HABER KIBRIS

Bozkurt: “Kurumsallaşmayı başaramadık”

Gülsen Bozkurt ile Lefkoşa’da Muhtar Yusuf Galeria’da bulunan kliniğinde konuştuk.

ads
18/06/2012

Bozkurt: “Kurumsallaşmayı başaramadık”

 

- “MECLİS’TE YAPILAN CİDDİ KONUŞMALAR NEDENSE TOPLUMDA YANKI BULMUYOR”…
“Ben sağlıkla ilgili Meclis’te konuşmalar yaparken hatırlıyorum Sayın Erbilen bana diyordu ki ‘Dinleyicileri sen doktor mu sanıyorsun.’ Ben de derdim ki ‘Söylediklerimi en azından bir Sağlık Bakanı bile anlasa yeter. Benim konuştuğum sağlıktır. Sağlık Bakanlarına yöneliktir.’ Yaptığımız konuşmalar kamuoyunda bir yankı bulmazdı”

- “İTEM YASASI BÜYÜK BİR HATA İDİ”… “DP-CTP dönemi idi. Sevgili Ahmet Derya da çok ateşli bir komite üyesi idi. Bu Eş Değer Mal Yasası’nın nasıl geçtiğini, İTEM Yasası’nı, hatırlıyorum. Bir tek muhalefeti, komitede biz yapmıştık. Ve o geçen yasa ile bugün gelinen ve yaratılan o içinden çıkılmaz durum ortaya çıktı”


- “MECLİS’TE ERKEK EGEMEN BİR YAPI VAR”… “Meclis’te erkek egemen bir yapı vardı. Ama kadınlar bizde ne kadar hazırdı, bu yapıyı değiştirmeye ne kadar özgüvenimiz vardı onu da tartışmak lazım ama sanırım kadınlar, gelip geçmiş kaç kadın varsa, en azından daha içten ve daha samimi bir şekilde bazı şeyleri düşünmüşlerdir. Mesela bugün yaşanan bazı çirkinlikler kadınların aklından hiç geçmez…”


Gülsen Bozkurt ile Lefkoşa’da Muhtar Yusuf Galeria’da bulunan kliniğinde konuştuk. Gülsen Hanım kliniğini küçük bir laboratuvara dönüştürmüş. Erol Baysal ile birlikte önüne büyük hedefler koymuş. “Ben ülkem için bir şeyler yapmaya, taş üstüne taş koymaya devam etmeye çalışıyorum” diyen Gülsen Bozkurt, bakanlığı döneminde hazırladığı Sağlık Master Planı’nı hayata geçirememenin burukluğunu hala yaşıyor.

Mete Tümerkan: Siyasetle ne zaman tanıştınız? Siyasete nasıl ve ne zaman girdiniz?
Gülsen Bozkurt:
Ben siyaseti ailece yaşayan bir insandım, kayınbiraderim nedeniyle... Eşim de tabii içindeydi. Ben de yaşıyordum... Siyaset deyince akla gelen toplumu dönüştüren, toplumun öncüsü insanlar akla gelir değil mi? Siyaseti topluma yeni bir şeyler yapmak, katmak için yaparlar. Toplumu bir adım daha ileri götürürler ve günü geldiğinde de herkes köşesine çekilir. Ben siyaseti bu şekilde düşünüyorum.

“Siyasete girme hedefim yoktu”
Mete Tümerkan: Siz peki siyasete planlı bir şekilde mi girdiniz?
Gülsen Bozkurt:
Ben siyasete çok planlı ve hazırlıklı bir şekilde girmedim. Zaten kendimi buna da hazırlamadım hiçbir zaman...

