Acun Ilıcalı, Somer Şef... Masterchef'te neler oldu? Mehmet Yalçınkaya her şeyi anlattı

ads ads ads ads
15/06/2022

ads
Acun Ilıcalı, Somer Şef... Masterchef'te neler oldu? Mehmet Yalçınkaya her şeyi anlattı

Mehmet Yalçınkaya hurriyet.com.tr'de Ferit Ömeroğlu'nun konuğu oldu. Masterchef'in yeni sezonu öncesinde esnaf kitabını çıkardı. Basına yansıyan "Acun Ilıcalı'nın yüzüne dolar fırlattı. Somer Şef ile kavgalı" iddialarını ilk kez yanıtlayan Mehmet Şef, Acun Ilıcalı ile hiçbir zaman için parayla ilgili bir sohbet içerisine girmedim. Hiçbir sözleşmeyi okumadım" dedi. İşte devamı...

Sizin esnafa ve yerele hitap eden, Anadolu’nun neresine giderseniz gidin onların yabancı hissetmeyeceği bir duruşunuz var. Fransa’da, İtalya’da, Katar’da deneyimleriniz mevcut. Siz de uluslararası anlamda da bilgi birikimi var. Ama var olmasına rağmen bu kadar yerel kalmış çok sayıda isim yok. Bu kadar yerel kalmayı nasıl sağladınız?

 Benim için oryantalist entelektüel diyorlar. İnsanlar, benim öz geçmişimi okudukları zaman şaşırıyorlar. Ben aslında Fransız mutfağı uzmanıyım. Deniz mahsulleri ile ilgili çalışması olan ve Türkiye’ye füzyon mutfağının gelmesinde öncülük yapan şeflerden biriyim. Hatta televizyon programı başlayıp ilk yayına çıktığımız zaman benim öz geçmişim Google’da trend olmuştu. Bu adamı nereden buldular kardeşim gibi bir durum oldu. Program ilerledikçe, bilgi ve birikimlerimizi paylaştıkça insanlar çok farklı yönlerden bakmaya başladılar. Biz de ön yargı var. Şiveye göre, giyim kuşama göre, saç taramaya göre… Her şeye karşı bir ön yargımız var. Somer, aslında sokağı benden daha dibine kadar yaşayan bir insandır. Bildiğin Kadıköy çocuğudur, Fikirtepeliler ile kavga etmiş bir çocuktur. Oradan da Avustralya'ya gidip salaş bir öğrencilik hayatı geçirmiştir. Hep dış görünüşle alakalı. Aslında bu çok yanlış. Burada nasıl kaldığımı söyleyeyim. Bir kere rol yapma yeteneğim yok. İkincisi, ben reklam çekerken bile bana ezber veremiyorlar. Bu, tamamen benim doğal, samimi, içten halimden ve bunu kesinlikle bulunduğu yere göre rolleyememe durumundan kaynaklanıyor.

Gittiğiniz, gördüğünüz yerlerde öykünmemeyi nasıl başardınız?

 Biz, kendimizi aşağıladık. Ben, Michelin yıldızlı şefin önüne tavukgöğsünü koyduğum zaman kafayı yiyor. Hayvansal iki ürün nasıl bir araya gelebilir diyor. İçli köfte için dünyanın en gizemli yemeği derken Avrupa’da ya da farklı bir yerde hafif bir esprisi olan Yemek gördüğümüz zaman biz bunu yapamıyoruz diyoruz. Bu durum şundan kaynaklanıyor; çok fazla gördüğümüz ürünleri artık benimsiyoruz. Mesela “Esnaf” kitabının içerisinde beyinli börek var. Biz, bunu tattığımız zaman kafayı yedik. İnovasyonu bilmem kaç yılında başlıyor. Zeytinyağlıyı bugün dünyaya anlatamıyoruz. Bir yemek düşün, sıcak yapılıp soğutulup yeniyor. Dolayısıyla kendi kültürümüzdeki yemekleri doğru özümsemediğimiz için, kendimizin farkına varamadığımız için dışarıdakilerin daha iyi yaptığını düşünüyoruz. Benim adım Mehmet olacağına Michael olsaydı bugün çok başka yerlerdeydim. Tüm içtenliğimle söylüyorum. Kenan Sofuoğlu, motorsiklet yarışında dünya birincisi oldu. Acaba torpil filan mı var diye herkes bir yerden bakmaya başladı. Biz ilk olimpiyatlara gittiğimiz zaman benim bronz madalya aldığımı Türkiye’ye haber gönderdiğimiz zaman basın haberi yayınlamadı çünkü inanmamışlar. Niye? Çünkü bizden biri böyle bir şey alamaz ki.

