Köylerinin adının "Yuvarlak" olarak değiştirilmesin karşı çıkan kimlerdi?

Poli Dergisi bu hafta, Mete Hatay'la köy isimlerinin değiştirilmesi sürecini konuştu

ads ads ads ads
19/09/2011
Poli Dergi

ads
ads
ads
Köylerinin adının "Yuvarlak" olarak değiştirilmesin karşı çıkan kimlerdi?

Mete Hatay, Uluslararası Barış Araştırmaları Merkezi PRİO’nun Kıbrıs merkezinde kıdemli araştırmacısı olarak çalışıyor. Pek çok alanda araştırmaları ve yayınları var. Son olarak çalıştığı alan “Milliyetçiliğin mekansal alanlarda kurgulanması”
Mete Hatay, Kıbrıs’ta yer adlarının değiştirilmesi ile ilgili çalışmalarında, Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki faaliyetleri ile ilgili çok değerli bir arşive sahip oldu. Bizi hayrete ve şaşkınlığa düşüren bu belgelerin bir kısmını ve köy adlarının değiştirilme serüvenini bizimle paylaştı. Yakın bir gelecekte bir kitap olarak yayınlayacağı bu bilgilerin bizimle paylaşılanlarını eminiz ki siz de çok ilginç bulacaksınız.

Poli: Geçmişte Kıbrıs Türk toplumu arasında yaşadıkları yörelerin, köylerin isimlerini değiştirme yönünde girişimler oldu. Pek çok köy ismi de, ya isimleri “uygun” bulunmayarak ya da “milliyetçi” gerekçelerle değişmiş oldu. Bu girişimlerin bir hikayesi var mı? Nasıl bir yol ve yöntem izlendi?

Mete Hatay: Bu girişim, sadece bizim toplumla sınırlı bir girişim değil. Birinci Dünya Savaşından sonra oluşan her ulus veya ulus devlet, kendi kontrolu altında tuttuğu bölgeleri değiştirmeye veya dönüştürmeye girişmişti. Tabii ulus devletler yanında diğer totaliter rejimler de benzeri uygulamalar yapmışlardır. Sovyet Rusya bunun güzel bir örneği. Orada da birçok mekan idiolojik isimlerle dekore edilmişti. Tarihi Saint Petersburg kentinin Leningard’a dönüştürülmesi gibi.

Poli: Hangi Ulus devletlerden bahsediyoruz?

Mete Hatay: Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye, Gürcistan, eski Yugoslavya’dan Sırbistan gibi ülkelerde yoğun olarak bu isim değiştirme faaliyetleri görüldü. Özellikle Bulgaristan ile Türkiye’nin bu konuda başı çektiği görülür. Mesela Türkiye’de 1925 yılında bir komisyon kuruldu ve ilk olarak Batı Karadeniz bölgesindeki Gürcü yöre ve köy isimlerini değiştirdi. Daha sonra bölge bölge isim değiştirmeler devam etti, İkinci Dünya Savaşı başlayınca durdu ve 1947 yılında yeniden başladı.

Poli: O dönem Kıbrıs’ta durum neydi?

