Ahmet Ertaç: “Denktaş Özker Özgür’e kefil oldu”
Ahmet Eraç ile bugün onun Demokrat Parti macerasını ve Ertuğrul Kumcuoğlu ile konuştuklarımızı okuyacaksınız.
22/02/2012
“1985’TE CTP OLARAK İRSEN KÜÇÜK’E CUMHURBAŞKANLIĞI’NA ADAY OLMASINI ÖNERDİK”…
“İrsen Küçük UBP’den ayrılmış, TAP’ı kurmuştu. 1985 yılıydı. Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacaktı. CTP Parti Meclisi seçimler konusunu değerlendirirken Hoca’nın mı yoksa tüm muhalefetin üzerinde uzlaşacağı bağımsız bir aday mı çıkarılsın konusu gündeme geldi. Parti meclisinde konu tartışılırken İrsen Küçük’e teklif götürülmesi ve onun kabul etmesi halinde muhalefetin ortak adayı olarak Denktaş’a karşı aday gösterilmesi görüşü ağırlık kazandı. Bu görüşün ağırlık kazanmasının nedeni Küçük’ün muhalif oyların yanı sıra sağdan da oy alabilecek olmasıydı”
“DP’DEN DENKTAŞ VE BOYACI’NIN PARTİDE ETKİSİ ARTINCA AYRILDIM”…
“UBP içerisinde 9’lar Hareketi başlamıştı. 9’lar Hareketi partileşmeye çalıştığı dönemde Serdar Denktaş benim de aralarına katılmamı önerdi. Ben babası yoksa bu işin içinde yer alabileceğimi söyledim. Öyle bir şey olmadığını bunun UBP’ye karşı demokrat bir hareket olduğunu söyledi. Ama öyle olmadı…”
Ahmet Eraç ile bugün okuyacağınızla röportajımızı tamamlayacağız. Ertaç ile bugün onun Demokrat Parti macerasını ve Ertuğrul Kumcuoğlu ile konuştuklarımızı okuyacaksınız. Bir de Gill Anoiul ile yedikleri yemekte konuşulanları. Bunlar Ertaç’ın iddiaları ve buna yanıt vermek isteyenlere sayfalarımız açıktır. İşte röportajın son bölümü:
Mete TÜMERKAN: Partiden ayrıldıktan sonra parti ile bağlarınız koptu mu?
Ahmet ERTAÇ: Partiden istifa etmeme rağmen duygularımın partiden kopması mümkün değildi. Çünkü parti benim aile yaşamımın bir parçasıydı. O dönemdeki eşim de Yurtsever Kadınlar Birliği’nin içerisindeydi. Çocuğumuz partinin içerisindeydi. Sosyal yaşantımızın bir parçasıydı parti. Partiden ayrılmam aile yaşantımızı da olumsuz etkiledi. Özker Özgür ile bağım hiç kopmadı. Bu arada CTP’de iken yaşadığımız bir olayı daha aktarmak istiyorum. İrsen Küçük UBP’den ayrılmış, TAP’ı kurmuştu. 1985 yılıydı. Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacaktı. CTP Parti Meclisi seçimler konusunu değerlendirirken Hoca’nın mı yoksa tüm muhalefetin üzerinde uzlaşacağı bağımsız bir aday mı çıkarılsın konusu gündeme geldi. Parti meclisinde konu tartışılırken İrsen Küçük’e teklif götürülmesi ve onun kabul etmesi halinde muhalefetin ortak adayı olarak Denktaş’a karşı aday gösterilmesi görüşü ağırlık kazandı. Bu görüşün ağırlık kazanmasının nedeni Küçük’ün muhalif oyların yanı sıra sağdan da oy alabilecek olmasıydı. Bu da bir avantajdı. Parti meclisi İrsen Küçük’le görüşme görevini bana ve Turan Korun’a verdi. İrsen Küçük’le bir yemekte buluştuk ve ona teklifimizi ilettik. Olumlu baktı. Ertesi gün sabah saat 10.00’da buluşacaktık, fakat İrsen Küçük sabah kendisini aradığımızda vazgeçtiğini söyledi. Biz daha sonra işin gerçek yüzünü öğrendik. Küçük o gece bizden ayrıldıktan sonra Denktaş tarafından aranmış ve saraya gitmiş. Kendisine Denktaş Cumhurbaşkanlığı’na aday olmaması halinde genel seçimlerde partisinin barajı aşması için destek vereceğini söyleyerek onu aday olmaktan vazgeçirmiş.
Mete TÜMERKAN: CTP’den istifanızdan bir süre sonrasında Ticaret Odası yönetiminde yer almaya başladınız ve iş dünyasında sesiniz duyulmaya başladı. Nasıl oldu, neler yaşandı?
