Avrupa ülkelerinde PCR ücretliymiş de bizde de olmalıymış, peki siz onların yaptığı salgın katkısını yaptınız mı ki?”

ads ads ads ads
27/08/2021

ads
ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


   Bu ülkenin yöneticileri hep işlerine geldiğinde Avrupa’yı örnek göstererek, “Bakın orada böyledir” deyip, vatandaşın göstereceği tepkiyi aşağıya çekmeye çalışırlar…

    “Bak Avrupa ülkelerinde de böyledir”, “Bak Rum tarafında da böyledir” diyerek kendilerini haklı çıkarmak isterler.

    Nedense bazı kısıtlamalar, vatandaştan bazı hak kesmeler olduğunda dünyanın bazı çağdaş ülkelerini veya Avrupa ülkelerini örnek gösteriyorlar.

    Hâlbuki o ülkelerde olup da bizde olmayan çok hem de çok şey var.

    Kıyas bile kabul etmeyecek ve bence daha çok uzun yıllar ulaşamayacağımız imkânlar var o çağdaş ülkelerde…

    Oralardaki demokratik, çağdaş, insanca yaşama fayda sağlayacak şeyleri bu ülkede uygulamayı düşünmezler aslında bizim yöneticilerimiz…

    İşte PCR ve antijenin ülkemizde ücretli olmasını haklı çıkarmak için “Dünyanın hiçbir ülkesine PCR ücretsiz değil. Bir biz ücretsiziz, dünyada tekiz. Bakın Avrupa ülkelerinde şu kadar, Güney Kıbrıs’ta şu kadar, İngiltere’de şu kadar, Türkiye’de şu kadar” diyerek rakamlar da veriyorlar.

    Ya demek dünyanın hiçbir tarafında yok ha? Sanki dünyayı inceldiler de bu kadar kesin konuşuyorlar ama örnek verdikleri bazı Avrupa ülkeleri ve Güney Kıbrıs’a bir bakalım isterseniz.

    Ülke yöneticilerimiz, Sayın Başbakan bazı şeyleri göz ardı ediyor, bizi ahmak yerine koymak istiyor. O PCR’ın ücretli olduğu ülkelerde Covid-19 salgını başladıktan sonra birkaç kez zorda olan sektörlere ciddi katkılar yapıldı.

    Salgın nedeniyle kapalı işyerlerine, çalışanlara maddi katkıda bulunuldu, batmamaları, ekmek teknelerini yüzdürebilmeleri için… Halkımız hep onlara bakıp, “neden bizde yok?” diye sorup durdu.

    Başbakan Ersan Saner, günaşırı çıkıp BRT’de konuşuyor. Bugün de BRT’deydi; Güney Kıbrıs’ta ve Türkiye’de PCR’ın ücretli olduğunu söyledi ve kaç para olduğunu da belirtti, rakam verdi.

    Sayın Başbakan Güney Kıbrıs, salgın nedeniyle sektörlere milyonlarca liralık yardım yaptı, siz ne yaptınız acaba?

    Türkiye’de bile nispeten bazı yardımlar, avantajlar sağlandı, orada salgın nedeniyle konut ve işyeri kiralarında bile ayarlama yapıldı… Peki, siz ne yaptınız? Hiçbir şey yapmadınız. Ne kiralarla, ne borçlarla ilgili bir şey yaptınız. Ha bire batmış sektörlere kredi vermeye çalıştınız…

    Siz reel sektörü, işyerlerini, emekçileri kaderiyle baş başa bıraktınız, “Ne haliniz varsa görün” tavrına büründünüz. Patır patır işletmeler kapandı, emekçiler işsiz kaldı ama siz kılınızı kıpırdatmadınız…

   Kapalı dönem için emekçilere 1500 TL gibi çok düşük bir rakamı bile can ezgisiyle, aksatarak dağıttınız… Evine ekmek götüremeyen, perişan insanları görmezden geldiniz.

  Küçük işletmeler batmamak için “hibe” talebinde bulundu ama duymazdan geldiniz.

  Reel sektöre katkı yapmadınız ama kendi alacaklarınızı hep talep ettiniz.

  Koskoca salgın döneminde yaptığınız tek faydalı iş olan sosyal sigorta prim desteğini bile durdurdunuz…

  Düşük maaş aldığı için çalışmak zorunda kalan emeklilerden böyle bir dönemde “emeklisin ama çalışıyorsun” deyip vergi aldınız, düşük maaşı yetişmediği ve evine ekmek götürmek için çalışmak zorunda olduğunu görmezden gelerek… Maliye Bakanlığı üzerinden bankalara yatan sendikaların, sivil toplum örgütlerinin dayanışma aidatlarından bile kesinti yapmaya kalkıştınız…

   Böyle sıkıntılı bir dönemde sendikal haklarla uğraştınız, “Toplu İş Sözleşmesi”ni ortadan kaldırmak için yasal düzenleme yaptınız.