“Ben kendimi tıpa adamıştım”
Mete Tümerkan: Neden?
Gülsen Bozkurt:
Çünkü ben gördüğünüz gibi kendimi tıp alanında çok geliştirmiş olan, bu alanda çok emek veren bir insanım. Bu alanda yapılacak çok işler var. Ben yapıyorum da... Bu ülkede thalassaemia programını başlatan, thalassaemia’nin önlenmesi için çalışan, bu konuda gayret gösteren grubun içerisindeyim ben de. Büyük çalışmalar sonucu bu konuda sonuç da aldık. Ben ülkeye gelen ilk kan hastalıkları uzmanıyım. Bu konuda yüksek ihtisas yapan ilk hekim benim. 1984 yılında yapıp geldim. Çok ciddi hastalıklarla uğraşıyordum. İşte kan kanserleri, bütün kansızlıklar, thalassaemia, onların erken tanısı, önlenmesi gibi çok ağır mesuliyetlerim vardı ve hatırlıyorum moleküler biyoloji çalışmaları için 1993 yılında Amerika’ya da gittim. Kıbrıslı meslektaşımız Erol Baysal da oradaydı. Genetik konusunda çok güzel çalışmalar yaptık. 1993 yılında Kıbrıs’a döndüğümde seçimler için hazırlıklar başlamıştı. Ben o günlerde yeni öğrendiklerimi uygulama hayalleri ile hastaneye geri dönmüş, heyecanla işime sarılmıştım. Bir gün kayınbiraderim İsmail Bozkurt oğlu ile birlikte bize geldiler. Ve dediler ki “Biz hayırlı bir haber için geldik, sana bir şey sormak isteriz”. Doğrusu ben de o güne kadar bana siyasete girme konusunda bana bir teklif geleceğini hiç düşünmemiştim. Ben o anda “ne hayırlı haberi” diye düşünürken, bu arada kızım da tam da liseyi bitirmişti, onunla ilgili bir haber mi var diye kafamdan geçirirken, İsmail Bey’in oğlu Günay devreye girdi ve “Baba bırakın yengemi, yengem bilim kadınıdır. O işini yapsın” dedi. İsmail abimi teklif yapmaması için frenlemeye çalıştı.

“İsmail Bozkurt bana TKP’den aday olmamı önerdi”
Mete Tümerkan: Ne oldu İsmail Bey bunun üzerine vazgeçti mi yoksa size adaylık teklifini yaptı mı?
Gülsen Bozkurt:
İsmail abi bana TKP’de kadın kotası bulunduğunu, sosyalist enternasyonale katılacaklarını, kadının siyasete girmesini teşvik etmek için kota uyguladıklarını anlattı. TKP’nin de yüzde 15 kotası için 3 tane kadın aday aradıklarını söyledi ve bana adaylık teklif etti. Kadın aday olarak bir de Işılay Hanım ile Mahide Hanım’a teklif götürüldüğünü söyledi.

“Bana siyasete girmem için yapılan teklifi önce reddettim”
Mete Tümerkan: Siz bu teklife nasıl bir karşılık verdiniz?
Gülsen Bozkurt:
Ben doğrusu bu teklifi ilk önce reddettim. Çünkü yapacak çok işlerim vardı. Mesleğimin tam doruk noktasındaydım. Ve düşünmedim açıkçası... Siyaset belki kadınların da olması gereken bir alan... Neyse İsmail Abi ısrarcı olmadı gitti. Daha sonra Doktor Savaş Özyiğit telefon etti, partiden bir sürü ileri gelen aradı. Hatta bir tanesi eve geldi dedi ki eşime “Hanımına müsaade et siyasete girsin”. Benim eşim de dedi ki, “Ben değilim engelleyen. Kendisinin şu anda bir mesleği ve yapacak çok işleri var. Alanında tek kişidir”. En sonunda yine bir dostumuzdan telefon geldi. O dostumuz o dönemde yaşanan Dokuzlar Hareketi sonrasında kurulan DP’ye güç ve destek vermek üzere dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da DP’den aday olacağına dair bir şayia çıktığını söyledi. Bu olay üzerine yine TKP’li “Denktaş Cumhurbaşkanlığı’nı bile DP’ye güç vermek için bırakıyor, milletvekili olacak, sen bu kadar fedakarlık yapamaz mısın” dedi. Bunu söyleyince ben de bu insanların ciddi bir şekilde kadın aday bulma sıkıntısı çektiklerini söyledim kendi kendime... Son dakika partiye gittim ve “Madem benim aday olmamı bu kadar çok istiyorsunuz, beni de listenin bir yerine yazın” dedim. Kadınlar için parti üç tane yer ayırmıştı, sekizinci sıraya beni yazdılar. Son anda gidip dakikalık fotoğraf çektirdim. Afişler hazırlandı. Ve ben aday oldum. Müracaatların bitmesine çok az bir zaman kala oldu tüm bunlar. Hekim olduğum için çevrem genişti. Tanıdıkları filan ziyaret ettik. Onlardan destek istedik. Ben daha önce kayınbiraderim İsmail Bozkurt için oy vermiştik. Ama ben partinin örgütünü tanımıyordum. Bu benim için yeni bir olaydı. Sonuçta seçimler oldu, bitti. Destekleyenler olduğu gibi desteklemeyenler de oldu. Seçim sonuçları şimdiki gibi öyle hemen çıkmıyordu. Partinin beş milletvekili kazandığı açıklandı. Ama bunların kimler olduğu belli değildi.
TKP’de bu sonuç beklentinin altında bir sonuçtu ve herkes bundan dolayı üzüldü. Ben sabah normal bir günmüş gibi kalkıp hastaneye görevimin başına gittim. Ben nasıl olsa ben kazanmadım diye düşünüyordum.
Saat 10’a doğru bir dostumuz beni telefonla aradı ve “İlk kez attığımız oy boşa gitmedi. Tebrik ederim kazandın” dedi. Ben ne seçim kuruluna gitmiştim ne de kazanmayı bekliyordum. Bu arada diğer herkes meğer seçim kurulundaymış sayımı yerinde takip ediyormuş…

