Ali Baturay: “Kurmacadır bu, belgesel değil” diyorlardı şimdi bu kurmacayı yerden yere vuruyorlar

Görmediğin şeyi eleştirmek mi daha kötü yoksa görmediğin şeye kefil olmak mı?

ads ads ads ads
14/05/2021

ads
ads
ads
Ali Baturay: “Kurmacadır bu, belgesel değil” diyorlardı şimdi bu kurmacayı yerden yere vuruyorlar

  İlk bakışta ikisinde de sıkıntı olduğu sanılabilir ama biri zararsız biri zararlı aslında...

  Şöyle bir bakalım; bir şeyi henüz görmediniz ama onu yapmaya çalışanı tanıyorsanız, daha önce ortaya koyduklarını dikkate alırsanız, kullandığı malzemeyi görürseniz bir tahminde bulunabilirsiniz, hatta ona “sen bu işe hiç kalkışma, boyunu aşar” diyebilirsiniz.

   Ya da o işi yapanın, eski yaptıklarına bakarak niyet okuyabilir, iyi niyetli bir şey ortaya çıkarmayacağını tahmin edip, “yapma, canımızı sıkacaksın” diye uyarabilirsiniz.

   Yanılma ihtimaliniz olur mu? Yanılma ihtimaliniz var tabii… Bir hayli kötü iş çıkarıp da tam “bundan bir şey olmaz” dediğinizde ansızın iyi bir iş çıkarma ihtimali de vardır, birilerinin.

   İyi bir tahlilciyseniz, tutturma şansınız büyüktür ama yanılma payınız da vardır, sonuçta yapılacak şey ortada değil…

   Peki ortaya çıkmamış bir eser, bir icraat için eleştiri yapmanın ya da ön uyarı yapmanın, “Bizi hayal kırıklığına uğratacaksınız, düzeltin bunu” demenin bir zararı var mı? Yoktur… Önceden uyarı yapmak hatta iyidir bile, bazen panzehir görevi de görür ön uyarılar.

   Peki bu uyarıları, eleştirileri yaptınız ama tam söylediğinizin tersi güzel bir şey çıktı ortaya, ne yapacaksınız? “Uyardık düzelttiler” de diyebilirsiniz, “Özür dileriz, önyargılı davrandık, güzel iş çıkardınız, tebrik ederiz” de dersiniz. Güzel de olur değil mi?

   Burada birileri bir şey kaybeder mi? Hayır etmez… Sonuçta ön uyarı yapan, ön eleştiri yapan ya haklı çıkacak ya da yanıldığı için özür dileyecek, kimse bir şey kaybetmeyecek…

   Uyarmanın ne bir zararı vardır ne de taraflara bir bedeli… Hatta doğru yola, doğru yöne çekme ihtimali olduğu için faydalıdır bile…

    Ya görmediğin şeye kefil olmak nasıl bir şeydir? Çok yanlış bir davranıştır. Ne isterse olsun, kim isterse yapsın, görmediğin şeye kefil olmayacaksın. Ortada olmayan şeye kefil olmak kendini riske atmaktır…

    O güne kadar çok güzel şeyler ortaya koyan bir kişinin ilk defa çuvallama, kötü bir iş, kötü bir icraat ortaya koyma ihtimali vardır. Çok güvendiğin birisi de olsa, yaptığı işi görmeden ona kefil olmayacaksın…

   Çok ünlü roman yazarlarının sevilmeyen ya da az sevilen eserleri vardır, hatta felaket kötü işlere de imza attığı olmuştur. Başyapıt ortaya koymuş çok ünlü film yönetmenlerinin “bunu nasıl yapmış” deyip de hayranlarının beğenmediği filmleri olmuştur… Her yaptığı albümünü, şarkılarını zevkle dineldiğiniz bir şarkıcının hiç beğenmediğiniz albümü de olmuştur.

   Sevdiğiniz köşe yazarının bazı yazılarını beğenmediğiniz, ona yakıştıramadığınız olur. Ünlü bir mimar hiç sevemeyeceğiniz bir eser ortaya çıkarabilir.

   Demek ki görmediğin, daha ortaya çıkmamış şeye kefil olmayacaksın, ona anlam yüklemeyeceksin. Sonra hayal kırıklığına uğrar, ne diyeceğini şaşırırsın. Başkalarını “neden önceden eleştiriyorsun” diye suçlarken, sen de onların gittiği yola girmek zorunda kalırsın…

   TRT’nin “Bir Zamanlar Kıbrıs’ta” dizisi tam da yukarıda söylediklerime uygun bir meseledir.

   Önceden uyaranlar, yakın tarihte yapılanlara bakıp da niyet okuyup, “kötü bir şey ortaya çıkacak” diyenlerle, “ortaya bir şaheser çıkacak, gerçeğimizi anlatacak, dünyaya da tanıtacak” diyenlerin atışmasında haklı çıkan birinci grup oldu.

