AKEL Lideri Stefanu: NATO'nun Dahil Olduğu Çözümü Desteklemeyiz
AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs sorununda çıkmazı aşmaya yönelik girişimlerine destek verdiklerini belirterek, müzakerelerin 2017'de Crans-Montana'da kaldığı yerden yeniden başlaması gerektiğini söyledi. Stefanu, NATO'nun çözüm sürecine dahil edilmesine ise kesin olarak karşı olduklarını vurguladı.
08/07/2026
HK
AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçileriyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs sorununda çıkmazın aşılması ve müzakerelerin yeniden başlaması amacıyla gayriresmî genişletilmiş bir toplantı düzenlenmesi olasılığını değerlendirdiğini söyledi.
Stefanu, Guterres'in amacının, Crans-Montana Konferansı'nda ortaya koyduğu çerçeveye benzer şekilde, müzakerelere genel bir çerçeve oluşturacak temel ilkeleri içeren bir taslak hazırlamak olduğunu belirtti. Bu çerçevenin, Kıbrıs sorununun iç boyutuna ilişkin dört, uluslararası boyutuna ilişkin ise iki temel başlığı kapsayacağını ifade eden Stefanu, bugüne kadar sağlanan temel yakınlaşmaların yanı sıra, çözülemeyen konulara ilişkin Guterres'in önerilerinin de bu metinde yer almasının öngörüldüğünü kaydetti.
BM Genel Sekreteri'nin bu girişimle bugüne kadarki en uzun çıkmazı sona erdirmeyi, sonuç odaklı ve kısa sürede tamamlanabilecek bir müzakere süreci başlatmayı hedeflediğini dile getiren Stefanu, AKEL'in bu çabalara tam destek verdiğini söyledi.
"Müzakereler 2017'de kaldığı yerden devam etmeli"
Yeni girişimin başarı şansı taşıyabilmesi için müzakerelerin 2017 yılında Crans-Montana'da kesildiği noktadan yeniden başlaması gerektiğini belirten Stefanu, bugüne kadar elde edilen yakınlaşmaların korunmasının zorunlu olduğunu ifade etti.
BM Genel Sekreteri'nin de konferansın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından yıllarca aynı görüşü savunduğunu anımsatan Stefanu, "Büyük emeklerle elde edilen yakınlaşmaların ortadan kaldırılması halinde yeniden anlaşmaya varılması çok zor olacaktır. Özellikle temel konularda bu risk daha da büyüktür." dedi.
Taraflar arasında hangi konularda uzlaşı sağlandığına ilişkin görüş ayrılıklarının giderilmesi amacıyla BM'nin mevcut yakınlaşmaları resmi olarak kayıt altına almasını öneren Stefanu, bunun 2013 yılında dönemin BM temsilcisi Alexander Downer tarafından uygulanan yöntemin aynısı olacağını söyledi.
Stefanu, aksi halde tarafların "nerede kalındığı" konusunda yeniden uzun ve sonuçsuz tartışmalara gireceği uyarısında bulunarak, her iki tarafın kayıtlarla ilgili görüşlerini sunabileceğini, ancak üzerinde mutabakata varılmayan değişiklik talepleri kabul edilmediği sürece mevcut yakınlaşmaların geçerliliğini koruması gerektiğini ifade etti.
"Yeni fikirler çözümü kolaylaştırmaz"
Stefanu, bugüne kadar üzerinde uzlaşılan başlıkların yeniden açılmasının "yeni fikirler" adı altında yeni anlaşmazlıklar yaratacağını ve çözümü kolaylaştırmak yerine daha da zorlaştıracağını savundu.
Diplomatik ve gazetecilik çevrelerinde bu yönde çeşitli senaryoların konuşulduğunu belirten AKEL Genel Sekreteri, dört temel senaryoya değindi.
İlk senaryonun federal hükümetin yetkilerinin önemli ölçüde azaltılması olduğunu söyleyen Stefanu, dünyada merkezi olmayan federasyon örnekleri bulunsa da Kıbrıs'ta federasyonun karakterini belirleyen yetkilerin zaten taraflar arasında kararlaştırıldığını belirterek, "Bu konuyu neden yeniden açalım? Yeni anlaşmazlıklar yaratmak için mi?" diye sordu.