 Türkiye’de gastronomi okumak, ailelerin ve toplumun “iyi yerde üniversiteye kazanamamışsın da gitmişsin onu okumuşsun” gözüyle baktıkları bir durumdu. “MasterChef” programının geçmişte gençlerin motive edilmediği bir meslek iken günümüzde insanların özgüvenli bir şekilde gastronomi okuduklarını söyleyebildikleri hikayelerin başrolü olduğunu söyleyebilir miyiz?

 Çok muhteşem bir tespit. Bana kız vermediler; bu kadar basit. Adeta cezalandırma yeri gibiydi. Okuyamıyorsan git sanayide çalış durumunun ikinci versiyonu da bizdik. Senden bir şey olmaz, git bulaşık yıka deniyordu. Lokantacılığın ve restorancılığın en iyi tarafı, herkesi kabul etmesi. Bulaşık yıkayabilirsin, bardak silebilirsin, yer temizleyebilirsin. Çoğu işte bu yoktur. Evet, bu işe program olarak bir karizma kattık. Ama ondan öncesi gerçekten facia. Belediye otobüsüne binerdik biz, herkes kaçardı. Çünkü yemek kokardık, duş alacak yerimiz yoktu. Mesleki olarak çok karizmatik bir yerde değildik. Mutfak, aslında getto’nun çocuklarının çalıştığı yerdir. Futbolda öyleydi bir tarihte. Şu an dünya yıldızlarına baktığınız zaman hiçbirisi Paris Champs Elysees’ten çıkma değil. Birisi Portekiz’in evsiz çocuğu, birisi Arajntin’de tedavisi zor yapılmış bir çocuk.

Hangi çocuk daha çok etkiledi sizi?

 Portekizli çocuk. Ben, Ronaldo’yu daha çok seviyorum. Bu mesleğe karizma katılması, sadece bizim programla değil; internet ile de oldu. İnsanlar, dünyadaki şeflerin neler yaptığını gördü. Bizdeki şef algısı değişti. Bence internet bir devrim oldu. Programa yarışmaya gelenlere ne iş yaptıklarını sorduğumuz zaman Amerika’da hukuk okuyordum, bıraktım ve şef olmaya geldim diyen oldu. Bir başkasına sorduğumuzda Paris’te moda okudum, babamın 10 tane mağazası var, bıraktım geldim diyor. Ben şöyle bir şeyle karşılaştım; 17 tane mağazasını bırakıp bana staj başvurusu yapan var.

 “Esnaf”, hakikaten 81 ile hitap edecek bir iş olmuş. Bir önceki deniz ürünleri çalışmasından daha çok sosyal etki uyandıracaktır. Bu kitabı yazarken neyi hedeflediniz?

Her şey televizyon programındaki ekşili köfte muhabbetiyle başladı. Yöresel yemekleri çektiğimiz bir bölümün sonunda genç bir arkadaşın ekşili köfte nedir diye bana attığı bir mesaj, çok üzdü. Biz hep Z kuşağını eleştiriyoruz. Ama öyle değil. Bu çocuk ekşili köfteyi neden bilmiyor? Google’a girip bakmamış mı? Demek ki bakmamış. Direkt refleks olarak yazmış bana. Daha sonra birkaç yemek ile ilgili de mesaj geldi. Beykoz kebabı ile ilgili bana soru gelebilir. Ben bunu yadırgamam. Bu yemeği bilen kişi çok az. Ekşili köfte, bizim evlerimizde pişmiyorsa sosyolojik de bir problem var. Bu, sosyologların işi. Çünkü en ekonomik köfte bence. Pahalı bir şey değil. Kıymanın içine bol soğan ve pirinç konuyor. Gayet ucuz bir yemek. Buradan yola çıktık ve dedim ki biz Z kuşağına göre bir çalışma yapalım. Z kuşağı neden bilmiyor? Demek ki anneler ya da babalar bilmiyor. Bu yemekler nerede yapılıyor? Esnaf lokantalarında, personel yemekhanelerinde ya da evlerde yapılıyor. Bunun için de bizim bir kaynak yazmamız gerekiyor diye düşündüm. Sulu yemeklerin en çok yapıldığı yer olan esnaf lokantaları ile ilgili gerçekten bir ilgisizlik var. Esnaf lokantalarının hikayesi bilinmiyor, arkasındaki kültür bilinmiyor, neye hizmet ettiği bilinmiyor. Bir de esnaf lokantalarını ziyarete gittiğimiz zaman Ar-Ge yapamadıklarını söylediler. Burada yapacağımız yemek sayısı bununla sınırlı. Bunu da göz önünde bulundurarak 30’lu yıllarda evlerde kullanılan yemek kitaplarını bulduk. Sonra esnaf lokantalarının vazgeçilmezlerini koyduk. Bir de benim önerdiklerim var. Bu tariflerin hepsini evlerde yapılacak şekilde hazırladık. Bazıları değil tabii. 20 kişilik yapmak zorunda olduğumuz sakatatlar var, kompostolar var, tatlılar var, börekler var… Dolayısıyla hem bir kaynak hem esnaf lokantalarına dikkat çekmek hem de geleneksel yemeklerimizi herkesin yapabilmesini sağlamak istedik. Aslında bu benim borcum. Ben, sektöre borcumu ödüyorum. Esnaf lokantasından geldiğim, ruhunu, hikayesini, oradaki yaşamı bildiğim için aktardım ki hem gelecek kültüre kaynak olsun hem de şu an insanlar okusun. Bizim Z kuşağını eleştirmemize gerek yok. Çocuklar hemen gittiler, aldılar ve okuyorlar. Özellikle de gençler alıyor.

Sürekli olarak haberlerde okuyoruz. Yarışmaya devam ediyor musunuz?

 Evet, ediyorum. Açıkladım ben bunu. “MasterChef” programında varım. Bir de orada yazılan şeyler var. “Acun Ilıcalı’nın yüzüne dolar fırlattı.”, “Stüdyoyu terk etti.”, “Somer Şef ile birbirine girdi.” gibi. Sette sürekli sorun çıkaran starlar olur ya onun gibi. Ben, Acun Ilıcalı ile hayatım boyunca para konuşmadım. Acun Ilıcalı ile hiçbir zaman için parayla ilgili bir sohbet içerisine girmedim. Hiçbir sözleşmeyi okumadım. İrem Kanan gelir, zaten Acun Bey ile konuşmuşlardır. İrem Bey bana gelip “Şefim ne diyorsunuz?” der. Hayırlı olsun derim. Hakkımı aramadığımdan değil; ben, Acun Medya’nın herkesin hakkını verdiğini ve vereceğini daha burada çalışma yapmadan önce biliyordum. Gazeteciler, bu tür haberler yapabilir.  Eleştiriler umrumda ama bu tür haberler hiç umrumda değil. İrem, Bilgin, ben fotoğraf çektiriyoruz ve yeni yılı konuştuk diyoruz. Sabah yine aynı haber yapılmış. Acun Ilıcalı’nın doğum gününe gidiyoruz, yine aynı. Evet, programdan ayrılıp Acun Bey’in doğum gününe de giderim. Çünkü benim dostum. Onlarla hakikaten ilişkimiz programlık değil; normal şartlarda benim sevdiğim insanlar. “MasterChef” bizim bebeğimiz. Onu biz ekip olarak büyüttük. Üzüldüğüm şey şu; bir kere ben para adamı değilim. Hayatımda bayat param olmadı. Ben dağıtırım zaten, para beni rahatsız eder. Parayı elleyen biri değilim, oğlum yönetiyor. Zaten parayı onlardan istiyorum. “MasterChef” programını para için yapmıyorum. Geçen yıl Somer ile kavga ettiler diye yazdılar. Somer ile ben yüzde seksen yemek yüzünden kapışıyoruz. Yemeğin menşei ile ilgili kapıştığımız olmuştur. Para, pul, sen öndesin, ben arkadayım gibi bir şey yok.

 Son çıkan haberler, sizi germedi değil mi?

 Asla. Onlar da biliyor zaten. Bu haberlerin yapıldığı gün, herkes ben de iftarda. Yeni programı konuştuk diye fotoğraf koyduk ama bunu kimse almıyor. Programdan ayrılsak da zaten çıkarız “MasterChef’ten ayrıldık, elimizden ne geliyorsa yaparız.” deriz.

 

 

15/06/2022 15:41
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Acun Ilıcalı, Somer Şef, mehmet yalçınkaya, masterşef,
MANŞETLER

HK YAŞAM

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.