HABER KIBRIS

Aylin Zeybek yazdı: Susmak istemiyorum artık

ads
21/10/2018

Aylin Zeybek yazdı: Susmak istemiyorum artık

Adaletsizliğin kol gezdiği bir ülkede adalet nasıl aranır bana öğretir misiniz? İnsanlar şikâyetçi olmaktan korktuğunda mesela… Susmak daha güvenli hissettiriyor. Üstü örtünürse, olay kapanıp unutulursa herkes için daha mı hayırlı olur?

Öyle inanıyorlar. ‘Şikâyetçi olursam benim de başım derde girer.’ Bu yıl o kadar çok duydum ki bu cümleyi Kıbrıs’ta. Oturduğum yerde vicdan muhasebesi yapıyorum. Her kimin hayatına dokunmaya çalışsam benim de son kararım durmak oldu, susmak oldu. Hakkını aradığında başına daha kötü şeylerin geleceğine inanan bir insanı hikâyesini paylaşması için nasıl zorlayabilirim ben? Güvende olabileceğine inanmıyorsa, adalet yerini bulmuyor bu ülkede diyorsa...

Ülkem için, adaletin her bireye adil sunulabilmesi için elimden geleni yapmak istiyorum her daim, ama ben de sustum… Belki ben de içten içe biliyorum kimsenin güvenliğini sağlayamayacağımı. Fakat ben sustukça, bu sistem içine çekiyor beni de. Susmak istemiyorum. Kimsenin başını derde sokmak değil niyetim, ama anlatmak istiyorum artık.

Dört insanın hikâyesini paylaşacağım sizinle… Doğru mu yapıyorum? Bilmiyorum.

Bu yılın başlarında, Mağusa’da Kennedy ölmüştü. Afrika kökenli, ülkemize okumaya gelmiş bir genç. Biz yıllardır üçüncü ülkelerden Kıbrıs’a gelen öğrencilerin nasıl koşullarda yaşadığını önemsemedik, hala da önemsemiyoruz. O günden bu güne hiçbir değişim olduğuna inanmıyorum ben. Acı bir olay yaşansın istemiyorum, fakat biliyorum ki bir can daha gidene kadar, bir insanı daha feda edene kadar bu sisteme… o zamana değin hatırlamayacaksınız o öğrencileri… Sonra yine unutacaksınız ya her neyse…

Genç bir can ölmüş. Bizim devletimiz en temel insan hakkı olan yaşama hakkını dahi koruyamıyor Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan insanların. Bu insanların nasıl sesine kulak vermeyiz biz? Nasıl yanlarında durmayız? Olaydan sonra ilk işim Kennedy’nin ailesine ve arkadaşlarına ulaşmak oldu. ‘Kaybınız için çok üzgünüm… Yalnız değilsiniz…’ diyebildim yalnızca. Özür diledim onları koruyamayan devletim ve polisim adına, onları görmezden gelen vatandaşlarımız adına özür diledim…

Haftalarca nasıl yardım edebilirim diye düşündükten sonra, sevgili arkadaşım Uygar Erdim ile birlikte bir projeyi hayata geçirmek istedik. Uluslararası öğrencilerin hikâyelerini derleyip gerçekleri yansıtmak istedik, nitekim başaramadık… Haftalarca ve aylarca, onlarca, belki de yüzlerce öğrencinin hikâyesini dinledim. Kuzey Kıbrıs’a üçüncü ülkelerden gelen insanların anlattıkları var ellerimde… Sayfalarca aldığım notlar…

Çalışma koşulları, uyuşturucu satıcıları ile olan ilişkileri, poliste yaşadıkları ırkçılık, öğrenci oldukları okulların dahi onları görmezden geldiği, ev sahiplerinden gördükleri muameleler, sağlık sorunları ve daha nicesi… Onca insanı dinledikten sonra diyebilirim ki, insanca yaşamıyorlar. Adalet yok onlar için bu ülkede… Tüm bu hikâyeleri dinledikten sonra bunları tüm halkla paylaşmak istedik. Sonra bir gün telefonum çaldı, ismini vermeyeceğim… Hikâyesini benimle paylaşan genç bir öğrenci… Ağlıyor. Anlatılması gerekiyor biliyorum, fakat benim hikâyemi paylaşırsan ben işimden olurum diyor. Benim hikâyemi paylaşırsan ben evimden olurum, okulumdan olurum… Biliyorum, devlet elimden tutmayacak… Ben de sustum. Onun hayatını riske atamazdım ve onun izni olmadan onun hikâyesini paylaşamazdım. Diyeceğim o ki… Hikâyesi hiç dinlenmemiş, anlatmaya hiç cesaret bulamamış, çok zor koşullarda ülkemizde yaşam mücadelesi veren gençler var… Lütfen onları görmezden gelmeyelim artık. Onlar ses çıkarmaya korksa da, biz onların sesi olalım.

