Aybike Yektaoğlu yazdı: Aynıların sistem savaşı..!

Aybike Yektaoğlu'nun kaleminden...

ads ads ads ads
27/02/2021

ads
ads
Aybike Yektaoğlu yazdı: Aynıların sistem savaşı..!

Yaklaşık bir yıldır boğuştuğumuz salgından yakın zamanda kurtuluş yok. O belli oldu. Geçen yıl hangi ülkede ne oldu diye izlerken, artık onu da yapmıyoruz. Onun yerine, kendi içimizde çekişmeye ve kavga etmeye başladık.

Sorunlarımız saymakla bitmez. Her birinden bahsederken “sorunlarımızdan bir tanesi de…” diyerek cümle kuruyoruz.

Gündem her hafta değişiyor. Yoluydu, seyrüseferiydi, açıktık, kapalıydık, maaş sıkıntısıydı derken bir hafta diğerini kovalıyor.

KKTC, aynen televizyondan bir kanalda dizi gibi. Çok sıkıcı olabiliyor. Dizinin başı, bir önceki bölümün sonunun yarısı! O yüzden ekrana kilitliyor. Sonra 1-2 saat boyunca sıkıcı muhabbetler, sahneler derken, izlememek için kendinizle savaşırken, birden bölümün sonu geliyor ve yine farklı bir olayla ilginç şekilde bitiyor.

Bir hafta boyunca yorumlar, fragmanlar derken diğer hafta geliyor. Tahmin edilemeyen son, her haftaki gibi saman alevi misali 2 dakikada sönüyor ve 1-2 saatlik bölümün geri kalanı aynı sıkıcılıkta devam ediyor. Tabi seyirciyi ekranda tutmak için de her hafta başka karakter, başka konu, üzerine de bir gizem yaratılıyor.

KKTC, tam da TV kanallarında seyirciyi oyalayan, ne olacağını tahmin ettiğiniz, zaman geçirmek için takıldığınız, her hafta vazgeçmek için kendinize söz verdiğiniz diziler gibi bir yer.

Öyle bir yer ki, gerçek mi hayal mi belli değil. Tam arafta bir yerde. Senaryosunu tahmin ettiğiniz, her yaşanılan olayı, aynı dizilerdeki gibi, biraz aksiyon, biraz gizem, biraz da gerilim tadında bir dizi film.

“Sistem bozuk”. Gerçekten mi? Yazılı, tanımlı bir sistemin neyi bozuk? Eskiden işliyordu. Yenilenmesi gerekti bazı yerlerinin. Olmadı mı? Bahane bitti tabii. Yoksa her şey ortada. Sistem bozuk falan değil.

Sistem nasıl kurulduysa orada. Yerli yerinde duruyor aslında. Bozuk olan sistemin çalıştırıcılarıdır. Yani bizler. Sistemi tanımlayan yazılı dokümanları bir kenara koyun, yazılı dokümanları uygulaması gereken “insan”ları bir kenara.

Dokümanları bağımsız bir gözle okuyun. Sorun var mı? Belki biraz. Düzeltilebilir ama. Günümüze uyarlanması gereken yerleri olabilir. Peki diğer tarafa bir göz atın. İşte esas sorun orada, biz “insan”larda.

Yani isterseniz sistemi baştan aşağı değişin. Maya aynı mayaysa bir fark olmaz. O-la-maz!

“Sorun siyasilerde”, “Hepsi aynı!”. Siyasiler oraya elini kolunu sallayarak gelmez. Oy hakkı olan her birey kendi istemiyle gider ve oyunu verir. Müdahaleli veya müdahalesiz!

Oy hakkı alınamaz, satılamaz. Devredilip miras bırakılamaz ya da miras alınamaz. Her seçimde bakidir. Peki o siyasileri oraya kim seçer? “İnsan”lar. E peki aynı kefeye koyan kimdir? Yine “insan”lar.

Aslında herkes bilir ki, ayni değiller. Seçtikleri kişileri bireysel çıkarlarına uymadığı yerde aynılaştırmak  birçok kişinin işine gelir. Suçu başkasına atar. Vicdanını rahatlatır. Ayni kefeye koymak en kolayıdır.

Aynılaştıranlar, aslında kendi kötü, yanlış ve kabul edilemez taraflarını örtbas etmek için makamlarını araç olarak kullanırlar. Aynılaştır(ıl)anlar arasında kaybolmak ve çıkarlarını korumak için etik olmayan yollarla yönlendirme çalışmaları yapanların tuzaklarıdır bu grup.

Bu ülkeden hiçbir şey olmaz!

Tüm partiler aynıdır!

Tüm siyasiler aynıdır!

Tüm gazeteciler aynıdır!

Tüm iş insanları aynıdır!

Tüm kamu çalışanları aynıdır!

Tüm özel sektör kuruluşları çalışanlarıyla beraber aynıdır!

Sonu gelmeyen aynılar silsilesi!

Peki aynı olmayan ve bu grubun dışında isyan etmek için ses çıkaracak olan ne kaldı? Otlar, böcekler ve hayvanlar mı?

Bu ülkede şımarıklık aldı başını gidiyor. Her unvanı olan kendini her konuda konuşabilir zannediyor. Her makamın, her türlü şımarıklığı yapabilme özgürlüğü sağladığı düşünülüyor. Bir “sonradan görme halidir” de gider.

Makamlar geçici, unvanlar da spesifik konular içindir. Unvanını her konuda açıklama yapmaya yarayan adeta bir “maymuncuk” gibi kullanmak, bizim dışımızdaki ülkelerde hiç hoş karşılanmaz.

Siz hiç Şansölye Angela Merkel’e, Doktor Angela Merkel denildiğini duydunuz mu? Duyamazsınız. Çünkü o bir fizikçi. Başbakan olduğu için Şansölye Angela Merkel. Akademik alanında çalışsaydı Dr. Angela Merkel olurdu.

İşte biz böyle bir ülkeyiz. Gittikçe sınıf atlayan. Ama geriye doğru. Hem de çok geriye! Aklımızı başımıza bir an önce toplamazsak, dünyanın her ülkesinden ve her noktasından daha da geriye düşmeye devam edeceğiz.

Geçen hafta bakan görevden alındı diye saatlerce birbirini yiyenler oldu!

Peki oldu da n’oldu? Saman alevi gibi yandı, bitti, kül oldu ve partinin iç çekişmesine döndü. Günlerce de dedikodu dinledik. Ama halen gelecek hafta yükselen vaka sayısı ile ilgili ne yapılacağını bilmiyoruz. Kısmetse ve fırsat bulduklarında toplaşıp bize de haber verecekler!

Çözüm kapanmak mı? Hayır! Çözüm denetim, planlama, doğru kararları alıp eksiksiz uygulama. Ama yok! Biz bu hafta gündemimize gazetecileri alıyoruz ki halk bir hafta da onlarla uğraşsın.

Sırasıyla gelecekler. Hem de her emekçi, her çalışan kesime. İster zengin ister orta halli, ister fakir. Fark etmez. Böl, parçala, yönet. Tam kıvamında istenilen hamur misali. Kulak memesi kıvamında!!!

Suçu sistemde, siyaside, kamuda, iş insanında, gazetecide bulmak işin kolayı. Aynayı kendimize tutmayı da bilmeliyiz! Örgütlenmeyi de. Yoksa bu işin sonu hiç parlak olmayacaktır.

 

27/02/2021 11:53
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: Aybike Yektaoğlu
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.