Bu ülke düşünce özgürlüğüyle ilgili birçok sınav verdi, bedel ödedi, yenilerine gerek yoktur

Bu ülkenin yargısı fikir özgürlüğünü koruyor, zorlamaya gerek yok

ads ads ads
27/03/2021

ads
ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


   Bu ülkenin yöneticilerinin, gazetecilere, sivil toplum örgütlerine, aktivitstlere yönelik tahammül ve hoşgörü meselesinin artık gerilerde kalmış olması gerekir. Bu konularda sınavlar verişmiştir ve ortaya çıkmıştır ki bu ülkenin yasaları fikir özgürlüğünü koruyor, fikir özgürlüğüne rağmen dava açanların arzu ettiklerini alamadığı görülmüştür.

   Bu ülke insanı, fikirleri nedeniyle dava edilenin yanında olmuştur, dava edenin değil…

   Bu ülke insanı, gazetecilerin, sivil toplum örgütü temsilcilerinin, aktivistlerin yanında olmuştur, dava edeni antipatik bulmuştur.

   Bunları Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın Sol Hareket lideri Abdullah Korkmazhan’a açtığı dava nedeniyle söylüyorum.

   Tatar, antipatik bir lider olmak istemiyorsa, gazetecilere ve sivil toplum örgütlerine karşı daha hoşgörülü olmalıdır, gazeteci Esra Aygın’a yönelik sosyal medyadaki ağır sözlerinin ardından Abdullah Korkmazhan’a yönelik dava açması toplumdan taraftar bulmaz.

   Tatar, o koltukta 5 yıl oturacak ve daha çok sert eleştiriler alacak, makama oturduktan kısa süre sonra böyle tahammülsüz davranırsa, 5 yılı nasıl geçirecek, her gün başka birine dava mı açacak?

   Ersin Tatar, mutlaka istediğini dava edebilir, çağırır avukatını de dava açar ama makamını kullanarak savcılığı, polisi devreye koymamalıdır.

   Eski köye yeni adet getirip, her ikide birde hoşlarına gitmeyen şeyler için insanları gözaltına aldırmak, savcılık tarafından ağırlaştırılmış şartlar koşmak hoş değildir, bunlar Kuzey Kıbrıs yasalarına, yargı sistemine ve de ülke kültürüne uygun şeyler değildir.

   Nitekim yargıç, savcılığın Abdullah Korkmazhan için istediği ağırlaştırılmış şartları kabul etmedi, olayı ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdi, yurt dışı çıkış yasağı istemini de reddetti.

    Ülkeyi yönetenler, kendi kişisel kırgınlıkları ve öfkeleri için devletin polisini, savcısını kullanmaktan vazgeçmelidir ve herkes de buna tepki göstermelidir. Eğer yöneticiler bunu alışkanlık haline getirirse, kimseyi konuşturtmak istemez, bugün Abdullah Korkmazhan’ı hapsetmek isteyen yarın bize de aynısını yapar.

   Bu ülkede düşünce/ ifade özgürlüğünün sınavı verildi, daha fazla sınava gerek yoktur. Biliyorum, diş bileyenler vardır ama onlara fırsat verilmeyecektir.

   Bu ülkenin basını, gazetecileri, sivil toplum örgütleri bedeller ödemedi mi?

  Ödedi tabii ki… Tarihe mal olmuş olaylar vardır, Kıbrıs Türk basın tarihinde… Daha sonraki nesil, hep daha iyi ortamlarda bulunsun, benzer sıkıntıları yaşamasın diye bu bedeller ödenmiştir.

    İsterseniz geriye dönüp yakın tarihe bir bakalım; örneğin Yenidüzen gazetesinin “Baba” davası… 16 Aralık 1985’te CTP’nin merhum Başkanı Özker Özgür, “Babalar” başlığıyla yayınlanan makalesi nedeniyle merhum Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından dava edilmişti. 1 Mart 1987’de sonuçlanan davada Özker Özgür, 200 milyon TL tazminat ödemeye mahkum edilmişti, bu kararından dolayı Yenidüzen'in basıldığı matbaaya el koymak amacıyla 14 Ocak 1988’de haciz memurları görevlendirilmişti. Ancak Yenidüzen gazetesi çalışanları, CTP sempatizanları ve ilericiler beş gün boyunca matbaa önünde adeta etten duvar örmüş, direnmişti. Yüksek Mahkeme kararı ile icra kararı son bulmuştu.

    Mesela Yenidüzen Gazetesi yazarı Kutlu Adalı, yazdıklarından dolayı 6 Temmuz 1996 günü evinin önünde vurularak öldürülmüştü.

