Ali Baturay yazdı: Rum gazeteci Parascos’un başına gelenler çok şey anlatıyor aslında

ads ads ads ads
15/01/2021

ads
ads
Ali Baturay yazdı: Rum gazeteci Parascos’un başına gelenler çok şey anlatıyor aslında

   Güney Kıbrıs’ta Kıbrıslı Rum gazeteci Andreas Parascos’un başına gelenleri, gazetelerde okudunuz mu? İlginizi çekmemiş de olabilir. “Bana ne Rum gazeteci işinden olmuşsa” da diyebilirsiniz. Bence Kathimerini Kıbrıs Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Andreas Parascos’un görevinden istifa etmek zorunda kalması önemli ve evrensel bir olaydır. Biz Kıbrıslı Türk gazetecilerin de maruz kaldığı bir durumdur.

    Haberi okumamışsanız, önce olayı bir özetleyeyim. Andreas Parascos, Rum Lider Nikos Anastasiadis'le ilgili bir yazı yazdı. Anastasiadis’in bir ortamda söylediği bazı sözleri yazısında ifşa eden Parascos, Rum liderin tepkisini çekti. Anastasiadis, Parascos’u patronuna şikayet etti ve özür istedi. Kathimerini Kıbrıs’ın patronu Anastasiadis’e karşı dik duramadı, Parascos’a “özür dile” dedi. Parascos, bunu yapmayacağını çünkü yazdıklarına emin olduğunu, bunları birinden öğrenmediğini, kendi kulaklarıyla duyduğunu, söylenenlerin gerçek olduğunu patronuna bildirdi. Ancak Parascos’un patronu, ondan izinsiz gazetenin internetteki versiyonunda onun adına özür yayınladı. Parascos ise bu özrün kendisine ait olmadığını açıklayıp görevinden istifa etti.

   Böyle şeyler ülkemizde de yaşandı ve yaşanıyor, gelecekte de yaşanacak. Ya genel yayın yönetmenini ya da direkt patronu arayarak sizi şikayet ederler. Bu şikayet sonrası işinizi kaybedebilirsiniz, hakarete uğrayabilirsiniz, maaş kesintisi alabilirsiniz, onların umurunda değildir, onlar cezalandırma ister. Şikayet ettikleri kişinin işten çıkarılmasını ima edenler olduğu gibi, direkt “işten çıkar” diyenler de vardır.

     Burada önemli olan patronunuzun ya da müdürünüzün arkanızda durabilmesidir. Eğer patron bu gibi şikayetlere, tehditlere, hatta dava edilmeye karşı dik durabilirse, sizi savunabilir, size inanırsa sorun yok ama bunu yapamayanlar vardır. Tabii ki patronun dik durması sizi şikayet eden hazımsızların suçunu hafifletmez ama bir gazeteci patronunun ya da müdürlerinin arkasında duracağını hissettiği zaman verimli olur, ortaya güzel çalışmalar çıkarır. Eğer patronu ya da müdürlerinin arkasında durmayacağı hissine kapılırsa, gazeteci kendisini geri çeker, oto sansür yapar. “Başımı belaya sokmayayım” diyen bir gazeteci zaten yüzde 60 verimliliğini yitirir.

    Elbette sizi şikayet etmeleri hoş bir şey değil ama patronuna şikayet edilmeyen gazeteci de gerçek bir gazeteci değildir, gerçek anlamda bu işi yapıyor da değildir. Ben, beni patronuma şikayet etmelerine yüzde 30 öfkelenirsem, yüzde 70 de sevinirim. Eğer sizi şikayet ediyorlarsa doğru yoldasınız, demek ki birilerini rahatsız ettiniz. Haber ya da köşe yazısı birilerini rahatsız etmiyorsa ne için yazılır ki? Gizli kalmış, gözden kaçmış ya da alenen yapılan ve eleştirilmesine tahammül edilemeyen gerçekleri yazıyorsanız, işte o yazdıklarınız, ülkeyi yönetenlerin ya da bazı başka hakim çevrelerin çıkmamasını istediği, gazetede görülmemesini istediği şeylerdir.

