Bu gece bir başkan seçilecekti, destekçileri bayram edecekti, ona “başbakan” diyeceklerdi

ads ads ads ads
07/11/2020

ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


  Nereye gitsem UBP Olağanüstü Kurultayı konuşuluyor. “Neden böyle oldu?” ya da “Neler oluyor?” soruları soruluyor, “Sana göre olan nedir?” deniliyor.

  Cevap vermeden ben de soruya soruyla cevap veriyorum; “Peki sizce ne oldu?” diye, çünkü aslında herkes ne olduğunu ya biliyor ya da tahmin edebiliyor.

   Bana soru soran ama aynı şekilde benim ona soru yönelttiğim UBP içinden bazı kişiler çok ilginç şeyler anlatıyor, bunların doğru olduğunu söylüyorlar.

   Ben de “İşte birçok şey biliyorsunuz, bana ne soruyorsunuz?” dediğimde de “Ne diyebiliriz ki? Bağıra bağıra bunları anlatamayız” diyorlar.

    Bazıları ise neler olduğu konusunda pek bilgisi olmasa da tahmin yürütüyor, tahminler saçma değil, mantıklı, çünkü bu ülkenin gerçeklerini herkes biliyor.

    Bu ülkede nelerin olup bittiğini ya biliyor ya da tahmin edebiliyor insanlar ama çoğu kanıksıyor, “Olur böyle şeyler bu ülkede” diyor.

   Ne kadar rahat söyleniyor; “Olur böyle şeyler bu ülkede…”

   “Olmaması gerekir, olmamalı” diyenler daha azınlıkta…

   “Ne yapalım, hayatımızı sürdürebilmemiz, perişan olmamamız için katlanacağız bunlara” diyebiliyor çoğu kişi, hatta bütün bu olanların haklı bir tarafı olduğuna inananlar var.

   6 bin 801 UBP üyesinin Covid-19 salgını şartlarında, büyük zorluklar altında gelip genel başkan seçimi yapmasını ama bu insanların iradesinin hiçe sayılmasını yadırgamayıp normal görenler var.

   Hatta bu konuda her iki adayın suçlu olduğunu, seçilme uğruna yaptıkları bazı operasyonlar nedeniyle başlarına bunların geldiğini söylüyor birçok kişi.

   Bu iki aday seçilebilmek için birçok şey yapmış olabilir, ilk kez mi yapıldı bunlar, hep yapılmıyor mu?

   Bu ülkede hangi yılda, hangi seçim süreci centilmence geçti?

   Hangi seçimde bin bir türlü yöntem kullanılmadı ki? Şimdi mi bunun cezası kesiliyor?

   “Seçimi kazanmak için her şey mubahtır” yöntemine karşıyım, keşke uygulanmasa ama hep oluyor.

   Şimdi bu yöntemleri Faiz Sucuoğlu ile Hasan Taçoy’un da denediği ve cezalandırıldıkları söyleniyor.

   Cezalandırılmak ha? Kim cezalandırıyor, cezayı kesen kimdir?

   Bir kurultayda yarışan iki kişiyi cezalandıran yüce bir güç olduğunu söylüyor birçok kişi ama bu gücün kim olduğunu açıkça söylemiyor kimse?

   “Kimdir bu yüce güç?” diye sorduğumuzda “Herkes biliyor, sen bilmiyor musun?” diyorlar.

   “Peki niye söylemiyorsunuz?” diye sorduğunda, “Sen akıllı bir gazetesin yaz” diye görev yüklüyorlar bize.

    Tamam, teşekkür ederiz de mağdur olanlar neden çıkıp da mağduriyetlerinin kaynağını söylemiyor?

    Mağdur olanın, neden mağdur olduğunu söylemeyip, toplumun, sivil toplum örgütlerinin, ya da medyanın onu desteklemesini beklemesi tuhaf değil mi?

    “Konuşurlarsa siyasi hayatları biter” diyor birileri.

    Onlar siyasi hayatları bitmesin diye doğruları söylemeyecek, kimsenin inanmadığı gerekçeleri sıralayacaklar ama koca bir toplumun onlar için mücadele vermesini bekleyecekler.

    Doğru bir yöntem midir bu? Elbette doğru bir yöntem değil, mağdur olan neden mağdur olduğunu anlatmalıdır ama yine bu olaya marjinal denilen kesimler değiniyor, sahip çıkıyor.

    İki adayın ansızın çekilmesini yalnızca UBP’nin sorunu olarak görmüyor belli bir kesim ki haklıdırlar.

    Evet, iddia edilen o güç, iddia edildiği gibi müdahale ediyorsa aslında bazı UBP’li kurmayların bunun için söz söyleyememesi, bu tür şeylere hep kucak açtığı içindir.

    Kendi lehine olduğunda “yok böyle bir şey” ya da “normaldir bunlar” dedikleri için kendisine de aynısı yapıldığında maalesef bir şey söyleyemiyor, söyleyeceklerini kısık sesle perde gerisinden söyleyebiliyor.

    Yaşananlar için; “Tamam da hiç olmazsa kurultayda yaşamasaydık bunları” diyor bazı UBP’liler…

    Bence hiç yaşamamalıyız, hiçbir alanda yaşanmamalı, kimsenin ne lehine ne aleyhine…

    Ülkede genel bir burukluk var, umutsuzluk var, insana kendini değersiz hissettiren bir ortam doğmuş…

    Ne seçmene izin veriliyor ne de seçilecek olana ama hayat devam ediyor, senin için bir dizayn yapılıyor ve buna göre uyacağın söyleniyor.

     Aklını kullanmana izin verilmiyor, tercih yapmana engel olunuyor, “sen dur, ben senin için yaparım” deniliyor ve bunun da normal olduğu söyleniyor.

     “Burası KKTC, olur böyle şeyler” deniliyor, yani bu kadar basit, bu kadar ucuz bu işler…

     Bu gece bir başkan seçilecekti, destekçileri bayram edecekti, seçilen kişiyi omuzlarına alacaklardı, isminin önüne “başbakan” ekleyeceklerdi, yapacaklarını anlatacaktı seçilen, nasıl bir hükümet kuracağının tüyolarını verecekti, herkes ondan röportaj almak için sıraya girecekti.

     Bunların hiçbiri olmadı ve hiçbir şey olmamış gibi UBP Genel Sekreteri Ersan Saner, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’dan hükümeti kurma görevini aldı ve yetkili organlar toplanıp Saner’e yetki verdi.

     Ne kadar tuhaf duruyor dilde ve kalemde “yetki verdi”, bu kadar olaydan sonra yetkili organlar halen yetki verebiliyor.

     Ersan Saner’in hükümeti kurma çalışmalarına başladığı an başlayacak siyasi magazin ve bu hafta yaşananlar unutulacak, herkes nasıl bir hükümet kurulması gerektiğinin peşine düşecek.

     Saner, hükümeti kurduğunda Faiz Sucuoğlu ile Hasan Taçoy’a bakanlık verecek mi yoksa bir kere onların üzerine çizgi çekildi mi?

    Acaba diyorum Ersan Saner, Sucuoğlu ile Taçoy’a bakanlık verecek ama onlar yine açıklamadıkları bir nedenden dolayı bakanlık almayı reddedecek mi?

    Hade hayırlısı bakalım, “hayat devam ediyor ve burası KKTC” diyerek hayatımıza devam edelim bakalım ve “Bakalım daha neler göreceğiz?” diyelim. Ne işe yaracaksa?

07/11/2020 20:17
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: ali baturay
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.