Mete Hatay: O dönem Kıbrıs’taki sömürge yönetimi de benzer şeyler yapıyordu. Mesela Shakespeare Sokak, Edward Sokak, Victoria Sokak diye, onlar da kendi emperyal isimlerini topografiye yazdırıyorlardı. Bir de eski Venedik haritalarında buldukları isimleri, mesela Lefkoşa’da surların üzerindeki burçların isimlerini değiştirmeye başladılar. 1880 yılında adaya getirilen Lord Kitchner’e (daha sonar Büyük Britanya Savaş bakanı olur) yeni bir Kıbrıs haritası yaptırılıyor, köyler müslüman ve hıristiyan diye kategorilere ayrılıyor ve ayrıca topografyayı da kayıt altına alınıyor. Bu dönemde çıkarılan haritalarda İngilizlerin değiştirme niyet ve çabalarını görebilirsiniz. İngilizler daha çok kitaplarda veya eski haritalarda okudukları eski antik isimleri mekana yansıtmaya çalışyorlar. Ledra sokağı gibi. Halbuki Osmanlı dönemi milliyetçilik öncesi dönem olduğu için Kıbrıs’ta, o dönemde kullanılan isimler, kendi doğası içinde oluşuyordu. Mesela Agios Thomas köy ismi, halk arasında Aytuma’ya dönüşüyordu. Mesela Lefkoşa’da Uzunyol dediğimiz Ledra Street’in adı Hacı Durmuş Efendi Sokağı idi. Çünkü orada Durmuş Efendi’nin üç dört tane köşkü vardı. Mesela Ermu Sokağı’nın ismi Arabacılar Sokağı idi. Driandafilidis sokak vardı. Mal sahipliği üzerinden isim veriliyordu. Ya da değirmen varsa, ismi Değirmenlik oluyordu. Yaşama göre isim veriliyordu. Eski Azizlerin isimleri, eski Yunanca Arapça veya İtalyanca isimler, toplumun doğal sosyal yaşamı içinde kendilerini ufak bir değişiklikle koruyordu. Kıbrıs’ta milliyetçilik yükselmeye başlayınca, Rumların kontrolündeki belediyeler, sokak ve yöre isimlerini Yunanlaştırmaya başlarlar. Ama nasıl isimlerle? Digenis Akritas Sokağı, Aristoteles Sokağı, Akropolis Tepesi gibi Yunan sembolleri ile. Bu gelişmelere karşı müslümanlar, ilk dönemlerde, kendi bölgelerine dokunulmadığı sürece pek ses çıkarmadılar. İlk ciddi tepki 1946 yılında oldu. Halkın Sesi gazetesinde çıkan bir yazıya göre, belediye, İplikçiler Camii Sokağını, Galiopi Sokağı yapınca Dr Küçük veryansına başlamıştı. Dört yüz yıllık bir Müslüman sokağını siz nasıl olur da değişirsiniz diye.

Lefke hariç adadaki tüm belediyeleri ellerinde tutan Rum belediye başkanlarının bazılarının tutumu kesintisiz devam eder ve meydan isimlerine de sirayet eder. 1952 yılında Bayraktar Meydanı, Venizelos Meydanı’na dönüştürülür ve ilişkiler gerilmeye başlar. Bu dönemde tepkilere de tanık oluyoruz. Ayni yılda, Baf’taki Ayyanni köylüleri, Bayraktar meydanının isminin değişmesini protesto etmek için köyün adını Aydın diye değiştirir. İlginçtir bu tarihe kadar Kıbrıslı Türkler arasında köy isimlerini değiştirme yönünde herhangi ciddi bir faaliyete rastlanmamıştır. Nitekim bu yöndeki ilk faaliyet 1957 yılının sonunda organize bir şekilde başlamıştı. Ama bu döneme kadar da muhtelif gerginlikler yaşanır. Mesela Girne Kapısı’nda “Orman Yolu” diye isimlenmiş caddeye Rum belediyesi, Yunanca bir isim vermeye girişir. Türkler bu tabelayı söküp yerine sanırım “Menderes Caddesi” diye başka bir tabela takarlar. Zaten 1958 yılında da belediyeler ayrışmaya başlar. Yani Türk ve Rum belediyeleri gibi.

1957 yılının sonuna doğru, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu, Türklerin yaşadığı köy isimlerini resmi olarak değiştirmek için özel bir komite kurar. Halil Giray’ın iddia ettiğine göre, o tarihte zaten Ankara da Taksim tezine yaklaşmıştır ve bu yönde Kıbrıs için haritalar hazırlanmaya başlanmıştır. Kendisi o tarihte Ankara’da haritacı teğmen olarak görev yapıyordu ve kendi söylemine göre, “madem haritalar hazırlanıyor, eskiden Türkçe olan ve sonradan değiştirilmiş köy ve yöre isimlerini de topyekün değiştirelim” önerisi ile bir hazırlığa girişilir. Zaten 1957 yılında Türkiye’de, Türkiye için çalışacak bir “Ad değiştirme İhtisas Kurulu” oluşturulmuştu. Bu dönemde Türkiye’de bir “Türkiye Türklerindir” furyası yaşanıyordu ve bir şekilde Kıbrıs da bu işe dahil edildi.

Türkiye’de Türk Dil Kurumu başkanı Prof Hasan Eren’in başkanlığında kurulan bu ad değiştirme komisyonu 1958 yılının Ocak ayında, ilk olarak Kıbrıs’taki 137 köyün isimlerine yeni karşılıklar buluyor ve listeyi Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’na gönderiyor.

Yeni köy isimleri oluşturulurken, ilginç bir metod uygulanıyor. Ya Rumca ismin bire bir Türkçe karşılığı veriliyor veya Rumca ismin ses uyumuna uygun isimler bulunuyor ya da, coğrafik özelliklerine göre isim uyduruluyor. Listede “Ergenekon” gibi “Mehmetçik” gibi milliyetçi isimler çok az. Birkaç tane.