   TRT’nin son yıllarda yaptığı eserlere bakanlar, TRT’nin yalnızca bir televizyon- radyo kanalı olmadığını, çoğu kez özellikle de son yıllarda “algı yaratmaya dayalı” işler yaptığını, algı operasyonunda zirvede olduğunu iyi okuyabilenler, oralardan yakın tarihimize zaman zaman yanlış bakıldığını tahlil edenler ortaya doğru dürüst bir dizi film çıkmayacağını çok rahat tahmin etti, hatta tahminden de öte emindiler…

    Hele de Kıbrıs sorununda ray değişimi çabalarının olduğu bir dönemde algıyı o yönde ayarlama, halkın nefret ve kin duygularını yükseltme amaçlı bir çalışma olacağını düşünenler yoğunluktaydı. “Gerçekler çarpıtılacak” diyordu birçok kişi dizi daha yayına girmeden. Bazıları da “yıllarca verdiğimiz mücadelemiz yok sayılacak, ‘sizi biz kurtardık’ üzerinden yine Kıbrıslı Türklerin kalbi kırılacak” diyordu. Kimisi de Türkiye’den bazı kesimlerin bu diziyi fırsat bilip de Kıbrıslı Türklere saldıracağı ya da aşağılayacağı endişesini taşıyordu. Bu tahminlerin hepsi de tuttu… Tümünü de yaşadık maalesef...

    Başlarda bunları söyleyenlere, uyarıları yapanlara “hain”, “Rum işbirlikçisi”, “önyargılı Türk düşmanları” diyenler, şimdi kendileri “Bir Zamanlar Kıbrıs’ta” filmine en ağır eleştirileri yapıyorlar ama halen önceden uyarı yapanlardan özür dilemiş değiller.

    Daha dizi filmi izlemeden kefil olanlar, methiyeler düzenler, bizi dünyaya tanıtacağını, her türlü ödüle layık olduğunu söyleyenler, tüm söylediklerini yuttu ve şimdi en ağır eleştirileri onlar yapıyor.

    Dizi film her bölümünde, onu görmeden ona kefil olanları biraz daha yaralıyor, üzüyor, kahrediyor. Gerçekler o kadar tepetaklak edildi ki buna kimse dayanamıyor, katlanamıyor, “Bu kurmacadır, belgesel değil” diyenler hatta ön uyarı, ön eleştiri yapanları “kurmaca ile belgeselin farkını bilmemekle suçlayanlar” şimdi kendileri bu kurmacayı yerden yere vuruyor, önceden kendi söylediklerini de unutarak…

    Gerçekleri yansıtacağı iddiasında olan ve gerçek kişileri de içine alan “Bir Zamanlar Kıbrıs’ta” dizi filmi bugün hayatta olup da verdikleri mücadelenin hiçleştirildiğini, saptırıldığını ve Kıbrıs Türk toplumu Lideri Dr. Fazıl Küçük ile Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın karikatürize edildiğini görenler ne gibi bir şeye kefil oldukları yönünde büyük pişmanlık ve öfke içinde…

    Önceden uyarılar yapıp da sosyal medyada linç edilenleri bir düşünün… Tiyatro sanatçımız Yaşar Ersoy’un ortaya veriler de koyarak yaptığı ön tahlilleri, öngörüleri, sosyal medyada bile bir marifetle saldırıya uğramış, kaldırılmış ama yüzlerce insan o yazıyı paylaşarak çoğaltmıştı. Peki Yaşar Ersoy’dan ve onun gibi önden uyarı yapan, dizinin ilk bölümünden itibaren de neler geleceğini tahmin edenlerden özür dilemeyecek mi birileri?

     Bazıları “gayrı resmi tarih dikkate alınmıyor, yakın resmi tarihimizde yanlışlar var, dizide bunlar can sıkabilir” diyordu ya… Ohoooo, dizi bu tahminlerin çok ötesine geçti, kitaplardaki, ders kitaplarındaki resmi tarihi de paramparça, allak bullak etti, ortaya hiç olmayanları koyarak ve sağcısını, solcusunu, yurtseverini, milliyetçisini, mücahidini, TMT’cisini çıldırttı…

     Sonuçta herkes aynı noktada buluştu, “Bir Zamanlar Kıbrıs’ta dizi filmi gerçekleri çarpıtan çok kötü bir film…” Gerçi diziyi yapanlar bu tepkileri hiç dikkate almayıp, halen her hafta kendi bildikleri çerçevede filmi çekmeye devam ediyor ama bu olaydan alınacak dersimizi alalım artık…

     Olabilecekleri önceden tahmin edip uyarı yapanlar yanlış bir şey yapmış olmaz ama önceden hiç görmediği şeye kefil olanlar çok büyük yanlış yapmış olur. Hem yanlış yapmış olurlar hem de çok büyük hayal kırıklığı yaşarlar. Unutmayın siz siz olun temkinli olun, o çok sevdikleriniz, güvendikleriniz de sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Önce görün yapılan şeyi, sonra tamamsa kefil olursunuz.

    Eeeee ne demişler? “Her olmayan işte bir hayır vardır...” İşte buradaki hayır da görmediğin şeye kefil olma, her ön uyarı yapanı önyargılı sanma…

    Bir de gördük ki; işi abartırsanız, işin içine bolca yalan ve çarpıtma koyarsanız, halen hayatta olanların yaşadıklarını altüst ederseniz, mücadelesini yok sayarsanız, “milliyetçi duyguları kabarmak için yaptığımız şey” milliyetçilerin nefretine dönüşebilirmiş…

    “Bir Zamanlar Kıbrıs’ta” dizisinden alınacak daha çok ders var ama sonra yine yazarız, bugün fazla bile yazdık…

14/05/2021 22:05
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS:
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.