Ahmet ERTAÇ: Benim Ticaret Odası ile ilişkim oda meclisine girmemle başladı. O yıllarda oda meclisine o dönemde başkanlık yapan Sayın Mustafa Yıldırım, oda meclisine genç arkadaşların da katılmasını istiyordu. Tanışıklığımız geçmişe dayandığı için Mustafa Yıldırım’la görüşüyordum. Ben de iş dünyasına girdiğim için sık sık odaya gitmeye başlamıştım. Bana oda meclisine girmemi önerdi. Kabul ettim ve girdim. CTP’den edindiği deneyimler oda meclisi toplantılarında ortaya koyduğum farklı görüşler dikkat çekti. Oda meclisinde çok güzel bir çevrem oldu ve kendimi kısa sürede kabul ettirdim. Tabii ki bu farklı bir dünyaydı, CTP’den farklıydı, iş adamlığının bana verdiği farklı vizyonla bu dünyaya kısa sürede ayak uydurdum. 50 kişilik oda meclisinde 15 dolayında genç arkadaş görev almıştı. Yeni nesil ile birlikte odada birtakım hareketlenmeler de başlamıştı. Gençler bir sonraki dönemde yönetimi ele almak için ne yapılabileceğini tartışmaya başlamıştı. Bu arkadaşlar daha sonra İŞAD’ı oluşturan arkadaşlardı. Asım Dedezade bu hareketin öncülüğünü yapıyordu. Ben de bu hareketin içerisinde yer almak için bu arkadaşlarla görüştüm ve onlarla birlikte hareket etmek istediğimi söyledim. Mustafa A. Raşid bana “Sen bizim kıstaslarımızın dışındasın” diyerek benim katılma isteğime karşı çıktı. Bu konuşma benim ağrıma gitmişti. Çünkü bu ekibin hemen hemen hepsinin iş adamlığı pozisyonu ailelerinden gelme miras ya da devir yoluyla idi. Ancak ben iş adamı olmayı kendi girişim ve becerilerim sonucu başarmıştım. Ben de bunun üzerine kolları sıvadım ve bir ekip kurdum. Proxy toplamaya başladım. 368 adet yetki belgesi toplamıştım. Diğer gruplar da yetki belgesi topluyordu. Bu çalışmalar devam ederken Serdar Denktaş beni arayıp Salih Boyacı’nın benimle görüşmek istediğini söyledi. Görüştük. Salih Boyacı bana iş birliği yapmamızı önerdi. Bu öneriden sonra ben Asım Dedezade grubunun Salih Boyacı’ya karşı bir hareket olduğunu anladım. Boyacı’ya iş birliği yapabileceğimizi ama benimle birlikte birtakım isimlerin yönetime girmesi şartını koydum. Asgari müşterekte mutabık kaldık. Ancak yetki belgelerini kendisine teslim etmedim ve genel kurulda bunları kendimin kullanacağımı söyledim. O da güven belirtti. Zaman içerisinde benim gücümün farkına varan Dedezade grubu, Mehmet Çerkez ve Ahmet Demirağ’ı aracı koyarak Demirağ’ın ofisinde buluşmamızı istedi. Buluştuk. Burada benden özür dilediler ve yanlış anlaşıldıklarını söyleyerek iş birliği teklif ettiler. Ancak ben Boyacı ile anlaştığımdan dolayı bu anlaşmamdan geri dönemeyeceğimi, bunun etik olmadığını, böyle bir teklif için geç kalındığını söyledim ve tekliflerini reddettim. Bu ekip beni ikna edemeyince Salih Bey ile iş birliği yapıp beni dışarıda bırakmayı denedi. Boyacı da bu teklifi reddetti. O da sözünde durdu. Genel kurulda bizim ittifakımız seçimi kazandı. Başkanlığa Hamza Arman’ı getirdik. Ben de yönetim kuruluna girdim. Uyumlu ve iyi bir yönetim oluşmuştu. Ben Ticaret Odası’nın önemini yönetime girdikten sonra fark ettim. Oda uluslararası arenada tanınan, ilişkileri olan bir kuruluştu. Oda gerek Elçilik’le, gerekse Cumhurbaşkanlığı ile çok sıkı bir iş birliği içinde çalışıyordu. Bizim yönetim o dönemde ilk kez Güney Kıbrıs’taki Sanayi ve Ticaret Odası ile ilişki ve görüşme başlattı. Bu ilkti. Onlar bize, biz onlara gitmeye ve toplantılar yapmaya başladık. Ben Güney Kıbrıs ile başlatılan ilişkilerden Büyükelçilik’le Cumhurbaşkanlığı’nın büyük rahatsızlık duyduklarını söyleyebilirim. Büyükelçi Ertuğrul Kumcuoğlu o dönemde bize Güney Kıbrıs’ta yapacağımız görüşmelerde siyasete fazla girmememizi telkin diyordu. Elçilik, yönetimde olmamalarına rağmen dışarıdan iki arkadaşın bu görüşmelere katılmasını da istedi. Bunlardan biri Vedat Çelik, diğeri ise Mehmet Can’dı. Biz de kabul ettik. Onlar da bizimle beraber görüşmelere katıldılar. Bu arada zaman geçti ve Ticaret Odası’nda genel kurul zamanı geldi. Bu arada UBP içerisinde 9’lar Hareketi başlamıştı. 