Ankara’dan gelen bu isimler, halkı haberdar etmek ve görüş almak için Halkın Sesi ve Bozkurt gazetelerinde yayımlanıyor. Köylerin temsilcileri, kendi aralarında tartışıp köyler ile federasyon arasında mektuplar gidip geldikten sonra önerilen 137 isimden 37 tanesinin benimsenmediği görülüyor. Mesela Sinde köyüne “Sındırgı” ismi vermişler. Kırnı’ya “Kıran” demişler. Sinde’nin fedrasyon temsilcisi, muhtarı, gençlik temsilcisi kooperatifçisi gibi temsili on onbeş kişi mektup yazarak “Sındırgı”yı uygun bulmadıklarını, yerine “İnönü” ismini uygun gördüklerini bildiriyorlar. Tabi o tarihte de iktidarda Menderes. Zaman zaman Federasyon böyle zor durumlarda da kalıyor. Kırnı’dan mektuplar gidip geldikten sonra, “Kıran” yerine “Pınarbaşı”nda anlaşma oluyor. En ilginci Storoncilo’da yaşanıyor. Bu köye Ankara’da, Rumca anlamının karşılığı olan “Yuvarlak Köy” ismi uygun bulunuyor. Bu isme köylü itiraz ediyor. “Efendim köyümüze ‘Yuvarlak’ derseniz yanlış anlaşılmalar olacak” diye. Burada da “Turunçlu” isminde anlaşıyorlar. Köfünye ismine “Bagraçlı” diyorlar, olmuyor. Kandu köyüne, “Kanlıca” veya “Dönemeç” isimlerini uygun görüyorlar. Köyün seçkinleri milliyetçi bir refleks yaparak “Burası bir geçit yeridir, biz buradan bir tane bile Rum geçirmedik köyümüzün ismi Çanakkale olsun” derler ve öyle de olur. Poli’nin temsilcileri, köyün adının “Bolu” olmasını isterler.

Köylerden gelen isim önerileri, komisyondan önerilen isimlere göre daha milliyetçi tonlar taşıyor. Yaklaşık beş köy, dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun ismini istiyor. Vuda da dahil olmak üzere. Vuda’nın özelliği şu: Rumlar, bu köye “Galohorio” diyorlar. Onlara göre köyün resmi ismi bu. Vuda Latinceden kalma. Bu ismi de Türkler kullanıyorlar. Ankara köyün adının “İyi köy” olmasını öneriyor ama köylüler ya Vuda kalsın ya da “Zorlu” olsun diyorlar. Dönemin en popular diğer bir ismi ise Çanakkale. Birçok köy kendine bu ismi layık görüyor. Tabii bu taleplerin çoğu federasyon tarafından reddediliyor.

137 köyün isim değiştirme süreci tamamlanınca bu defa, geri kalan köylerdekiler de isimlerinin değişmesi için taleplere başlıyorlar. Bu durum, 1959 yılına kadar devam ediyor. Bu tarihte, henüz daha kim olduğu tam olarak anlaşılamayan Celal Hordan’ın “Yıldırım ekipleri” devreye giriyor ve geri kalanlara da isim bulmaları için onlar yardımcı oluyor. 1959’un Haziran Temmuz Ağustos aylarında on onbeş köyün daha isimleri değişiyor ve Eylül ayında final liste yayınlanıyor.

Poli: Bu anlattığınız süreçte büyük yerleşim yerleri ile ilgili isim değiştirme yönünde bir girişim olmadığı görülüyor. Lefkoşa Mağusa gibi isimlere dokunulmuyor.
Mete Hatay:
Bu yönde resmi bir girişime rastlanmadı ancak önerenler de oldu. Bazı öğretmenlerin bu yönde girişimleri oldu. Kendini kıraldan çok kıralcı sayan bazı kimseler, federasyona yazı yazarak mesela Lefke’ye “Turfan” (Orta Asya’da bir bölge adı) Lefkoşa’ya ….Mağusa’ya ……… denmesini önerdi, ancak kabul görmedi.

Poli: Yazışmalarda sizce ilginç şeyler var mı?

