Ali Baturay yazdı: Kötü ihtimalleri akla getirip tasalanmak ve tedbir almak her zaman iyidir

Ali Baturay'ın kaleminden...

ads
ads
31/10/2020
HK

ads
Ali Baturay yazdı: Kötü ihtimalleri akla getirip tasalanmak  ve tedbir almak her zaman iyidir

   İzmir’de dünkü 6.9 büyüklüğündeki deprem, 1955'te yaşanan 6.8 büyüklüğündeki depremden bu yana kaydedilen en büyük depremmiş.

   İzmir, yakın dönemde yine merkez üssü Seferihisar olan bir depremi 1992 yılında yaşarken, o deprem 6.0 büyüklüğündeymiş.

   Çok daha eskilere gidecek olursak, kayıtlarda detaylarıyla yer alan en eski depremlerden biri ise 7.0 şiddetindeki 1688 İzmir depremiymiş…

    Yazımı yazdığım sırada dünkü depremin yol açtığı ölümlerin sayısı 28, yaralı sayısı ise 885’ti, ölenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara da acil şifalar dilerim.

    Yukarıda yazıya neden 1688’de, 1955’te ve 1992’deki depremleri sıraladım?

    Tabii ki uzun yıllardır İzmir’de bu denli şiddetli deprem olmadığını göstermek için.

    1688 yılı, çok uzak bir yıl ve 7.0 büyüklüğünde olmuş… 1992’deki deprem, dünkü kadar şiddetli değildi, 1955’teki ise dünkü depremin bir puan altındaydı…

    Yani ne demek mi istiyorum? Yani demek istediğim; İzmir, 1955’ten bu yana bu denli şiddetli bir deprem yaşamadı. Yani uzun yıllar önce yaşanmışsa bugün yaşanmayacak diye bir kural yoktur.

   En son 65 yıl önde bu denli şiddetli bir deprem yaşanmış olsa bile tedbirli olmak gerekiyor ve yeniden yaşanabilir demektir.

    Türkiye medyasında bazı uzmanlar, “plansız imar” “balçıklı, alüvyonlu zemine bina yapma” ve “yenilenmeyen/ güçlü olmayan yapı stoku” nedeniyle İzmir’de binaların yıkıldığını, bu şiddette bir depremde binaların yıkılmaması gerektiğini söylüyor.

    Uzmanlar, depremin denizde olmasını yine de bir şans olarak değerlendiriyorlar, aksi durumda daha büyük hasar ve can kaybı olabileceğini belirtiyorlar.

    Uzmanlara göre, depremin etkisinin en çok Bayraklı’da ve Bornova’da yaşanmasının en büyük nedeni ise oralarda alüvyon denen yumuşak zeminli bölgeye bina yapılması… Dolgu, balçık ve alüvyon zemin, felaketi çağırıyormuş…

    Şimdi tüm bunları yazdıktan sonra “Kuzey Kıbrıs’ta durum nedir?” diye sormak istiyorum.

    Ülke olarak depreme hazırlıklı mıyız?

    Kıbrıs’ın deprem kuşağı üzerinde bulunduğunu aklımıza getiriyor muyuz?

    Bina yapılacak bölgelerde zemine iyi bakılıyor mu, o bilinçle bina yapılıyor mu?

    Bina yapılmadan önce zemin mekaniği ve mühendisliği alanında uzman birisinden görüş ya da hizmet alınıyor mu?

    Bina yapılmadan önce zeminde bulunan beton veya toprak iyi inceleniyor, zeminin ne kadar dayanıklı olduğuna bakılıyor mu?

    Dolgu zemine, balçıklı veya alüvyon zemine bina yapıyor muyuz?

    Şimdi bölge ismi vererek panik yaratmak istemiyorum ama Mağusa’ya bağlı bataklık bir bölgede yapılan binalar geçmişte çok tartışılmıştı, oralarda evleri bulunanlar duvarların adeta su kustuğunu, evlerinin altından fokur fokur su kaynadığını falan anlatıyordu, oralara ne tedbir alındı?

    Ovaya, tepeye, dağa, her tarafa yapılan binaların zemininin dayanıklılığına gerçekten bakılıyor mu?

    Barajların yanına, derelerin içine yapılan binalar, hem su baskınına hem de depreme ne kadar dayanıklıdır?

    Zaman zaman daha yapım aşlamasında binaların çöktüğüne tanık oluyoruz ve bu da bizi korkutuyor.

