Çözüm hedeflenirken Anastasiades neler söylüyor?
04/10/2013
Serhat Kotak
Özellikle doğal gaz yataklarının var olduğu ve artık sondaja bile yaklaşıldığı bu günlerde Kıbrıs’ta kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşabilmek için tüm dünya Rum lider Anastasiades’i kolundan, saçından, paçasından çekerek müzakere masasına getirmeye çalışıyor. ABD’nin şu an aktif olarak sonuç getirebilecek bir hızlandırılmış müzakere sürecinin başlaması için epey çaba sarf ettiğini söyleyebiliriz. Buna diğer dış güçleri de eklemek mümkün.
Türk tarafına baktığımızda Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun bir an önce müzakerelerin başlamasını, yıl sonuna kadar bitip yeni yıla dört’lü veya beşli bir konferansla başlayıp Mart ayında referanduma gidilmesini istediğini birkaç kez vurguladığını görürüz. Türkiye’ye baktığımızda ayni hevesli ve yapıcı diyebileceğimiz yaklaşımın orada da sergilendiğini fark ederiz. Ancak Kıbrıs sorununun çözüme ulaşması için hem Kıbrıslı Türklerin hem de Rumların ortak çözüm vizyonuna sahip olmaları ve çözüm üzerinde iki halkın anlaşması gerekir. Yoksa çözümden söz etmek manasızdır.
Peki güney Kıbrıs’a bir göz attığımızda karşımıza ne gibi bir tablo çıktığına da bir bakalım. Rum lideri Anastasiades iki adım öne atarken bir adım da geriye attıran söylemleri ile hem kafa karıştırıyor, hem de açık bir şekilde zamana oynamanın yollarını arıyor. İsterseniz son günlerde söylediklerine bakıp değerlendirelim:
1 Ekim 2013: “Kıbrıs Cumhuriyeti artık ömrünü doldurdu ve yeni çağa ayak uydurabilecek yeni bir devlet modelini inşa etme zamanı geldi. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federal bir devlete dönüşümü zaruridir. Geçmişte acı bir uzlaşı olarak görülen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federal bir devlet varlığına dönüşmesinin artık kaçınılmaz bir ulusal ihtiyaç olduğunu artık herkes anlamalıdır”.
Şimdi ilk bakışta bunu çözümü hedefleyen iyi niyetli bir açıklama olarak yorumlamak olasıdır. Hatta Kıbrıs Cumhuriyetini Rumların zamanında “acı bir uzlaşı” olarak gördüklerinin itiraf etmesi olumlu bir gelişme. Ancak her zaman olduğu gibi şeytan detaylarda gizlidir ve Anastasiades “dönüşüm” kelimesini kullanarak çözümden hedeflediği yapının yeni bir devlet değil Kıbrıs Cumhuriyeti’nin şu anki yapısının biraz değişiği olduğu baklasını ağzından çıkardı. Yani bizler bir şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama olacak, KKTC egemenliğinden ve topraklarından vazgeçerek bunları Kıbrıs Cumhuriyetine hediye edecek.
2 Ekim 2013: “Türkiye’nin Kıbrıs Rum Müzakerecisiyle görüşmeyi kabul etmesini memnuniyetle karşılıyorum. Bu Yunan hükümetiyle tam bir işbirliği ve uzlaşı içerisinde yapıldı”.
Aslında gerçekleşecek olan olay Rum müzakerecinin Türkiye’yi ziyareti ile eş zamanlı olarak Kıbrıs Türk müzakerecisinin de Yunanistan’ı ziyaretidir. Ben son günlerde katıldığım çeşitli televizyon programlarında bu konu ile ilgili kaygılarımı belirtmiş ve eğer Yunanistan Sayın Ertuğ’u sadece bir misafir olarak ağırlar ama Türkiye Mavroyannis ile gerçek müzakereye girerse çok kötü sonuçlar doğabileceği konusunda uyarılarda bulunmuştum. Nitekim Anastasiades’in açıklaması benim kaygılarımın yerinde olduğunu gösteriyor çünkü Anastasiades konunun sadece Rum tarafının Türkiye ile direk temasından ibaret olduğunu açıkça belirtiyor.
2 Ekim 2013: “Kıbrıs sorunu iki toplum arasındaki bir sorun değildir. Ülkemizi ayıran şey işgal ve devam eden istiladır. Bu yüzden karşımızda müzakereci olarak sadece Kıbrıslı Türkler olmamalıdır. Çözümün anahtarı Türkiye’dedir”.
İşte esas sorun bu kafa yapısıdır! Rumlar Kıbrıslı Türkleri gerçek muhatapları ve olası çözümdeki ortakları olarak görmedikleri sürece çözüme yaklaşabileceğimiz de söylenemez. BM, ABD, Türkiye ve diğer ülkeler ne isterlerse istesin, Rumlar gerçek sorunun 1963’de başlayan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rumlar tarafından işgali ile sonuçlanan olayların olduğunu kabul etmedikleri sürece “çözüm” diye niteledikleri yapının da kabul edilir olması imkansızdır. Askeri darbe yapıp tüm adayı kendine bağladığını söyleyen Türkiye Cumhuriyeti değil Yunanistan’dı. Bu gerçek orada dururken “çözümün anahtarı Türkiye’dedir” demek ya yanlış strateji, ya da kötü niyet olarak yorumlanabilir.
Yaklaşan günlerde tüm dış güçlerin üzerimize çökeceği ve bizleri bir “çözüme doğru” sürüklemeye çalışacakları bir gerçektir. Ancak Anastasiades’in söylemleri de çözüme yaklaştığımız konusunda güven vermekten çok uzaktır. Acaba Anastasiades’e daha yapıcı, daha çözüm odaklı olmasını salık verecek birileri var mı? Yoksa çözüm dendiğinde bunu sadece Türklerin verecekleri tavizlerle eş anlamlı bulan kafa yapısından üretilecek bir anlaşmayı bize gerçek çözüm olarak mı sunacaklar?
- Nasıl bir “çözüme” doğru yol alıyoruz?
- Babama mektup - 4
- 20 Temmuz
- Kasulidis’ten al haberi – Umut(suzluk?)
- Gerçek çözüm için tabuları yıkalım
- Garantörlük ve diğer kırmızı çizgilerimiz
- DP'nin attığı önemli adım ve dezenformasyon ekibi
- İyi niyetli(!) mayınlar
- Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra kısa kısa…
- Önümüzdeki süreç mayınlarla dolu
- TÜM YAZILARI için tıklayınız

















































































































































