Bir çuval incir

ads
ads
27/06/2020

ads ads

Aybike Yektaoğlu Aybike Yektaoğlu


Kıbrıs’ın kuzeyi pandemi nedeni ile kapanma sürecini çok iyi götürdü. Ama hükümetle, ama hükümete rağmen. Bu sürecin kazanını halk oldu. Kimse “ben” yaptım” demesin. Zaman zaman bireysel ve bencillik konularında elimize su dökülemese de, bu kapalılık sürecini birlik ve beraberlik içerisinde götürdük.

Halk isterse olur, istemezse olmaz. Herkes ama herkes bu sürece katkı yaptı. Elinde avucunda olmayan da verdi, olan da. İş insanlarından, yardımseverlerine, komşudan, arkadaşa, aileden, sağlık çalışanlarından, esnaf ve emekçiye bu sürecin gözükmeyen ve övgüyü hak eden çok kahramanı var.

Öyle ya da böyle, halk kendi kendini de yönetebileceğinin farkına vardı. Halk yönetimi ekonomi için değil, sağlık için oldu. Hep bir ağızdan birlik olarak, anlaşmadan aynı şeyi söylemek ile gerçekleşti. Ve halk bunu çok sevdi. Özellikle, kendini düşünen ve fırsatlardan nasıl yararlanırım düşüncesinde olanlara karşı.

Halk hem bu adaya, hem kendine karşı, hem de yönetebileceğine karşı güven kazanmıştı. Tüm güven 1 jet, birçok yasanın delinmesi ve ihmalkarlık sonucu ihtimal olan bir facia ile yerle bir oldu.

Şunu anlamamız lazım. Bu ülke, yüksek öğretim ve turizm ile geçen sene olduğu gibi, önümüzdeki yıl da aynı şekilde gelir getirici bir durumda olmayacak. Elimizdekini hem korumalı, hem de başka alternatif yollara da girmeliyiz. Başka çaremiz yok.

Dünyaya yalnızca adanın kuzeyinde olan bir ürün ihraç ettiğinizi düşünün. Bu ürün hem sağlık açısından hem de popularite olarak değerini kaybetsin. Sonuç? Ekonomik çöküş.

Bu ülkede çevre faciasına yol açan, yabancı şirketlerin adamızı sömürdüğü elementin ismini adamızdan aldığını biliyoruz. Her sene en az beş kez CMC felaketinden ve sonuçlarından bahsediyoruz. Bugün bakır ihraç etmiyoruz ama o zamanlar bakır çıkararak çalışan ve geçimini bu kanaldan kazanan çok insan vardı. Bakır bitti, madenler kapandı. İş, istihdam açısından düşünürsek ne oldu? Bu işten para kazananlar, para kazanmak için başka iş yapmaya veya iş aramak durumunda kaldı.

Bugün harup ihraç etmiyoruz. Ama bir zamanlar harup çekirdeği ihracatında dünyada üçüncüsüydük. Belgelerle kanıtlı.

Bugüne kadar kör topal gittik. Bilinmeyen, görünmeyen, kokmayan bir mikroorganizma kapımızı çalana kadar. Kapıları kapattık, evlerde izole, birlik olduk. Ya şimdi? Birşeyler düzelirken ve yoluna girmişken, ağırlığı olmasa dahi çok küçük bir toz tanesi bile bizi yıkacak noktaya geldi.

Bir vizyon ve senaryo ile gelecek planlansaydı, bugün topluca bağırışıp çağırışıp, yine başa dönme korkusu ile endişe içinde olmazdık.

Oteller kapansın mı? Hayır. Yaklaşık 13.000 çalışanı ve dolaylı yoldan 20.000 kişiyi geçindiren otellerin topyekün kapanması diye bir durum söz konusu olamaz. Vergisi ile, sosyal sigortası ile, aldığı mal ile, turistin uğradığı esnaf ile bu sektörden geçinen çok insan var.

Üniversiteler kapansın mı? Hayır. Yaklaşık 100.000 öğrenciye yüksek öğretim sağlayan ve dolaylı yoldan evi, yemeği, alışverişi, çalışanı, çalışanlarının ailesi, öğretim elemanları ve onların aileleri, bulunduğu kentlerin gelişimi vs derken birçok alana hizmet veren böylesi kurumların kapanması ülkeyi topyekün karanlığa sürükler.

Esas sorun bizleri yönetenlerin yaptıkları hatalar ile bu halkın güvenini sarsmasıdır. Doğru, planlı, vizyonlu bir gelecek inşaa etmenin yolunu yapma görevi bizi yönetenlerdedir. “Ben” öznesi ile şov işi değildir. “Siyaset yapmayın” cümlesi altında her dediğini kabul ettirme de değildir.

Yönetenlerin halk üzerinden duygu sömürüsü (insani değerler), toplumu birbirine kırdırmaya çalışıp gündem saptırma (“rumcu”-“anavatancı” tartışmalarına mahal verecek açıklamalar ile), yaptığını gizleyerek örtmeye çalışma (jet olayı-Bakanlar Kurulu kararına rağmen KKTC uyruklu olmayan birini adaya sokma), kimin ne üzerinden konuşacağını belirleme (sağlık ile siyaset birbirine karıştırılamaz) ile yönetmeye çalışma hakları yoktur.

Herkesin hayatını idame ettirebilmesi için hava ve kara kapılarının açılması gerektiğini biliyor. Ama vizyonsuz bir şekilde değil. Sağlık altyapısının tamam olmadığı bir ülkede, yarın bir Covid-19 vakası dahi kaosa yol açar. Çünkü bu halk maalesef güven ve 10 Mart sonrası yaşananları tekrar yaşamak istemiyor.

Bir çuval inciri mahvetme misyonunu üstlenmiş gibi hareket eden yönetenler, yarın halk, esnaf, üniversite, turizimci, üretici ve hepsinden öte sağlık çalışanları arasında ezim ezim olacaktır. Çünkü ekonomik kriz bir tsunami misali üstümüze geliyor. Dengeyi korumak, vizyonla yönetmek yöneticilerin sorunu, uğraşı ve görevidir.

Salgınlar dalgalanmalar ile durulur. Bilim ve tarih dünyası bunun tarihe not düşüldüğünü gösteriyor.

 

 

27/06/2020 11:59
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Aybike Yektaoğlu, haber, kıbrıs, kktc, yazı
MANŞETLER

HK Aybike Yektaoğlu

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.