   (Yalnız bu yazdıklarınız toplum faydasına olmalıdır, kişisel bazı beklentiler için yazılanlar veya yine kendi egonuzu tatmin etmek için yaptığınız hakaretler bu dediğim kategoriye girmez. İlgi çekmek, gündem olmak için yalan, uydurma şeyler de yazanları da kastetmiyorum, yalanla bir yere gidemezsiniz, sonunda kendinizi bitirirsiniz.)

    Toplumun faydasına çalışan, doğruları yazan, toplumdan gizlenenleri ortaya çıkaran, halkın desteğini yanına alan gazetecinin patronu da yanında olursa, hiçbir şeyden korkmaz. Tabii ki dünyada, Türkiye’de ve ülkemizde medyanın sahiplik yapısının gittikçe değişmesi ve patronların yönetenlerle bazı ilişkiler içine girmesi, gazeteciler için en büyük tehlikedir. Tüm dünyada da bunlar tartışılmaktadır. Yönetenlerle bazı ilişkiler içine giren patronların direnci kırılıyor ve bunun ceremesini de gazeteciler çekiyor; ya kovuluyorlar ya istifa etmek zorunda kalıyorlar ya da “ailem, çoluk çocuğum var, paraya ihtiyacım var” deyip siniyor, susuyor, pasifleşiyorlar.

     Teknoloji ilerliyor, sosyal medya gibi her şeyin yazıldığı, birçok şeyin ifşa edildiği, tüm bireylerin gazeteciye dönüştüğü bir ortamda bile yönetenler medya patronlarını susturmayı beceriyor, böyle bir ortamda bile gazeteciler tehdit altında kalıyor. Bu da zamanın, çağın ruhuna ters bir şeydir. Buna üzülmemek elde değil...

   Yalnızca gazeteciler için değil, herkes için duymaması gereken şeyi duyan, görmemesi gereken şeyi gören, ağır bir yük yüklenir. Böyle bir yükü taşımak kolay değildir. Derler ya “Bazen bildiği şeyler kişinin başına bela olur” diye. İşte bildiklerini saklamak gazeteci için çok daha zordur, bildikleri ya da duydukları gazeteci için çok büyük bir yüktür, ondan kurtulmadan da rahat edemez. Bundan kurtulması da onu yazmasıyla mümkün olur.

    Çoğu kez “bu kişisel bir konudur”, “bu kişinin özelidir” denilir ve o bilgiyi yazmakla kişisel hakkının, özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği iddia edilir. Ancak o kişi bir devlet yöneticiyse, yetkilerini istismar edip o işi yapmışsa, kişisel gibi görünse de aslında kamusal bir ihlalse, onun bunu yapması kötü örnekse, suç kapsamına giriyorsa, “özel hayattan çıkar ve kamusal olur” yani tüm halkı ilgilendirir… İşte böyle haberleri yapmak lazım. Bu kişi bir devlet yöneticisi değil de bir iş insanı da olabilir. Bu kişi yolsuzluk yaparsa, başkalarının haklarını ihlal ederse, halkın hakkını yerse, onun da haberini yapmak lazım. Tabii bunları haber yapan veya köşesinde yazan gazeteci bir anlamda mayına basmış oluyor, onu mayınlardan kurtaracak olan da patronudur, eğer patron mayınlı tarlaya girilmesinden korkarsa Andreas Parascos’un başına gelen, her gazetecinin başına gelir.

    Andreas Parascos, bir ‘Euro Grup Toplantısı’ sonrasında bir eğlence merkezinde içkiyi, fazla kaçıran Anastasiadis’in konuşmalarına, itiraflarına tanık olmuş. Normalde bir devlet yöneticisinden duymaması gereken şeyleri duymuş. Aynı ortamda Yunanistan’ın eski Başbakanı Aleksis Çipras ve başka siyasiler, devlet görevlileri de varmış. Parascos, uzunca bir süre bu bilgiyi taşısa da artık ona yük olmaya başlamış ve sonunda bunları yazmış.