Mete Hatay: Tabi ki çok var. En ironik olanı, Dillirga köyleri ile ilgili olarak yazılanıdır. Bu köylere yeni isimler verilmesi için girişimler sürerken, Federasyona yazılan bir yazıda, “Dillirga köyleri insanlarının henüz daha Türkçe konuşamadıklarını, köylerin isimlerini değişme yerine, bu köylülere Türkçe öğretilmesinin daha doğru olacağı” yazılmıştır. “Bu iş, çirkin birine güzel bir elbise giydirmeye benzer” diyor. Sanırım Adnan Tahsin isimli bir öğretmenden geliyor bu mektup.

Poli: Bu değiştirilen köy isimleri, daha sonra kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından benimsenmiyor galiba…

Mete Hatay: Bu isim değişimlerini Rum toplumu hiçbir zaman benimsemiyor. Ama Türkler, ilginç metodlarla direniyorlar. Mesela adam Sinde’ye bir mektup yollayacağında adres olarak Sinde yazıyor, yanına da parantez içinde İnönü diyor. Rumlar başlangıçta engel çıkarıyorlar fakat daha sonra görmezden gelmeye başlıyorlar. Köy tabelalarını veya otobüs tabelalarını köy tamamen Türk köyü ise, yeni ismi kullandılar, köy karma ise her iki ismi de kullanarak direniş yaptılar.

Poli: 1974 sonrası dönemde köy isimlerinin değişimleri başka bir süreç oluyor galiba…

Mete Hatay: 1974 – 1976 arası dönemde yapanın yanına kaldığı dönemdir. Bu dönemde askerler de devreye giriyor ve savaşta şehit düşen askerlerin isimleri bazı yerlere veriliyor. Mesela Ayyorgi köyü bu çerçevede Karaoğlanoğlu oluyor. Haspolat, Özhan ve Kılıçaslan gibi isimler bu çerçevede değişiyor. Onbeşe yakın köy bu şekilde isim değiştirdi. Ayrıca, henüz bu konuda bir yasanın çıkmadığı bu ara dönemde, güneyden gelen göçmenler de yerleştikleri yerlere kendi köy isimlerini taşıdılar. Mesela Kaputi köyüne, Arodez’in yeni ismi olan Kalkanlı ismini verdiler. Lefkonuk’a, Köfünye’nin yeni ismi Geçitkale’yi verdiler. Yerolakko’ya 1959’da “Eskikuyu” ismini vermişlerdi, 1974’ten sonra Türk Alayı o bölgede idi diye köyün adı “Alayköy” olarak değiştirildi. Bu Yerolakko köyünün hikayesi de ilginç. Köy Rum köyü olmasına rağmen, Ankara’dan ismini değişmeye kalkıştılar ve köye “Eskikuyu” ismini yakıştırdılar. Bir de böyle bir şey var.

Bu dönemde kökenine ulaşamadığımız ilginç tespitler de var. Mesela Alsancak, Karşıyaka ve Güzelyalı gibi isimler İzmir’i çağrıştırırlar. Yan yana köylere bu isimler kondu. Acaba İzmirli bir komutanın veya bürokratın rolü oldu mu? Yine Karpaz’da “sigaracı köyler” denen köyler var. İsimlerini sigara markalarından alırlar. Yalusa’nın ismi önce “Maltepe” oldu. İki sene sonra Erenköy’lüler gelince bu defa “Yeni Erenköy” oldu. Bölgede Sipahi, Gelincik ve Bafra diye isimlerini Türkiye’nin o dönemki sigara markalarından alan köyler var. Maltepe de böyle bir isimdir. Burada da birisinin bilinçli bir müdahalesi vardır muhtemelen.

Poli: 1976’da yasa mı çıktı? Ne oldu?

Mete Hatay: Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu, Harita Dairesi oluşturuldu. Bu dönemde köylerin hemen tümünün isimleri değişmişti ve sıra coğrafik isimlerin değiştirilmesine gelmişti. Ovaların, tepelerin ve dağların isimleri de değişmeye başlandı ve bu süreç yanılmıyorsam iki üç yıl evel tamamlandı. Bu isimlerin bir kısmı halk arasında kabul gördü. Ama bir kısmı kabul görmedi. Mesarya’yı İç Ova yaptıkları gibi. Galiba bir ara da Altın ova olmuştu. Bir dönem Karpaz’a da Kırpaşa ismi verilmişti.

Poli: Açıklamalarınıza çok teşekkür ederiz. Bu konuda yayınlayacağınız kitabı sabırsızlıkla bekleyeceğiz.

19/09/2011 10:18
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: köy adlarının değiştirilme serüvenini bizimle paylaştı., Mete Hatay
MANŞETLER

HK KÜLTÜR SANAT

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.