Siz hiç özlediniz mi?
13/10/2011
BEYAZ GÖLGE
Burnunda tütmek derler bilir misiniz? Ben önceleri bilmezdim, özlem dayanılmayacak hale gelene kadar görmezden de geldim. Hatırlayınca gözlerime yaşlar batmaya, uykularım kaçmaya başlayınca anladım, burnunda tütmek ne demek. Normalde kolay özleyen, kolay hatırlayan ya da kolay anan biri değilimdir. Hatta idare ederim olanla; ama bu sıralar idare edemiyorum. Bu sıralar öyle özlüyorum ki, aklımın yarısı orada. Öyle özlüyorum ki küçük bir ses, belirsiz bir tat, bir koku batıyor. Öyle özlüyorum ki dün gece uyuyamadım.
Ben size kimi ya da neyi özlediğimi anlatmayacağım. Bunu çok kere yaptım. eminim siz de benim kadar sıkıldınız artık "gitmek istiyorum"dan. Bu yazıda niyetim şikayet etmek ya da sızlanmak değil. Sadece o kadar özledim ki bunu söylemezsem, anlatmazsam, içimden atmazsam hasta olurum diye korkuyorum. Ben size "nasıl da özledim bilseniz"i anlatacağım.
Dün geceden başlayalım. Bardağın taştığı, uykumun kaçtığı, bütün gece dolunayın pencereden beni dinlediği noktadan başlayalım. Bin yıl geçse bir şeyleri özlemenin, yanı başında aramanın bu kadar derinlikli bir duyguyla arkamdan geleceğini düşünemezdim. Dedim ya idare edebilmeyi hep bilmişimdir. Ailemden uzakta okurken buna dayanmayı, sevgilimle ayrı düştüğümde bununla başa çıkmayı öğrenmiştim. Bu yüzden özlemek sadece basit bir duyguydu. Gelip geçen yerini bir tür alışkanlığa bırakan ve bana karşı direnmeyen. Güçlü ve dayanıklıydım bu konuda ve kendimle gurur duyuyordum bir şeyler delice "burnumda tütmediği" için.
Bu kadar zaman ben bu duyguyla savaştıkça, ona karşı kazandıkça bir gün intikam almak için döneceğini sanmamıştım. Açıkçası hiçbir şeyi öyle derinden özlerim sanmamıştım.
Son zamanlarda gizliden bir paranoya tohumu yerleşti içime. Beni rahatsız eden ve kendini tekrarlayan bir ruh hali içerisine itip benden kurtulmaya çalışan. Bir zamanlar sahip olduğunuz o şeye ait bütün detayları ele geçirmiş en zayıf olduğunuz anda bunlarla size saldıran ve kendisiyle savaştıkça büyüyen bir canavar olmaya başladı.
Ben pek özlemeyi bilmem. Çünkü bugüne kadar özlemin beni ele geçirmesine izin vermedim. Aklıma getirmedim. Oysa bu aralar o çok sevdiğim yağmurun sesini duyuyorum, kolayca alıştığım yeşili görüyorum gözlerimin önünde. Birlikte gezdiğim insanların anıları geliyor aklıma, onlara bunu bunu söylemiştim diyorum içimden, gülmüştük birlikte ya da içip ağlamıştık. Takvime bakıyorum ve sonra da saate, diyorum ki "iki yıl önce bugün bu saatte şunları yapıyordum". Bunu kendime bilerek ve isteyerek yapmıyorum önceden söyleyeyim. Yani ben deli değilim, sadece eskiden olmuş ve eskide kalmayı hak etmeyen bazı şeyleri çok özlüyorum. İtiraf etmesi çok garip geliyor bana çünkü daha önce özlemeye hiç ikinci bir şans vermemiştim. Özlemek gelip geçmeliydi çünkü faydasızdı. Ta ki dayanılmayacak hale gelene kadar....
Yazımı bitirirken "Oraya" duyduğum özlemi anlatan şarkıyı bir arkadaşım önerdi bana. Sezen Aksu diyor ki..." Hani yağmur yağardı inceden, okuldan işten dönerken ışıklar yanardı evlerde, mevsimler kimseyi dinlemezken, çocuklar gibi zaman nedir bilmezken... Hani çerçeveler boş, hani körkütük sarhoş gençliğimizden, hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken..eskidendi eskiden!"
- Annem söylerdi de inanmazdım…
- Dönüşüm muhteşem oldu!
- Bir orkestra deneyimi
- Evlenmeli mi evlenmemeli mi?
- Bugünkü yıldız falınız diyor ki...
- Üzerinden bir yıl geçmiş gibi…
- Noel'den kaçarken Yeni Yıl'a tutulmak!
- Şapkadan tavşan çıkarsa…
- Bıraktığım yerden başlarken… Umutla…
- İstanbul’un fethi münasiptir
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