Afrika kökenli öğrencilerle çalıştığım süre içerisinde birçok genç kadına ulaşma fırsatım olmuştu. Ülkemizde tecavüze uğrayan, şiddet gören, gidecek bir yeri ve hiçbir dayanağı olmayan genç kadınlar. Onlarcasıyla konuştum, yalnızca birinin hikâyesini paylaşıyorum:

Adını veremem, 20 yaşında genç bir kadın. Kendi ülkesinde babasını kaybetmiş. Babasını kaybettikten sonra yıllarca annesi ile birlikte amcası ile yaşamaya başlamış. Amcası, yaklaşık 10 yıl boyunca tecavüz etmiş, fiziksel şiddet uygulamış. 'Aylin… Benim o evden kurtulma şansım Kıbrıs’tı' diye anlatıyor bana gözleri yaşlı… Diplomasını alıp yeni bir hayat kurabilmek hayali ile gelmiş bu ülkeye… Sonra karşısına bir adam çıkıyor, haftalarca ve aylarca ona tecavüz eden. Çıplak resimlerini çekip onu tehdit eden ve bu fotoğrafları kullanarak ona defalarca tecavüz etmeye devam eden bir adam… Evimi biliyor diyor. Evinden alıp kısa bir süreliğine güvenli bir yer buluyorum…

Kadın Dayanışma Evi’ne, polise gitmek için ikna edemiyorum bir türlü… Şikâyet edersem beni daha çok dövebilir, bana daha çok tecavüz edebilir diyor… Günlerce yalvarıyorum ona, gel evimde kal, seni bırakmam ben diyorum… Evine dönme… Dönmüyor evine, polise de gidemiyor. Tecavüze uğradım ben diyor ve o adamın temiz olduğunu bilmiyorum. Ben eğer AIDS kapmışsam polis beni sınır dışı edebilir… Ve ben amcamın yanına dönemem. Kısa bir süre evinden uzak tutmayı başarabilsem de, bana yardım etme diyor… Benim hayatım böyle devam edecek. Bana yardım etmeye çalışırsan, ben sınır dışı edilirim, polis gözümün yaşına bakmaz benim… Uzak dur benden…
Evine gitmedi günlerce, nerede? Bilmiyorum. Sonra izini kaybettim, aylarca ulaşamadım.

Şimdi nasıl? Bilmiyorum. Kendini kurtarmış mı? Bilmiyorum. Şuan ülkemizde polisin dinlemediği, feminist hareketin sahip çıkamadığı, devletin görmezden geldiği genç bir kadın tecavüze uğruyordur belki? Rahat mı vicdanınız?

Dahası var… Bu kez Girne’deyim. Hotelin ismini vermem gerekiyor mu? Bilmiyorum. Okuyan, ilgilenen ve öğrenmek isteyen biri çıkarsa, anlatırım size detaylı… 

Yine genç bir öğrencinin hayatını dinliyorum. Yıllar önce gelmiş Kıbrıs’a. Maddi sıkıntı çekiyor, çalışıyor bir yandan da okurken… Çalışma koşullarını anlat diyorum. Nerede çalışıyorsun? Memnun musun? Gözleri doluyor, anlatmaya başlıyor. ‘İnsan gibi davranmıyorlar bana…’ Girne’de çalıştığı bir hotelden bahsediyor. Günde 24 saatin 19 saatini çalışmak zorunda kaldığı, resepsiyonist olarak işe girdiği ve tuvalet temizlemekten, yer silmekten ötesini yaptığı bir iş. Yaklaşık iki ay çalışıyor orada, parasını alamıyor.