    Kuzey Kıbrıs, denetim özürlü bir ülkedir, birçok alandaki sorunlar denetimsizlikten kaynaklanmaktadır, işte bu denetimsizlik hastalığımız deprem tedbirleri açısından da zaaflarımız olabileceği yönünde beni korkutuyor.

    Ne zaman bir yerde bir deprem olsa, hep ülkemizi düşünüyorum, şiddetli bir deprem olmamasını istiyorum, çünkü olursa sonuçlarının çok acı olabileceği endişesi içimi kaplıyor.

    Uzun yıllardır ülkemizde şiddetli deprem olmaması olmayacağı anlamına gelmez.

    YDÜ Deprem ve Zemin Araştırma ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cavit Atalar, geçmişte yaptığımız bir televizyon programında, Kıbrıs’ta aletsel deprem ölçümlerinin yapıldığı son 130 yıl içerisinde en yıkıcı beş depremlerin 1941, 1953, 1995, 1996 ve 1999’da meydana geldiğini söylemişti.

    Cavit Atalar Hocanın söylediğine göre, ilk yıkıcı deprem 20 Ocak 1941 tarihinde Mağusa yakınlarında 5.9 aletsel büyüklüğünde meydana gelmiş ve 24 kişi yaralanmış. Bu depremde Mağusa ve Maraş’ta hemen hemen bütün evler hasar görmüş, Paralimni’de tüm evler yıkılmış. Lefkoşa, Larnaka ve Girne’de de evler hasarlar görmüş.

    En fazla can ve mal kaybının yaşandığı deprem, 10 Eylül 1953 tarihinde 6.0- 6.1 aletsel büyüklüğünde hem karada ve hem denizde Baf’ın hemen kuzeyinde meydana gelen çifte depremmiş. Bu depremde 63 kişi ölmüş, 200 kişi yaralanmış, 9 köy tamamıyla yıkılmış ve Baf ile birlikte toplam 158 köy hasar görmüş, 4000 kişi evsiz kalmış. Artçı depremler nedeniyle de hasarlar oluşmuş.

    23 Şubat 1995’te de 5.9 aletsel büyüklüğünde kıyıda ve 18 kilometre derinlikte meydana gelen depremde Yukarı Arodes’te iki kişi ölmüş, Yukarı Arodes, Milya, Peristerona, Steni, Yalya, Argaka, Pomo, Pyrgo ve Poli’de hasarlar görülmüş.

   9 Ekim 1996’da 6.8 büyüklüğünde 70 kilometre denizde ve 22 kilometre derinlikte meydana gelen depremde Limasol’da hastane tahliyesi esnasında kalp krizi geçiren bir hasta ve Mısır’da evinin enkazında kalan bir kadın ölmüş. Baf, Limasol, Lefkoşa’da yüksek binalarda, Larnaka ve Paralimni’de halka panik yaşatan depremde 20 kişi hafif yaralanmış.

   17 Ağustos 1999 Kocaeli depreminden 6 gün önce 5.8 büyüklüğünde Limasol’un hemen kuzeyinde 27 kilometre derinlikte meydana gelen depremde 40 kişi genelde panikten hafif yaralanmış, Limasol ve köylerinde hasarlar olmuş.

    Bunları hatırlatmak istedim, çoğu eski yıllarda ama görüyorsunuz ki geçmişte Kıbrıs’ta deprem olmuş ve can almış, ciddi hasarlara yol açmış. Demek ki yeniden olma ihtimali var.

    Uzun yıllar bu ülkede sel de olmadı ama son yıllarda ciddi sel baskınları meydana geldi ve hatta 5 Aralık 2018’de sel nedeniyle 4 vatandaşımız yaşamını yitirdi.

    Ülkemizde de deprem olabilir, buna hazırlıklı olmalıyız, kişi olarak benim ciddi şüphelerim vardır.

   Benimkine kuruntu mu dersiniz, evham mı dersiniz, vesvese mi dersiniz, vehim mi dersiniz, felaket tellalı mı dersiniz, ne derseniz deyin, kötü ihtimalleri akla getirip tasalanmak ama yalnızca tasalanmakla kalmamak ve tedbir almak her zaman iyidir.

    Kötü ihtimale hazırlıklı olmak için tedbir almak, bir anlamda “panzehir” görevi görür, yapmamız gereken de budur ama bu denetim özürlü ülkede bunların tam yapıldığı konusunda gerçekten ciddi şüphelerim vardır.

31/10/2020 17:27
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: ali baturay, haber, kıbrıs, kktc, yorum, yazı, kıbrıs haberleri
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.