oğlum Rifat Atun geldi Kıbrıs’a . Beraberinde 4 uzmanla birlikte. 10 gün kaldılar burada. Bir rapor hazırlayıp gönderdi. Açıp da Türkçe’ye bile tercüme etmediler. Hala daha durur. Ne olması lazımdır. Yataklar nasıl kullanılacak. Yataklar hiç randımanlı kullanılmıyor. Yüzde 60 kapasite ile çalışıyor. Onun için bir yatağın masrafını düşünmeden mütemadiyen hastane yaparlar. Mağusa üç adım ötede, Trikomo’ya (İskele’ye) hastane yapacaklarmış. Bunların masrafını kim görecek? Onun için hiç uğraşmıyorum. Lefkoşa Hastanesi’nde kanser bölümü diye bir bina yaptılar, su bastı. Gitti makineler. Alt kat gitti. Hala daha sıkıntısını çekerler. Düzelecek de değildir.

Mete TÜMERKAN: İleriye baktığınızda ne görürsünüz?
Dr. Ali ATUN: Bu gidişle zaten yanmış yakılmış bir memleket, kül olmuş bir memleket görürüm. Bütün kaynaklar tüketilmiştir. Müesseseler batırılmıştır. Devletin çalıştırdığı her şey batırılmıştır. Ne olacak? Hiçbir şey olmayacak. Benim umudum yoktur. Taşıma su ile değirmen döndürebilir misin?

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Ali Atun röportaj, Ali Atun
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.