Ali Baturay yazdı: Sürdürülemez sistemi sürdürmekte ısrar mı edeceğiz?

ads
ads
27/05/2020

ads ads
Ali Baturay yazdı: Sürdürülemez sistemi sürdürmekte ısrar mı edeceğiz?

    Küresel bir salgın olmasını ve ülkemizin büyük bir krize girmesini istemezdim tabii ki… Böyle bir şeyi kim ister ki?

   Kim ister durup dururken çok iyi olmasa da dönen bir çarkın birdenbire durmasını ve birçok kişinin büyük mağduriyet yaşamasını?

   Kim ister ülkenin en önemli sektörü turizmin/ otellerin şak diye hizmetlerinin durmasını ve zincirleme bir mağduriyet ortaya çıkmasını?

   Kim ister, yıllardır büyük emek verilerek 100 bin öğrenciye ulaşan üniversitelerin zora girmesini?

   Kim ister, zaten zorda olan, büyük güçlüklerle yürüyebilen birçok iş alanının, küçük esnafın tamamen kepenk indirme noktasına gelmesini?

   Kim ister binlerce kişinin işsiz kalmasını?

  Kim ister hükümetin yükümlülüklerini yerine getiremeyecek hale gelmesini?

  Tüm dünya salgından olumsuz etkilendi ama bizim devletimizin bu türlü olumsuz şartlar karşısında gemiyi yüzdürecek, vatandaşını zorluklardan koruyacak bir kenarda birikmiş parası olmaması büyük sıkıntılar yaşamamıza neden oldu.

  Kimse böyle bir salgın yaşamamızı istemezdi, ben de istemem ama aynı zamanda birçok yanlışımızı düzeltmemiz için bir fırsat olabilirdi bu kriz.

   Derin kriz ortamlarında, yanlış olduğu birçok kişi tarafından kabul edilen ve yıllardır tartışılan ama ellenmeye korkulan bazı olumsuzlukları olumluya çevirmek mümkündür.

   Dibi görmüş bir toplumun, buradan kendisini düzelterek çıkması gerekir.

   Ülkede birçok olumsuzluk var, başka ülkelerin yıllar önce çözdüğü ama bizim halen çare bulamadığımız sorunlar…

   Örneğin kamudaki, yani devlet daireleri ve kurumlarındaki verimsiz yapının mutlaka düzeltilmesi gerekir.

    Kamuda ihtiyaç duyulan alanlarda personel eksikliği var, ihtiyaç duyulmayan alanlarda personel fazlalığı…

    Kamuda tek kişiye bağlı, o kişi hasta olduğunda veya izne çıktığında aksayan hizmetler var…

    Kamuda çalışmama, az çalışma, kaytarma, gün geçirme üzerine dayalı disiplinsiz bir sistem var.

    İşe gelmeden maaş çekenler mi istersiniz, vücut olarak işte olan ama zerre faydası olmayanlar mı, iş yapmamak için teknolojiye yatkın olmadığını, bilgisayar kullanamayacağını söyleyenler mi?

    Devlette çalışanların sahiplik duygusu olmadığından büyük paralarla satın alınan cihazlar, aletler çürüyüp gidiyor, kullanılmaz hale geliyor.

    Mevcut yasalar çalıştırılamıyor, kimseden hesap sorulamıyor, devlet dairesinde kendi işini yapmayıp, özel sektörde insanların birkaç iş yapmasına göz yumuluyor.

    Bu devlet bu kadar verimsiz devlet dairesi ve kurumlarında eleman besleyecek kadar zengin değil, bu işe artık bir son verilmelidir.

   Bu devlet artık vergi toplamayı başarmalıdır… Siyasi partilerle organik bağ kuran bazı iş çevrelerinin dokunulmazlığına son verilmelidir.

    Bazı iş çevrelerinin devlet olanaklarından daha fazla nemalanmasına, vergi verme ve benzeri yükümlülüklerini yerine getirmemesine, çalışanlarını perişan etmesine izin verilmemelidir.

    Siyasi partilerin seçim dönemlerinde katkı aldığı çevrelere söz geçirememesi gibi bir durum yaşanmamalıdır…

    Devlet kaynakları çarçur edileceğine, büyük savurganlık yapılacağına, trafikte, çevrede, sağlıkta, eğitimde, iş yaşamında kronikleşmiş sorunlara kaynak olarak aktarılmalıdır.

    Tabii yalnızca para aktarmak da yetmiyor, devlet “denetim” mekanizmasını çalıştırmalı, yasalara, tüzüklere, kurallara uymayan kimsenin gözünün yaşına bakmamalıdır.