“Seçimi kazandığımı öğrendiğimde görevi iade etmeyi düşündüm”
Mete Tümerkan: Kazandığınızı öğrenince ne düşündünüz?
Gülsen Bozkurt:
Kazandığımı öğrenince heyecanlandım doğrusu ama sorumluluklarım da aklıma geldi. Eve geldim eşime “Ne olacak bu kadar hasta, ben çok ısrar edildiği için bu işe girdim, ama kazanacağımı bilmiyordum” dedim. Bütün gece ne yağabileceğimi düşündüm. Geri iade dahi etmek aklımdan geçti. Mümkün olsa benden sonra gelen partili arkadaşımın benim yerime Meclis’e girmesini temenni ederdim. Bunun hukuken mümkün olup olmadığını da bilmiyordum. Bunu Rahmetli Hakkı Alpagut’a ve İsmail Bozkurt’a sorduk. Onlar “Sakın ha, istifa edersen tekrar seçim olur ve bir tek aday çıkacağı için bunu en büyük parti kazanır. Bugün TKP’nin beş olan ve grup kurmasına yeterli olan sayı da dörde düşer. Grup da kurulamaz. Bunu yapamazsın, hakkın yok” dediler. Böyle olunca siyaset hayatım fiilen başlamış oldu. Ve ben 1993 seçimleri ile birlikte milletvekili oldum.

“Meğerse Meclis’i gözümde çok büyütmüşüm”
Mete Tümerkan: Parlamento’ya ilk gidişiniz de bu şekilde oldu herhalde. Orada sizi en çok etkileyen ne oldu? Meclis’te beklediğinizi buldunuz mu?
Gülsen Bozkurt:
Ben Parlamento’yu, yüce Meclis diyerek gözümde çok büyütüyordum. Gittiğimde bir baktım ki saat 10.00’da toplanması gereken Meclis 11’de, 12’de hatta saat 1’de toplanamıyor. Biraz erkek egemen bir yapı… Üç hanım vardık biz. Ben, Onur Borman fevkalade aklı başında ne yaptığını bilen biri ve Ruhsan Tuğyan… 1990-93 arası o iki kadın milletvekilinden sonra üç kadın milletvekili olmuştuk ve gözlerin de üzerimizde olduğunu hissediyorduk. Konuşmamızdan tutun da her tavrımızın takip edildiğinin farkındaydık. Bizden beklentiler de vardı. Meclis’e girdiğimde beni en çok etkileyen ve de çok da tasvip etmediğim, politikayı çok bilmediğim halde çok muhalefet ettiğim bir konu olmuştu. Bunu hiç unutmam. DP ile CTP bir koalisyon kurmuşlardı ve bir yasa tasarısı getirmişlerdi. Sanırım CTP kanadının baskısı ile gelişti. Her bakanlığa danışmanlar ve koordinatörler atanmasını öngören bir yasa tasarısıydı bu. Bir sürü kadro öngörüyordu. Bunlar siyaseten oraları doldurma kadrosu idi. Buna ben karşı çıktım. Meclis’te yüksek sesle buna muhalefet etmiştim ve o beş kadro da üçe düşmüştü.