   Böylesine sıkıntılı bir dönemde siz hiçbir tasarruf yapmadınız ama kamu çalışanlarının hayat pahalılığı ödeneğini vermemek için kanun hükmünde kararname yaptınız…

   Ya işte böyle… Siz o Güney Kıbrıs’ta, Avrupa ülkelerinde ya da Avrupa dışı diğer çağdaş ülkelerde yapılan neyi yaptınız bugüne kadar ki şimdi “PCR oralarda ücretlidir de bizde de ücretli olacak” diyebiliyorsunuz?

    Çağdaş ülkeleri hep hak kesmek istediğinizde hatırlıyorsunuz, halbuki oralarda olup da bizde olmayan çok şey var, onları da getirseniz ya bu ülkeye…

    Siz asgari ücreti belirlemekten bile acizsiniz, siz sigorta prim desteğini kaldırıp emekçiyi yine ateşe atıyorsunuz, siz çare üretmek için bir araya geldiğiniz ekonomik örgütlere hiçbir açılım yapamıyorsunuz… Siz her şeyin pahalı olmasına göz yumuyorsunuz, siz ülke yanarken partizanca istihdam yapıyorsunuz, sizin atamalarınız bitmek bilmedi, siz bu ülkede tüp gazın bile kaybolmasına neden oldunuz, siz elektrik kesintilerini geri getirdiniz, sizin yönetiminizde hastanelerde ilaç bulunamıyor…

   Siz bu kadar başarısızken bir de başka ülkeleri örnek gösterip PCR’ı ücretli mi yapıyorsunuz? Sizin vatandaşınızın alım gücü ile örnek gösterdiğiniz Güney Kıbrıs halkının ve Avrupa ülkeleri vatandaşlarının alım gücü aynı mıdır? Sizin vatandaşınızın yaşadığı mağduriyetleri o ülke vatandaşları yaşıyor mu ki?

   Vakaların en yüksek düzeyde seyrettiği, hastanenin ve yoğun bakımın dolduğu bir dönemde PCR’ı ücretli yapmanın intihar olduğunu söylüyor sağlıkçılar, sağduyulu sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleri…

  Bu kadar zor bir dönemde, geçim sıkıntısı yaşanırken, vatandaş evine zor ekmek götürürken, ücretli PCR mı yapılacağını sanıyorsunuz? Yapılmayacak… Zaten çoğu zorda olan işverenler ödemeye yanaşmayacak, emekçi de ödeyemeyecek ve PCR yapılmayacak…

   Ya PCR yapılmayacak ya da bu işin de sahteliğini, kaçma yollarını arayacak birçok kişi…

   Üstelik 21 günlük test kontrollerinin çok yanlış bir uygulama olduğu ve vakalarda ipin ucunun kaçmasına neden olacağı belirtiliyor.

   Bakanlar Kurulu bu kararı Sağlık Bakanı Ünal Üstel yurt dışındayken almış, ona danışılmamış. Bu tabii bizim değil onların sorunu ama bir gerçek var ki; bu konuda danışılması, ilk söz söylemesi gereken bakanlık Sağlık Bakanlığıdır. Hani da salgınla ilgili konularda tüm yetki Sağlık Bakanlığı’ndaydı?

   Sağlık Bakanının ve sağlıkçıların sakıncalı, sıkıntılı bulduğu uygulamaları inatla uygulayanlar, yarın bizi vakaları kontrol edemez duruma getirirse ne olacak? PCR ücretlerinden tasarruf etmek isterken daha büyük bir felakete uğrarsak bunun bedelini kim ödeyecek? Tabii ki vatandaş, kim olacak? Bedeli yönetenler değil hep halk ödüyor.

   Hükümetin kendi iç kavgaları, tartışmaları, çelişkileri hiç bitmek bilmedi ve şimdi de karşımıza böyle bir durum çıktı ama mağduriyet yaşayan hep halk oluyor.

   Dediğim gibi Başbakan Ersan Saner, bugün yine BRT’deydi… Gün aşırı BRT’ye çıkıyor, BRT’ye çıkmak kendisini kurtaracak sanki. Başbakan neden BRT personeli gibi oldu biliyor musunuz? Çünkü hükümetin ve başbakanın “anlatma/ anlaşılma zafiyetleri” var.

   Başbakan çıkar da Bakanlar Kurulu sonrası başka şey söyler, Resmi Gazetede başka bir şey yazar, Sağlık Bakanı Resmi Gazetede yazılana tepki koyar, Başbakan yine TV’ye çıkar ve hem Bakanlar Kurulu sonrası yaptığı açıklamayla hem de Resmi Gazetede yazana benzemeyen başka açıklama yaparsa, herkesin kafası karışır ve yine BRT’ye çıkma ihtiyacı hisseder…

   Başbakanın günaşırı BRT’ye çıkması bile ortadaki iflası açıkça ortaya koymaktadır…

DİĞER YAZILARI
27/08/2021 19:22
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS:
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.