9’lar Hareketi partileşmeye çalıştığı dönemde Serdar Denktaş benim de aralarına katılmamı önerdi. Ben babası yoksa bu işin içinde yer alabileceğimi söyledim. Öyle bir şey olmadığını bunun UBP’ye karşı demokrat bir hareket olduğunu söyledi. Ben de katılmaya karar verdim. 40 civarında bir grup arkadaşla katıldım. Ve DP’nin kurucusu oldum. Benim dışımda o dönemde CTP’den kopmuş başka arkadaşlar da DP’ye katılmıştı. DP içinde çalışmalar başladığımız zaman Salih Boyacı’nın kendi özel şirket çalışanlarını kullanmak suretiyle partide etkin olmaya çalışması parti içinde büyük sıkıntılar yaşanmaya başlamasına neden oldu. Bu arada Salih Boyacı Ticaret Odası Başkanı da olmuştu. İlginçtir odadaki Asım Dedezade liderliğindeki muhalif grup da DP’ye katılmış ve orada da Boyacı’ya muhalefet yapmaya başlamışlardı. Yaşanan gerginlik ve sorunlar partiden odaya, odadan partiye gidip gelmeye ve birbirini beslemeye başlamıştı. Oda yönetimde bu konu huzursuzluğa neden oldu. Bir toplantı sırasında Girneli Fahri Egemen Boyacı’yı uyararak, “Burası Ticaret Odası, DP değil” deyince ipler koptu. Boyacı toplantıyı terk etti ve Fahri Bey dışında kalan yönetim kurulu üyelerini ofisinde toplantıya çağırdı. Bu toplantıda Fahri Bey’in devre dışı bırakılması için hareket başlatılmasını istedi. Ben karşı çıktım. Karşı çıkmam halinde yollarımızın ayrılacağını söyledi. “Ayrılsın” diyerek kapıyı vurup gittim. Bu olay sonrasında ben odada Boyacı’ya karşı bir hareket başlatıp ayrı bir grup oluşturdum. Ve Ali Gürsoy’u Boyacı’nın karşısına başkan adayı olarak çıkardık. Ancak seçimde Kredi Bankası’nın avantajlarını Salih Bey sonuna kadar kullandı ve meclis üyelerini kontrol altına alarak seçimi kazandı. Bu olaydan sonra DP’den de koptum.
Mete TÜMERKAN: DP’den ayrılmanız nasıl oldu?
Ahmet ERTAÇ: Boyacı ve baba Denktaş’ın parti içindeki etkisi ve hakimiyeti her geçen gün artıyordu. Biz bundan rahatsız oluyorduk. Yaklaşmakta olan genel seçimler için hazırlıklar yapılırken parti meclisinde adaylık için müracaat eden 200 adayın seçiminin nasıl olacağını tartışıyorduk. O tartışmalarda ben genel başkan olan Hakkı Atun’a aday müracaatı yapmayanlardan 8-10 kişilik bir komite oluşturulmasını ve adayları onun başkanlığında bu komitenin belirlemesini önerdim. Parti meclisi buna önce sempati ile baktı daha sonra Serdar Denktaş devreye girdi ve babasının deneyimlerine atıfta bulunarak Hakkı Bey’e bu konuda tam yetki verilmesini önerdi. Ben buna karşı çıktım ve bunun Hakkı Bey’i yıpratacağını ve seçilemeyenlerin hedefi yapacağını söyledim. Sonunda oylamada benim ret oyuma karşı Serdar Denktaş’ın önerisi kabul edildi. Toplantıdan ayrılırken Hakkı Bey bana teşekkür etti ve bana adayları tespit ederken benimle de istişare edeceğini söyledi. Ben kendisine beni çağırmaya vakti olmayacağını, Denktaş Bey’in kendisini Saray’a çağırıp 50 kişilik listeyi kendisine takdim edeceğini söyledim. Dediğim oldu… Bu olay sonrasında bir grup arkadaş seçime daha girilmeden DP’den ayrıldık. DP’ye girmek hayatımın en büyük hatası oldu. Tabii ki insanlar bazı şeyleri yaşadıkça öğrenir.