“Meclis’te 3 kadın milletvekili olarak uyum içinde çalıştık”
Mete Tümerkan: Kadınlar olarak birlikte bir şey başarabildiniz mi?
Gülsen Bozkurt:
İlk dönem biz kadın milletvekilleri olarak Aile Yasası için çok çaba sarf ettik. Ruhsan Hanım daha sonra UBP ile DP’nin koalisyon kurdukları dönemde hükümetin bir milletvekili idi ve bu Aile Yasası konusunda çalışmalar başladı. Dışarıdan kadın örgütleri de bu iş için çok çaba sarf etti. Diğer biz iki kadın milletvekili de destek olduk ve Aile Yasası konusunda çalışmalar yapıldı ve bu yasa geçti. Bu topluma yaptığımız iyi bir katkıdır.

“İskandinav ülkelerindeki demokrasi ve hoşgörüye hayrandım”
Mete Tümerkan: Meclis’te olduğunuz birinci dönem sizin için muhalefet dönemi oldu. O dönemde neler yaptınız?
Gülsen Bozkurt:
Biz muhalefet partisi idik… Ben kadınlara dönük bazı yasa önerileri üzerinde çalıştım. Süt izinleri konusunda girişimler yaptım. İskandinav ülkelerinde, sosyal demokratların iktidarda olduğu ülkelerde kadın hakları, çocuk hakları son derece öndedir. Ben de hem hekim oluşum, hem de sosyal demokrat felsefe ile siyasette bulunmamın verdiği sorumlulukla süt izinleri konusunda yasa önerisi verdim. Bu hükümet kanadından tasvip görmedi. Bu yasa önerisini hazırladığımızda bu usulen tartışıldı ama beni bu konuda çok hayretler içerisinde bırakan bazı kadın örgütlerinin hem de sol kadın örgütlerinin buna karşı çıkması oldu. Onlar 3 aylık süt izinlerinin kadını profesyonel hayattan uzaklaştıracağını iddia ettiler. Zaten erkekler böyle bir iznin olmamasına dünden razı idi. Kenan Akın’ı hatırlıyorum. Kenan Akın buna şiddetle muhalefet ediyordu. Sonuçta kabul edilmedi. Ve yıllardır da bu konuda bir çalışma yapılmadı. Birinci dönem ben İdari ve sosyal işler komitesinde uzunca bir zaman çalıştım. Orada çalışırken bazı çarpık şeyleri de gördüm.

“İTEM Yasası’nı DP-CTP koalisyonu Meclis’ten geçirerek büyük bir yanlış yaptı
Mete Tümerkan: Bu gördüklerinizden hiç unutmadığınız neler var?
Gülsen Bozkurt:
DP-CTP dönemi idi. Sevgili Ahmet Derya da çok ateşli bir komite üyesi idi. Bu eşdeğer mal yasasının nasıl geçtiğini, İTEM Yasası’nı, hatırlıyorum. Bir tek muhalefeti komitede biz yapmıştık. Ve o geçen yasa ile bugün gelinen ve yaratılan o içinden çıkılmaz durum ortaya çıktı. Yine hala kulaklarımda…
Sevgili Ahmet Derya köyündeki alçak orman arazilerinin kamulaştırılıp sonra insanlara dağıtılması konusunda… Bu yapılanlar o gün için uzun vadede büyük yaralar açtı. Ben buna muhalefet ettim. Yine bu idari ve sosyal işler komitesinde tutanaklara bakılırsa görülecek, spor salonlarının etrafındaki devasa sigara reklamlarına, bet ofislerin açılmasına şiddetle muhalefet ettim.
Ama ben orada bir kişiydim ve bunu değiştiremedim. Bugün toplumu darmadağın eden, en ücra köyün içerisine kadar girmiş olan bet ofislerin açılışı da erkek bakış açıları ile o idari ve sosyal işler komitesinde nasıl savunulduğunu unutmam. Büyük oteller bunun rantını yiyeceğine küçük işletmelerin de bunun rantını yesin diye hesaplar üzerinde kurulan be bugün ülkemizdeki neredeyse her evde bir kurbana neredeyse sebep olan bet ofisler yaygınlaştı. O komitelerde hep bulundum, hep de muhalefet ettim ama sonuçlar değişemedi.