    Denetimsizlik nedeniyle birçok alanda insanlar zor anlar yaşıyor, tehlikeler atlatıyor, insanlar ölüyor, canlar gidiyor ama bunları düzelteceğimize, yaşadığımız sorunlara “kaderci” bir anlayışla bakıyoruz.

    Halbuki bu ülkede yaşadığımız çok sayıda sorun kader değil, baş edemediğimiz yapısal sorunlardır, denetimsizlik ve toplumun bir şekilde kaderci bir anlayışla bu kuralsızlığın bir parçası olmasındandır.

    Herkes şikayet ediyor ama derdi imanı seçim, seçilmek, yeniden seçilmek olan siyasilerin halkın büyük bir bölümüne “rüşvet” gibi imtiyazlar vermesi, ya da geçmişten gelen bu imtiyazlara göz yumması ve kişilerin olaylara kendi durduğu yerden bakması, kendisini görmeden hemen herkesi eleştirmesi ile bu sorunlar çözülecek gibi görülmüyor.

    Salgın başladığında ve evlere kapandığımızda, hayat durduğunda bu sorunları daha iyi görmüştük, bunları çözmemiz gerektiğini söyleyip duruyorduk, hükümet edenler, kendi kaynaklarımızla devlet yönetme pratiği edinmeye başlamıştı, ciddi ciddi tasarruftan söz ediyorduk, denetime inanmaya başlamıştık, her şey eskisi gibi olmamalıydı ama ne olduysa kontrollü açılış yaptığımızda, normalleşme sürecinde her şeyi unuttuk, yaşadığımız sorunlar halen bitmeden eski kötü düzenimize ve o kaderci yöntemimize dönüş yaptık…

   Bir batık ki ne ülkeyi yönetenler düzelmek istiyor ne toplumun çok büyük bir kesimi…

   Kafamız yaşadığımız krizlerle tokuştu ama biz bundan ders çıkarmayı beceremedik, bundan sonra da beceremeyeceğiz.

   Net bir şekilde anlaşıldı ki Türkiye, KKTC’ye maddi katkı yapacak. Türkiye ile KKTC arasında “İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması” imzalandı. Bir bu anlaşmaya bir de eskiden yapılanlara bakın, yeni anlaşma bugüne kadarki en hafif şartları içeriyor.

   Bir ikisi dışında o şart ya da yükümlülük diye belirtilenlerin çoğunu bu ülkenin siyasi partilerinin hemen hepsi düzeltme, yapma, yerine getirme sözü verdi zaten.

   Evet bazı şeyler yapılması talep ediliyor ama aslında salgın nedeniyle zorda kalan Kıbrıslı Türklere yardım edilmek istendi, anlaşılan o…

   Bakıyorum da bu paranın gelecek olması hem hükümet edenlere hem de toplumun büyük bir kesimine büyük rahatlık getirdi, neredeyse bayram havası var.

   Yani yine bir “yumuşama”, yine “reformları unutma”, yine “kaynakları doğru kullanmama”, yine “savurganlık”, yine “ezberimizdeki kötü düzene devam etme”, yine “kendi kendine yeter olacak şartlarını aramadan vazgeçme” mi olacak?   

    Mesela en çok merak edilen konu; Türkiye’den gelecek para ve Bakanlar Kurulu tarafından Maliye Bakanlığı’na verilen 400 milyon TL’lik borçlanma yetkisi ile “reel sektöre/ özel sektörün zordaki iş alanlarına arzu edilen katkı” yapılabilecek mi, yoksa yine kamuyu ödemek, kamunun açtığı delikleri kapatmak için mi harcanacak diye? İnanamıyor kimse, buradan reel sektöre anlamlı bir katkı yaratılacağına?

   Merak ediliyor, yakında seçim var, yine seçimler düşünülerek popülizm mi yapılacak?

    Biliyorum birçok kesim kızacak, “Böyle zor bir dönemde böyle şey mi söylenir?” diyecekler bana ama acaba diyorum bu paranın gelmesi biraz daha gecikse daha iyi mi olacaktı? İnsan ister istemez böyle şeyler düşünüyor.

     Evet, ülkede çok zor şartlar yaşanacaktı ama en azından kendimizi düzelmek için daha fazla kafa patlatıp, bunun için ikna olacaktık. Şimdi kendimizi düzeltmeyi denemekten vazgeçeceğiz gibi geliyor bana.

     Zaten salgın sürecinin bazı kritik aşamalarında ve özellikle normalleşme sürecinde “düzelmek istemediğimiz” yönünde bazı sinyaller aldık. Umutlu olamıyorum gelecek için, her şey yine eskisi gibi olacak sanki, yine aynı sürdürülemez sistem sürdürülmek istenecek gibi. Umarım yanılırım…

 

 

 

27/05/2020 21:43
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Ali baturay, haberkibris, kıbrıs, korona virüs,
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.