    Mesela 1999 yılında Avrupa gazetesi Yazı İşleri Müdürü Şener Levent ile Memduh Ener, "Bir Numaralı Vatan Haini Kim?" başlığıyla 29 Temmuz 1999 tarihli Avrupa gazetesinde yayımlanan yazı nedeniyle hapis cezasına çarptırılmış, tutuklanıp bir süre hapse gönderilmişti.

     2000 ve 2001'de Avrupa gazetenin matbaası bombalanmıştı.

     2004 yılında Kıbrıs gazetesinin avlusuna bir gece üç adet ses bomba atılmıştı…

     2018’de Afrika gazetesine yönelik, bir grup insan tarafından linç girişiminde bulunulmuştu.

     Başka olaylar da var, saldırılar, kurşunlamalar, bombalamalar olmuştur, davalar açılmıştır, birçok dava…

     Hep gül bahçesi olmadı buraları gazeteciler, sivil toplum örgütleri, mücadele insanları için ama o kötü örneklerle hoşgörü ortamına yol açacak toplumsal mücadele ortaya konuldu. Çok uzun yıllardır cezaevinde düşünce suçlusu bulunmaması da önemlidir.

     Her şeye rağmen Kıbrıs Türk yargısı düşüncesini ifade edenleri korumaktadır.

     Anayasamıza göre herkes, kendi görüşünü, kendi kanaatini söylemekte serbesttir, kişilerin düşündüklerini söyleyebilmesi, anayasal koruma altındadır.

     O nedenle gazetecileri, sivil toplum örgütü temsilcilerini, aydınları hapsetme niyeti olsa da bazı kesimlerin, yargı aşaması “düşünce özgürlüğünün” yanında olmuştur. Bunu bozmaya çalışmayalım.

    Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın açtığı tarihe geçen davalar olmuştur, hiçbiri toplumdan onay almamıştır ve ilerleyen yıllarda o da görmüştür ki hem toplum siyasilerin hoşgörüsüzlüğüne sıcak bakmıyor hem de Kıbrıs Türk yargısı. Sonraki yıllarda o da sert eleştirilerin peşine düşmekten vazgeçmiştir.

    Ben Yenidüzen ve Kıbrıs gazetelerinde çalışırken Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ve Üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nu çok sert eleştirdim, çok komik onlarca fotomontajlarını yayınladım, o dönem tam sayfa haftalık yaptığım “Markaj” köşemde…

    En fazla karşı karşıya geldiğimizde sitem ettiler, çoğu kez de espriyle…

    Rauf Denktaş, bir kez aradı beni, o da bir fotomontaj için… Bir fotomontajda aslında Kıbrıs Türk Lider Rauf Denktaş ile Rum Lider Spiros Kiprianu’nun aynı uğurda “çözümsüzlük” için uğraş verdiğini anlatmak için onları kardeş gibi göstermiştim…

    Denktaş bana; “Ne yaparsan yap beni bir Rumla kardeş yapma” demişti ama o kadar…

    Rauf Denktaş, en fazla topluluk içinde esprili bir dille bir açığımızı bulup, bir şekilde sözle intikam alırdı, kıvrak zekası ve geniş espri kabiliyetiyle.

    Doktor olan Derviş Eroğlu da siyasete atılmadan önce beni sünnet ettiği için, bana birkaç kez; “İleride gazeteci olup aleyhimde yazı yazacağını, konuşacağını bilseydim sünnet değil, kökünden keserdim” dedi, o kadar.

     Denktaş ve Eroğlu kadar onları eleştirmesem de eleştirdiğimde Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı da hep hoşgörülü olmuştur. Diğer bütün başbakanlar, bakanlar da…

     Bazılarının zaman zaman kalbi kırılsa da gücenseler de hiçbir zaman bunu çok fazla ileriye götürmediler.

    Siyasilerden başka sivil toplum örgütlerinin başkanlarını, temsilcilerini, bazı iş insanlarını da çok eleştirdik ama yine de aynı ortamda buluşabildik, konuşabildik, hiç birbirimize kin duymadık.

     Bu ülkeyi yönetenler, bu ülke insanı gibi davranmalı, başkalarına özenmemeli… Sayın Ersin Tatar, antipatik bir cumhurbaşkanı olmak istemiyorsa, bu tür davalardan vazgeçmelidir. Bu ülke insanı da bu ülke yargısı da bunlara fırsat vermez.

    Kıbrıs Türk insanını kıstırarak, sıkıştırarak, polisle, savcılıkla, davayla korkutamaz, susturamaz, sindiremezsiniz, bundan vazgeçmelisiniz. Tarih boyu bunu yapmak isteyip de bir şey elde edemeyenlere bakarak, sizin de bir şey elde edemeyeceğinizi görmelisiniz…

27/03/2021 21:42
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: ali baturay
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.