Parasını istiyor, iş sahibi diyor ki, ‘git şikâyet et, seni dinlerler mi zannediyorsun? Defol…’ Ayrılıyor hotelden… Sonra peşine düşüyorum bu hotelde çalışanların… Bir, üç, beş öğrenci derken öğreniyorum ki yaklaşık 10 yıldır Afrika kökenli öğrencileri çalıştırıp sömüren, parasını ödemeyen, kovarken de ‘seni kim korur zannediyorsun?’ diyebilecek cüreti kendinde bulabilen insanlar var bu ülkede… Belki de şimdi siz bu satırları okurken, okul harcını ödeyebilmek için o hotelde tuvalet temizleyen ve belki de üç gün sonra parasını alamadığı için ayrılacak bir insan vardır… Ayrılırken yine aynı cümleleri duyacaktır belki… ‘Kime istersen şikâyet et, KKTC burası…’
Biz böyle bir sistem yarattık işte…

Bugün… Bunu da yazmalı mıyım bilmiyorum… Tüm sorumluluğu alıyorum üzerime.

Evimdeyim, sesler duyuyorum ‘Abi ses ver!’ Dışarıya çıkıyorum, ne oluyor diye bakıyorum… Hastahaneyi arayın diyorlar, biz adresi bilmiyoruz. Çalışanlardan biri düşmüş, ‘Abi ses ver!’

Hastaneyi arıyorum, inşaata çıkıyorum sonra hemen… Yerde yatıyor. Yüzüne dokunuyorum. Ben de aynı şeyi söylüyorum ‘Ses ver!’. Öylece yere uzanmış. Kımıldamıyor. Zar zor nefes alıyor. Gözleri açık. Tamam, ambulansı aradım her şey iyi olacak diyorum… Gözlerim doluyor. Beni duyuyor musunuz? Diyorum, beni duyduğunuzu bilmek istiyorum. Gözlerini kırpıyor. Seviniyorum. Yağmur yağıyor, inşaattan damlalar üzerimize… Ceketlerimizi çıkarıyoruz, sırtına örtüyoruz. Çalışanlar etrafında, şikâyetçi olun diyorum. Bir gün siz de düşebilirsiniz… Birinin yanına yaklaşıyorum, konuşuyorum, Türkçe bilmiyor. Ambulans geliyor, hastaneye götürülüyor. Arkasından hastaneye gidiyorum, acilde bekliyorum. Yanına geçiyorum. Daha iyi durumda, ucuz atlattın diyorum, gülüyorum! 

Ustabaşı geliyor. Tahlil sonuçlarını bekliyoruz. Tutamıyorum kendimi, şikâyetçi olun diyorum. Kime şikâyetçi olalım? Diyor. İşte yine o aynı cümle! 

Tanımaya çalışıyorum, konuşuyorum… Türkiye’den gelmiş, ailesi yurt dışında, üç çocuğuna ekmek parası kazanmaya çalışıyor işte! Öyle temiz yüzlü, öyle güzel bir insan… 
Konuşuyorum… Adalet yok bu ülkede diyorlar… Her ne olursa bize oluyor işte. Kimi, kime şikâyet edeceksin? Kaynar sular dökülüyor başımdan aşağıya. Susuyorum yine. 

Dinliyorum… Aylar önce inşaattan düşerek ölen bir işçiden bahsediliyor etrafımda. Olayı gören herkes işten çıkarılmış, nasıl olabilir böyle bir şey? Şirket ismi vermek istemiyorum. Kişilerin isimlerini vermek istemiyorum. Böyle hikâyeler dinliyorum… Şöyle bitiyor, ‘Olan en sonunda yine bize oluyor’ Konuşuyoruz, sonra bana soruyorlar… Kimsin sen? Ne iş yapıyorsun? Gazeteci misin? Hukukçuyum diyorum. Anlatıyorum… O zaman biz sana konuşmayalım diyorlar. Bir kaç saat geçiyor… İçeriye geçiyorum yeniden… Şimdi daha iyi durumda, taburcu olmaya hazır. Teşekkür ederim diyor ve ekliyor… ‘Benim suçum. Dikkat etmem gerekiyordu. Bazen de kendi güvenliğimizi kendimiz sağlamamız gerekiyor.’

Geçmiş olsun diyorum…

İçimden, ‘Hayır, güvende çalışman gerekiyor, kendi güvenliğini kendin sağlaman gerekmiyor, sen güvende çalışmayı hak ediyorsun.’ demek geliyor. Diyemiyorum.

Geçmiş olsun diyorum…

Ben artık ne susmak, ne de güvenliğin sessizliğe sığındığı bir ülkede yaşamak istiyorum…

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Aylin Zeybek
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.