Biz bu kontrollü açılışı yanlış mı anladık acaba?   

ads ads ads ads
04/05/2020

ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


   Yaklaşık iki aydan sonra kısmi sokağa çıkma yasağı kaldırıldı, birçok işletme uzun aranın ardından kapılarını açtı, çalışmaya başladı, kontrollü açılışa ilk adımı attık.

   Özlemiştik aslında bu tabloyu, insan fazlalığından, trafik sıkışıklığından şikayet etmemize rağmen, terk edilmiş havası veren kentlerde yaşamak hiç güzel değilmiş doğrusu.

   Her gün bir saat canlı yayın için işyerine giderken trafik bakımından oldukça rahattım, yollarda çok az araç vardı, trafik sıkışıklığını hesaba katarak evden çıkmam gerekmiyordu ama bugün eskiye dönüş yaptık…

   Bu sabah yine o geçmişteki sıkışıklık vardı, üstelik sokaklarda da insan kalabalığı.

   Oradan oraya koşuşturan insanlar…

   Marketlerin park yerleri, uzun zaman sonra bugün dopdoluydu.

   Banka önlerinde uzun kuyruklar vardı.

   Umarım bugünkü sokağa dökülme meselesi, uzun zamandan sonra insanların biraz da o eve kapanmış olmaktan dolayı içinde bulunduğu ruh halinden kurtulmak içindir.

    Dilerim, bugüne has, aybaşı olması, hafta başı olması, bankaya gitme ve bazı alışverişleri yapma ihtiyacından dolayı yaşanan bir günlük yoğunluk olsun.  

    Tamam, eski yaşamımıza geri dönmek istiyoruz, bugün ilk adımı da attık, özlemiştik ama gözlemlediğim kadarıyla, vatandaşların büyük bir bölümü bu normalleşme girişimini, bu kontrollü açılışı biraz yanlış anlamış gibi…

    Maske takmadan sokakta yürüyenler gördüm… Kimisinin maskesi takılı ama çenesine kadar indirilmiş durumda, iş olsun diye takmış yani korunmak için değil.

    Toplu ve çok kalabalık yürüyor insanlar, oldukça samimi, sosyal mesafeye dikkat etmeden…

    Marketlerde insanlar tıkıl tıkış, birbirine çok yakın, korku kalmamış adeta.

    Evlerin balkonlarında kalabalık insanlar var, çok yakın, ağız ağıza, misafirlik ziyaretleri olduğu çok belli.

    Risk grubu içindeki çok sayıdaki yaşlı insan, kendini sokağa atmış durumda…

    Sanki her şey bitmiş, virüsü defetmişiz gibi…

    İnsanların kapalı yaşamdan bıkmış olmasını ve normal yaşama dönme isteğini çok iyi anlıyorum ama 4 Mayıs’la 3 Mayıs, 2 Mayıs, 30 Nisan, 20 Mart arasında risk açısından, “risk kalktı” denilecek” kadar çok büyük bir fark, büyük bir rahatlama yok ki…

    Yani “4 Mayıs geldi, her şey bitti, kaldığımız yerden devam ediyoruz” gibi bir durum varmış gibi davranılıyor.

     Bu kadar gün evde kaldığımız zaman dilimi ile 4 Mayıs arasında sanki bir çizgi vardı da o çizgiyi kaldırdık her şey bitmiş gibi… Bu rahatlık çok rahatsız etti beni…

     Yetkililerin, bugünden itibaren yeni bir mücadelenin başlıyor olduğunu söylenmesi, kurallara uymak gerektiğinin vurgulanması bugün itibarıyla sanki dikkate alınmamış gibi görünüyor.

      Yetkililerin başka konuşmaları içinde çizdiği pembe tablolar, başarı hikayeleri anlaşılan toplumun kafasında “bu iş bitti” rahatlığı yaratmış, şu anda yapılan uyarılar sanki algılanmıyor…

      Halbuki şu anda farklı bir mücadele veriyoruz ve bundan da başarıyla çıkmamız gerekiyor. Halen riskler var, hatta herkes korkuyu attığı için riskler artıyor da...

      Tabii bu arada ülkeyi yönetenlerin açıklamaları, kafaları karıştırıyor.

      Bakanların zaman zaman birbiriyle ters düşmeleri, çelişmeleri, birbirlerini düzeltme gereği hissetmeleri de başka bir tuhaflık…

      Örneğin okulların ne zaman açılacağı konusunda, birkaç gün arayla eğitim bakanı başka, sağlık bakanı başka, başbakan başka açıklama yaptı. Hatta başbakan, sağlık bakanının okulların açılmasıyla ilgili açıklamasına ya da konuşmasına yönelik birkaç saat içinde iki farklı açıklamalarda bulundu, biri sert, diğeri tatlı. Başbakan önce “Ali Pilli hata yaptı” dedi, sonra “onunla aynı fikirdeyim” der gibi bir şey…

     Başka konularda da benzer şeyler oluyor. Bakanların konuşmaları, farklı şeyleri çağrıştırıyor.

     Böyle her kafadan bir ses çıkarsa, vatandaşlar da tedbirleri dikkate almamaya başlar.

     Bakanların kısa aralıklarla okulların açılmasıyla ilgili yaptığı açıklamalardan sonra sosyal medyadaki mizahi paylaşımlara, atışmalara baktım, evet güler yüzlü olmamız, şakacı, dalgacı özelliğimizi ortaya çıkarmamız bir bakıma güzel, hele de böyle zor bir dönemde baktığında insanın yüzünde tebessüme de neden oluyor.

      Ancak ülkeyi yönetenler, bakanlar da artık bu kadar tiye alınacak şeyler yapmamalı, devlet yönetmek bu kadar komik ve dalga geçilecek bir şeye dönüşmemeli…

     Biliyorum hep gazetecilerin sorduğu bazı sorulardan ve yine gazetecilerin karşı görüş sormasından kaynaklanıyor bunlar, yani “siz gazeteciler sebep oluyorsunuz, sonra da yazıp, eleştiriyorsunuz” diyebilirsiniz.  

      Tamam bir yere kadar haklısınız ama gazetecinin işi sormak, didiklemek, bir şeyler kapabilmek, en farklı, en ilgi çekici olanı bulmaktır. Bakanlar, yetkili olan, işin başındaki insanlardır, herkes onların ağzına bakmaktadır, gazeteci ne sorarsa sorsun en doğrusunu, en mantıklısını, kafalarda soru işareti bırakmayacak şeyleri söylemelidirler. Sizce de çok tekrarlanmaya başlamadı mı bu absürtlükler, tuhaflıklar?

   Bir de merak ediyorum, bakanlar kurulunda bu konular da konuşuluyor mu; “Ne yapıyoruz be arkadaşlar? Toparlanalım artık” da deniliyor mu? Denilmesi gerekiyor galiba…

04/05/2020 18:12
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: ali baturay, koronavirüs, yazı
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.