“Meclis erkek egemen bir yapıya sahip”
Mete Tümerkan: Az önce Meclis’te ilk izleniminizi aktarırken erkek egemen bir yapıdan söz ettiniz…
Gülsen Bozkurt:
Evet, erkek egemen bir yapı vardı. Ama kadınlar bizde ne kadar hazırdı, bu yapıyı değiştirmeye ne kadar özgüvenimiz vardı onu da tartışmak lazım ama sanırım kadınlar, gelip geçmiş kaç kadın varsa, en azından daha içten ve daha samimi bir şekilde bazı şeyleri düşünmüşlerdir. Mesela bugün yaşanan bazı çirkinlikler kadınların aklından hiç geçmez…


“Meclis’in de partilerin de kurumsallaşmaya ihtiyacı var”
Mete Tümerkan: Meclis’e girerken neler düşünmüştünüz?
Gülsen Bozkurt:
Herkesi aynı potaya koymak pek doğru olmaz ama Meclis’e girerken insan başlangıçta belki daha idealist düşünür, daha doğru düşünür, bir şey yapmak ister, “ben buraya geldim birçok insan beni izliyor, bu kadar insanın oyunu aldım, bu ülkeye bir şey katmak gerekir” diye düşünür. Ben böyle düşündüm. Bir şeyler başarabilmek için çok çalışmam gerektiğini her zaman düşündüm.

Mete Tümerkan: TKP beklentilerinize uyan bir siyasi parti miydi?
Gülsen Bozkurt:
Şimdi işin gerçeği ben de dışından hem partileri, kendi partimi de, gerekse Meclis’i gözümde çok büyütüyordum ve çok ciddiye alıyordum. Ama içine girdiğimde her şeyin çok kurumlaşmadığını gördüm. Mesela Sayın Akıncı çok ciddi bir politikacıdır. Halen de öyledir. Kendisine çok saygımız var. Onun yanında değerli arkadaşlar var ama her partide olduğu gibi TKP’de de popülizmi ilke edinmiş arkadaşlar vardı. Bunları ben çok tasvip etmiyordum. Bir takım konularda politikalar ana hatlarıyla belli olsa bile çok ayrıntılar yoktu. Örneğin benim ikinci dönemimde yani 1998 seçimlerinden sonra hükümete girdik ama Allah’tan 1998 seçimleri öncesindeki dönemde oturup dedik ki; “Siyasi partiler niçin vardır? Hep muhalefet yapamazsınız.” Bunun için de günün birinde yönetime gelirsek ne yapacağımızı, ana ilkeler etrafındaki politikaların ayrıntılarının ne olacağı konusunda çok kapsamlı komiteler oluşturduk. Salamis Bay’de oluşturduğumuz komitelerle atölye çalışmaları yaptık. Bu komitelerde politikaları oluşturup netleştirdik. Neyse bu arada daha sonra BDH ve TDP’nin oluşumlarında da ben bulundum. Oralarda da değerli arkadaşlar vardı. Bazı politikaların oluşturulması ve kurumlaşma konusunda çalışmalar yapıldı, bazı şeyleri kurumlara ve kurallara bağlamak için çabalar sarf edildi ama bu ne kadar arzulanan düzeydedir bilemem…


Mete Tümerkan: Siz sağlıktan gelen biri idiniz. Sağlık Bakanlığı da yaptınız. Sağlıkla ilgili politikaların oluşumunda ne kadar etkili olabildiniz?
Gülsen Bozkurt:
Ben sağlıkla ilgili Meclis’te konuşmalar yaparken hatırlıyorum Sayın Erbilen bana diyordu ki “Dinleyicileri sen doktor mu sanıyorsun”. Ben de derdim ki “Söylediklerimi en azından bir Sağlık Bakanı bile anlasa yeter. Benim konuştuğum sağlıktır. Sağlık Bakanlarına yöneliktir”.
Yaptığımız konuşmalar kamuoyunda bir yankı bulmazdı. Hatta o zaman Dilek Hanım vardı. Ben bazen öyle çok içerikli konuşmalar yapıyordum ara sıra. Ertesi gün bakıyordum acaba bir cümle olsun yazdılar mı diye… Çıkmıyordu. Bir gün sordum “Niye bizim konuşmalarımızı bir cümle dahi yazmıyorsunuz” diye. “Konuşmalarınız çok ciddi. İnsanlar bu ciddi konuşmaları takip etmezler” demişti bana… Bu da konuların ciddiyetine medyanın bakışını gösterir. Meclis’te kavga çıktığında ya da argolar havada uçuştuğunda büyük puntolarla yazılıyordu.

Yarın: 1998 seçimleri ve bakanlık günleri

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Gülsen Bozkurt röportaj, Gülsen Bozkurt
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems