Ah bu sistem! Sitem ya da statüko!..

ads ads ads ads
12/12/2020

ads
ads
ads

Aybike Yektaoğlu Aybike Yektaoğlu


Yıllardır her yanlış, her sorumsuzluk için farklı kelimeler üretiyoruz veya keşfediyoruz. Aslında yerinde kelimeler. Ama doğru zamanda ve doğru yerde söylenen kelimeler dahi erozyona uğruyor.

Statüko kelimesini yıllarca kullandık. Kamunun ve kamuya bağlı birçok kurum, kuruluşun içine çöreklenmiş, yalnızca kendine ve yakın çevresine menfaat sağlayan, toplum yararını düşünmeyen ve kendinden olmayanı dışlayanları nitelemek için kullanılmış bir kelimeydi.

Yerinde ve zamanında kullanılan bir kelime olsa dahi, “dilinize pelesenk ettiniz” denildi. Tam da aynileştirme politikaları içerisinde, aynilerden kopup kendi yansımasını reflekte edenler tarafından yok edildi. Çünkü bahaneler dizisi lazımdı.

Sistemin değişmesi gerekliliği, sistemin eksikliğinden de kaynaklanır olsa dahi, değişmesi gerekenler kendimiziz. Ama bazıları bunu da tersine çevirmek için şimdilerden sistemin tamamen değişmesi (başkanlık sistemi) bahanesini savunuyorlar. Halbuki sistemin düzelmesi gerekiyor.

Neden mi? Çünkü iki kez hem tümü, hem de birkaç maddesi değiştirilmek için oylamaya giden anayasanın, halkın onayı ile değişmeyeceğini bile isteye toplumu başka tartışmanın içine atarak uyutmak için.

“Biz önerdik ama olmadı”. En kolay kaçış yolu. Bu sistem değişsin ama nasıl değişsin? İşte bütün mesele burada. İçinde bulunduğumuz sistemin yerine oturması, düzgün işlemesi, halk için daha yapıcı ve kolay hale gelebilmesi için yapılması gereken belli başlı şeyler var.

Bunlardan bir tanesi reformlardır. Bu konuda yazan, çizen, dilinde tüy biten çok kişi var. Herkes de yapılması gerekenlerin farkında. Ama kimse gelecek için bedel ödemek istemiyor. Üstelik her değişim isteyen, kendinden başka herkesin değişmesi gerektiğini söylüyor, kimse kendini ilk sıraya koyarak değişimi başlatmaya yanaşmıyor! İşte, alın size statüko! Maalesef bütün mesele bu, bu kadar basit.

Yıllardır kamu reformunu tartışıyoruz. Devletin işleyişi konusunda bütün sorunlar da kamudaki işlevsizlikle doğrudan bağlantılı. Ama yalnızca konuşuyoruz. İş harekete gelince, bir yaygaradır da gidiyor. Kamu işleyişini düzenlemek için adım atmaya dahi teşebbüs eden herkes “persona non grata” ilan ediliyor.

Kamunun mevcut hali eşittir statüko. Düşünün ki İngilizler’in, Avrupa Birliği’nin ve Türkiye’nin ardı sıra bu konuda ilgilenip de en son artık pes ederek ne haliniz varsa görün dediği günleri yaşıyoruz. Ama sıkışınca da her bir kanaldan yardım bekliyoruz.

İçinde bulunduğumuz sistemsizliğin esas temelini oluşturan kamuda milattan öncesini yaşadığımız bir sistemin içinde olduğumuz. Ama beklentimizin millenium sonrası olması. Bırakın teknolojik ve teknik donanımı, dijitalleşmeden dahi bahsedemez durumundayız.

Komplo teorileri içerisinde boğularak irademizin yerle bir oluşunu izliyoruz. Ama esasında irademizi de kaybeden bizleriz. Hem de kendi ellerimizle.

Bu sistemsizlik içerisinde de siyasilerin veya sivil toplum örgütlerinin de hep beraber canına okuyoruz. Siyaset toplumun aynasıdır. Eğer ki siyasi mecranın hepsinin aynı olduğunu iddia ederek, kendini ortamdan ayrıştırmak isteyenler varsa, emin olun ki statükonun kraliyet koltuğunda oturanlar onlardır.

Bugün parlementer sistemin anayasa değişikliği ile başkanlık sistemine dönüştüğünü ve sistemin yeniden kurulduğunu farz edelim. Başkanlık sisteminin neye göre ve nasıl değişmesi gerektiğine dair iki kelam etmeden, sistemin neresinin bu halkın yararına olacağını dahi bilmiyoruz. Kaldı ki bu ütopik bir düşünce olur. Çünkü o anayasa asla değişmez. Çünkü statüko çarpık sistemin devamını arzu eder. Söylenenler hep laftadır.

Birşeyleri değiştirmek için adım atılması ve hep beraber bedel ödenmesi gerekir. Sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, toplumun önde gelenleri, halk dahil herkes hep birlikte bedel ödemelidir ki, acı tüm toplum tarafından paylaşılsın ve hafif olsun.

Kimse siyasi sistemin çarpıklığından bahsedip de toplumun bu hale gelmesini ve iradenin yok olduğunu söylemesin. Siyaset toplumun aynasıdır. 46 yıldır sandığa giden aynı toplumdur. 46 yıldır da statükonun ve düzendeki sistemsizliğin devamını isteyen de aynı toplumdur. Bir 4 yıl daha kamu reformu gerçekleştirilmeden aynı şekilde devam ederse de, yarım asır boyunca sistemi kabul eden de aynı toplum olacaktır.

O yüzden sorunumuz siyaset veya sistem değil. Esas sorunumuz kendimiziz. Aynayı kendimize tutmayı öğrendiğimiz gün belki aklımız başımıza gelir ve bu ülkeyi kendi iradesi ile yöneten, kendi kendine yeten bir toplum oluruz…

 

12/12/2020 11:06
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: Aybike Yektaoğlu
MANŞETLER

HK Aybike Yektaoğlu

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.