Mete TÜMERKAN: Seçimler oldu. DP-CTP koalisyonu kuruldu siz ne yaptınız?
Ahmet ERTAÇ: DP-CTP koalisyonu döneminde oda ve siyasi parti ile bağım kalmamıştı. Jaycees’i kurduk onun yönetiminde yer aldım. Ertuğrul Kumcuoğlu Elçilik görevinden ayrılmış, yerine Cahit Bayar gelmişti. Ben İstanbul’da Ferhan Şensoy Tiyatrosu’nda Ertuğrul Kumcuoğlu ile karşılaştık. Kıbrıs’ta ne olup bittiğini konuşmaya başladık. Bana, “Kıbrıs’a gelmekten çekiniyorum” dedi. Neden diye sorduğumda, “Özker Özgür Başbakan Yardımcısı oldu. Halbuki ben onun pasaportunun alınması için rapor yazan Elçiyim…” diyerek şunları anlattı: “Denktaş Bey DP’nin CTP ile koalisyon kurması için Ankara’ya giderek Kıbrıs masasına tavsiyede bulundu. Denktaş’ın bu tavsiyesi üzerine Dışişleri’ndeki Kıbrıs masası kendisine benim Özker Özgür ile ilgili yazdığı bir raporun ellerinde olduğunu, hatta Özker Özgür’ün pasaportunun da bu rapor nedeniyle alındığını söyledi. Ben o raporu Denktaş’ın yönlendirmesi ile yazmıştım. Ve sonrasında çok büyük sıkıntılar yaşamıştım. Bu benim kariyerime de tesir edebilecek bir olaydı. Bu konuda Yaşar Yakış’ın devreye girmesi ile paçayı kurtardım. Yoksa işim zordu.”
Kumcuoğlu konuşmamızda, o günlerde Denktaş’ın Özker Özgür’ü etkisizleştirmek için, CTP’ye dönük saldırı politikasının bir sonucu olarak Elçiliği araç olarak kullandığını daha sonra Eroğlu ile arası bozulunca da bu kez Özker Özgür’e kefil olduğunu ve Ankara’ya “Beni sırtımdan hançerleyen Özker Özgür değil, Derviş Eroğlu’dur” dediğini de aktardı.
Mete TÜMERKAN: Jaycees günlerinizde sanırım Kuzey Kıbrıs’ta AB’nin o dönemdeki temsilcisi Gill Anouil’le ilgili sert tartışmalar yaşanmıştı. Siz de Anouil ile görüşüyordunuz, neler olmuştu?
Ahmet ERTAÇ: Evet bizimle de AB’nin elçisi olarak görüşüyordu. Hatta bir yemek sırasında bize söylediklerini hiç unutmam. Çağlayan’daki yemekte Anouil bize Kuzey Kıbrıs’taki iktidardaki güçlerle ilişki kuramadığından söz edip, “Ben bir misyon icabı buradayım. Güney’de DİSİ ile mutabakat sağladım. Ancak Kuzey’deki hükümetteki parti ve Denktaş’la çözüm projesiyle ilgili anlaşamıyoruz. Olumsuz yaklaşıyorlar. Benim görüşüme göre hem hükümette hem de Denktaş’ta bir çözümle beraber çıkarlarının zedeleneceği, ellerindeki Rum mallarının gideceği endişesi var. Dolayısıyla ben de başka alternatifler arıyorum. Yeni bir proje hazırladım. Ve bunu Brüksel’e de gönderdim. Onaylanması halinde bu projeyi hayata geçireceğim” dedi. Kendisine bu projenin ne olduğunu sorduğum zaman ise şunları söyledi: “CTP örgütlü bir partidir. Disiplinli bir partidir. Çözümden yana bir partidir. Hazırladığım projemde mutabık olmamız halinde Avrupa’nın desteğini çözüm yanlılarına yönlendirip, onların iktidara gelmesini sağlamaya ve Denktaş’tan kurtulmaya çalışacağız. Ancak tabii ki bunun olabilmesi için Türkiye’deki dengelerin de buna göre şekillenmesi gerekir.”
Yemekten kısa bir süre sonra Anouil’in Kuzey Kıbrıs’a geçmesi yasaklanmıştı… Benim gördüğüm kadarıyla geçişi yasaklandı ama proje devam etti.
































































































































































