İkinci senaryonun ise üzerinde uzlaşılan başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçilmesi olduğunu belirten Stefanu, başkanlık sisteminin iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı federal yapıya daha uygun olduğunu söyledi.
Dönüşümlü başkanlık ile çapraz ve ağırlıklı oy sistemi konusunda sağlanan uzlaşının ilk kez Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısını birlikte belirlemesine imkân tanıyacağını ifade eden Stefanu, Bakanlar Kurulu kararlarında öngörülen en az bir olumlu Türk oyu uygulamasının ise siyasi eşitliğin temel taşı olduğunu vurguladı.
NATO'nun çözüm sürecine dahil edilmesine karşı çıktı
Stefanu'nun değindiği üçüncü senaryo ise 1960 Garanti Sistemi'nin yerine NATO'nun da yer aldığı yeni bir güvenlik düzenlemesi kurulması oldu.
Bu yaklaşımın BM Genel Sekreteri Guterres'in ortaya koyduğu çerçeveyle çeliştiğini söyleyen Stefanu, Guterres'in garanti sisteminin tamamen kaldırılmasını, yerine çözümün uygulanmasını denetleyecek bir mekanizma oluşturulmasını önerdiğini hatırlattı.
Bunun yanında işgal askerlerinin kısa sürede çekilmesi ve tek taraflı müdahale hakkının tamamen kaldırılmasının da Guterres'in önerileri arasında bulunduğunu belirten Stefanu, NATO'nun garanti sistemine dahil edilmesinin mevcut önerileri daha da kötü hale getireceğini savundu.
AKEL'in NATO'nun herhangi bir şekilde çözüm sürecine dahil olmasını öngören hiçbir çözümü kabul etmeyeceğini vurgulayan Stefanu, Avrupa Birliği'nin çözümün uygulanmasını askeri yöntemlere ihtiyaç duymadan güvence altına alabilecek mekanizmalara sahip olduğunu söyledi.
"NATO'nun Kıbrıs sorununa dahil edilmesini düşünenler, hesaplarını AKEL'i hesaba katmadan yapmalıdır." diyen Stefanu, "Kıbrıs'taki siyasi dengeleri bilen herkes, AKEL'in desteği olmayan bir çözümün halk tarafından desteklenemeyeceğini kolaylıkla anlayacaktır." ifadelerini kullandı.
"Aşamalı çözüm bölünmeye yol açabilir"
Stefanu'nun karşı çıktığı dördüncü senaryo ise yaklaşık iki yıl sürecek aşamalı bir çözüm modeli oldu.
Kıbrıs sorununun temel unsurlarının sonraya bırakılmasının kabul edilemeyeceğini belirten Stefanu, bu süreçte havaalanları ve limanlar gibi konularda fiili durumların oluşabileceğini, bunun ise yeniden birleşmeye değil kalıcı bölünmeye yol açabileceğini savundu.
Konuşmasının sonunda AKEL'in, çıkmazın aşılması ve çözüme ulaşılması konusunda samimi siyasi irade bulunması halinde en kısa ve etkili yolun bugüne kadar elde edilen kazanımların korunması ve yalnızca henüz çözülemeyen konulara odaklanılması olduğuna inandığını belirten Stefanu, bunun yanında AB-Türkiye ilişkileri ile enerji alanındaki araç ve ortak çıkarların da değerlendirilmesini içeren bir yol haritasının sürecin olumlu ve hızlı sonuçlanmasına önemli katkı sağlayacağını ifade etti.































































































































































































