Azer: Hukuka ve adalete sahip çıkarsak, huzur içerisinde yaşayabiliriz

ads ads ads ads
19/04/2021

ads
ads
ads
Azer: Hukuka ve adalete sahip çıkarsak,  huzur içerisinde yaşayabiliriz

DAÜ Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Can Azer, Haber Kıbrıs için yazdı:

 Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Can Azer, siyasilerin, yapmak istedikleri ya da söz verdikleri icraatları yerine getirmemelerinin mazereti olarak hukuk kurallarını ya da mahkeme kararlarını öne sürerek, bunları icraatın önündeki en büyük engellermiş gibi göstermeye çalışarak, bireyleri hukuk kuralları ile icraat arasından bir tercih yapma aşamasına getirdiklerini kaydetti.

    Can Aazer, hukuka uymanın bir tercihmiş ya da icraatları engelleyen bir zorlukmuş gibi topluma sunulmasının, adeta topluma hukuksuzluğu kanıksaması için yol göstermek olacağını ve bunun hukuk devletine verilebilecek zararların en büyüğü olduğunu vurguladı.

    Azer, “Hukuka ve adalete sahip çıkmanın, toplum olarak bir arada huzur içerisinde yaşayabilmemiz için vazgeçilemez olduğu unutulmamalıdır” dedi.

“Hukuksuzluğu Kanıksa(ma)mak”

   Yrd. Doç. Dr. Can Azer, Haber Kıbrıs için yazdığı “Hukuksuzluğu Kanıksa(ma)mak” başlıklı makalede şu görüşlere yer verdi:

   “Bir aileyi, bir topluluğu ve bir devleti ayakta tutan bileşenlerin en önemlilerinden ikisi hukuk ve adalettir. Bu iki kavram adeta bir tutkal görevi görmektedir. Ancak, ülkemizde hukuk ne yazık ki git gide icraatı engelleyen bir “ayrıntı” olarak görülmeye başlanmıştır.

   Hukuk ve hukuk devleti kavramı dendiğinde çoğumuzun aklına sadece yasalar gelmektedir. Oysaki KKTC Anayasası’nın 1. maddesinde açıkça kabul edilmiş olan hukuk devleti, mahkemelerin bağımsızlığından, kanunlara saygıya, idarenin sorumluluğundan, temel hak ve hürriyetlerimizin güvence altında olmasına varıncaya kadar birçok esaslı konuyu içerisinde barındırmaktadır.

   Son zamanlarda ülkemizde ve yakın coğrafyalarımızda yaşananları gördükçe hukuk devletinin erozyona uğradığını söylemek yanlış olmayacaktır. Ama burada esas düşündürücü olan kısım, bu erozyonun idare adına karar alma mekanizmalarında bulunan kişiler tarafından adeta bilinçli bir şekilde yapılıyor algısının yerleşmeye başlamış olmasıdır. 

    Demokratik hukuk devleti ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olması gereken ve hatta bu uğurda göreve başlamadan önce meclis kürsüsünde yemin eden siyasilerin bu bakış açısını kaybetmemeleri toplumun bütünlüğü açısından hayati önem taşımaktadır. Netice itibarıyla, din, dil, ırk, cinsiyet ve diğer birçok açıdan farklı katmanlardan oluşan toplumu bir arada tutan en önemli unsur, biraz önce de değindiğimiz üzere hukuk ve adalet duygusudur.

    Toplumda yaşayan hiçbir kesimin sırf o kesime tabi olmaktan ötürü ötelenmeyeceğini, ötelense bile hukuk ve adalet tarafından korunacağını bilmesi, bu toplumsal birliktelik için de hayati önem taşımaktadır. İşte, idare adına karar alma yetkisine sahip olanlar, maalesef ve çoğu zaman da “siyaset” uğruna bu dinamiklerle oynamaktadırlar. Örnek vermek gerekirse, yaşadığı köyün hemen yanında bombanın patlaması neticesinde hayatını kaybeden çocuğun, yanlış yol yapımı nedeniyle sel sularına kapılıp hayatlarını kaybeden 4 gencin sorumlularının idarece tespit edilmemesi ve idarenin de bu sorumluluğu üstelenmemesi en bariz örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ya da daha yakın tarihli örnekler vermek gerekirse; hukuka aykırı atama yapan siyasinin meclis kürsüsünden ‘ben yaptım oldu, beğenmeyen mahkemeye gider’ demesi veya mahkeme kararlarını beğenmeyen siyasilerin mahkemelerin bağımsızlığını zedeleyici hatta ortadan kaldırmaya dönük açıklamalar yapması da verilebilir. Bağımsız mahkemelerce alınan kararların içerikleri ve ne söyledikleri adeta yok sayılırcasına siyasete konu yapılarak toplumun bölünmesine sebebiyet verilmesi de gelinebilecek vahim noktayı gözler önüne sermesi bakımından önem taşımaktadır.

   Toplumun önemli bir kısmına hitap edip onları etkileyebilme ve hatta zaman zaman manipüle edebilme yetisine sahip olan siyaset kurumu, onlarca verilebilecek örneklerde de görülebileceği üzere hukuk devletine zarar verme konusunda çok cüretkâr davranabilmektedir. Siyasiler, yapmak istedikleri ya da söz verdikleri icraatları yerine getirmemelerinin mazereti olarak hukuk kurallarını ya da mahkeme kararlarını öne sürerek, bunları icraatların önündeki en büyük engellermiş gibi göstermeye çalışarak, bireyleri hukuk kuralları ile icraat arasından bir tercih yapma aşamasına getirmektedirler. Hukuka uymanın bir tercihmiş ya da icraatları engelleyen bir zorlukmuş gibi topluma sunulması, adeta topluma hukuksuzluğu kanıksaması için yol göstermek olacaktır ki bu hukuk devletine verilebilecek zararların en büyüğüdür.

    Siyasiler birçok ülkede toplumun öncüsü konumundadırlar ya da öyle olduklarını ileri sürerler. Çıkarttıkları hukuki düzenlemelerle (yasa, tüzük vb.) ya da uygulamalarıyla yol ve yön gösterici olmaktadırlar. Ancak, ülkemizde görülmektedir ki özellikle hukuk ve adalet konularında siyasilerin birçoğu adeta sınıfta kalmışlardır. O halde yapılması gereken tam tersi olmalıdır. Yani, siyasilerin topluma yol göstermesinden ziyade toplumun tüm katmanlarıyla (bireysel ya da örgütlü) siyasilere yol ve yön göstermesi gerekmektedir. Geldiğimiz bu nokta artık tüm bireylerin sorumluluk alması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

    Hukuka ve adalete sahip çıkmanın, toplum olarak bir arada huzur içerisinde yaşayabilmemiz için vazgeçilemez olduğu unutulmamalıdır.”

19/04/2021 20:01
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: Can Azer, Haber Kıbrıs, hukuk
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.