    Anastasiadis, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin verdiği vatandaşlıkların/altın pasaportların altın yumurtlayan tavuk olduğunu söylemiş. Tabii Anastasiadis yalnızca bunu söylememiş, bu programdan kendi avukatlık bürosunun yılda 300 milyon Euro gelir elde ettiğini anlatmış. Üstelik bu paraları özel uçakla Şeysellere taşıdığını da itiraf etmiş. Dahası Rum lider, Mont Pelerin ve Crans Montana zirvelerini bu nedenle yıktığını, Mont Pelerin’de Maraş ve Güzelyurt’u, Crans Montana’da çözümü reddettiğini söylemiş. Durun daha bitmedi, 2017 yılından beridir de “iki devletli çözüm konusunda nabız yokladığını”, bu konuda AB’nin ve başpiskoposun onayını almaya çalışacağını dile getirmiş. Eee alkol işte, şişede durduğu gibi durmuyor.

    Parascos, aynı ortamda başka tanıklar da bulunduğunu, en büyük tanığın da Aleksis Çipras olduğunu, hatta “iki devletli çözüm yoklamasını” bazı Türk yetkililerden teyit de ettiğini söylüyormuş ama bu konuda patronunu ikna edememiş. Patron özürde diretmiş.

   Bu arada bazı Rum gazeteciler, “neden bu konuyu gazeteye manşet yapmayıp da köşe yazısında kullandığını” sorgularken, bazı gazeteciler de eğlence ortamındaki bir sohbetin neden bu şekilde kullanıldığını sorguluyor. Bazıları ise “keşke orada bulunanlardan bazılarını tanık gösterse, onlardan onay alsa, kaynak olarak gösterse” gibisinden şeyler söylüyormuş. Mutlaka bunları Parascos da düşünmüştür, bunları düşünebilecek tecrübede birisidir, mutlaka bir bildiği vardı diye düşünüyorum.

     O ortamda bulunan ve bu konuşmaya tanık olanlar Parascos’a sahip çıkar mı, ona destek olur mu? Şu ana kadar olmadılar. Kim bilir Anastasiadis, görevden ayrıldıktan ya da öldükten sonra birileri çıkacak ve “Parascos’un yazdıkları doğruydu” diyecek. Hep böyle oluyor zaten.

    Altın pasaportlarla ilgili bir skandalla uğraşıyor zaten Rum Hükümeti, devlet yöneticileri rüşvetle vatandaşlık verirken kameralara yakalandı, istifalar oldu. Anastasiadis’in avukatlık bürosu Güney Kıbrıs’ta hep dedikodu malzemesidir zaten. Bir süre önce Türkiyeli yetkililer de Anastasiadis’in “iki devletliliği yokladığını” ısrarla gündeme getirdi. Hatta Türkiye’nin “iki devletli” teze dönmesinde bunun da rolü olduğu söyleniyor. Bu konuda Güney Kıbrıs’ta başka gazeteciler de yazılar yazdı…

    Sonuç olarak Parascos, duyduğu bilgilerin üzerinde yarattığı yükü daha fazla taşıyamadı ve yazdı. Önemli şeyleri gündeme getirdi, kim bilir ileride haklılığı da ortaya çıkacaktır ama bir şekilde mayınlara bastı, patronu ona sahip çıkmadığı için de mağdur oldu. Ancak Parascos kendi yazdıklarına sahip çıktı, dik durdu, bu uğurda önemli bir gazetenin önemli bir görevi olan genel yayın yönetmenliğini de elinin tersiyle itti. Onu takdir etmek gerekir. Bunları herkes yapmaz…

    Artık hem dünyada hem ülkemizde pek az insan mayınlı tarlalarda gezemeye cesaret edebiliyor, gazetecilik o yüzden ölüyor. Patronlara açılan telefonlar ne kadar çok dikkate alınırsa, gazeteciler ne kadar çok korkutulursa gerçekler de o kadar az ortaya çıkar ve halkın hakları da o kadar çok ihlal edilir. Gazetelerde yazılan her şey haberdir tabii ki ama o kalabalık içinde gerçek haberler, birilerini rahatsız eden haberler artmadıkça halklar da rahat edemez.

 

15/01/2021 19:59
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: ali baturay, haberkibris, kıbrıs, gazetecilik,
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.