Advertisement

Advertisement

Çözüm zorlanırken dikkatli olmalıyız

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
14/10/2013


Serhat Kotak Serhat Kotak


50. yılına giren Kıbrıs sorununun çözümüne yaklaştığımız doğrultusunda açıklamalar furyası devem ediyor. Genelde Türk tarafından yapılan açıklamalar “irade varsa birkaç ay içerisinde çözülebilir” yaklaşımında seyretmektedir. Tabi iradenin olup olmadığına gelmeden önce “samimiyet” olup olmadığına da bir bakmamız gerekir. Türk tarafındaki yetkililerden gelen açıklamalar gayet umutlu, gayet yapıcı olabilir ancak Rum tarafından yapılan açıklamalar da o denli umutsuz ve her köşede bir engeli önümüze seren cinsten.

Başbakan Yorgancıoğlu: “Uluslararası aktörlerin Kıbrıs konusuna ilgisi arttı. Masaya iyi niyetle oturulursa 3-4 aylık süre bence yeterli”.

Cumhurbaşkanı Eroğlu: “Çözüm zamanı artık geldi. 2014 yılı Mart ayında referandumu hedefliyoruz. Ana hedefimiz çözümdür ve şu anda bunun için çalışıyoruz”.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan: “Gelin Kıbrıs sorununu 3 ayda çözelim”.

Rum tarafında yayınlanan Filelefteros Gazetesi: “Türkiye oyun oynamak istiyor”.

Dışişleri Bakanı Nami: “Mart 2014 diye bir hedef koyduk (SK-bu hedefi kim koydu acaba?). Bundan önce kapsamlı çözümle ilgili bir referandumu adamızda gerçekleştirmek ve bu kapsamlı çözümü mutlaka gerçeğe dönüştürmek istiyoruz”.

Yukarıdaki açıklamalara bakıldığında Türk yetkililer tarafından umutlu bir tablo çizilirken çözüme ulaşmanın birkaç ay içerisinde gerçekleşebileceği tüm yetkililer tarafından vurgulanmaktadır. Burada takvimin ne kadar hızlı bir çözüme odaklandığının altını çizmek isterim çünkü eğer 2013 sonuna kadar anlaşma, hemen ardından uluslararası konferans ve Mart 2014’te de referandumun gerçekleşmesi hedefse, hemen hemen tüm detayların son müzakereye sunulmak üzere şu anda hazır olması gerekir. Acaba bu kadar kapsamlı bir anlaşmanın detaylarını kim hazırladı?

TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu: “Liderler 4 Kasım’da bir araya gelecek”. Aynı tarihi değişik açıklamalarda Cumhurbaşkanı Eroğlu ve Dışişleri Bakanı Özdil Nami de dillendirdi. Demek ki Türk tarafının anladığı müzakerelerin 4 Kasımda tekrar başlayacağıdır.

Anastasiades: “Müzakerelerin başlama zamanının bir önemi yok. Güven artırıcı adım olarak Maraş geri verilmelidir”. (SK- Maraş’ın yasal sahiplerine verilmesi konusu bence Rumların ve İngilizlerin başını ağrıtır. Bu ısrardan vazgeçmeleri ve yasal sahiplerinin hukuki araştırma sonunda belirlenmesi daha doğru bir yaklaşım olabilir).

Davutoğlu: “Rum ve Türk müzakerecilerinin Ankara ve Atina’yı ziyaretleri konusunda Yunan meslektaşımla mutabık kaldık. Bu belki de son 50-60 yıllık kriz döneminde ilk defa bir KKTC temsilcisinin Atina’yı, Güney Kıbrıs Rum yönetimi temsilcisinin de Ankara’yı ziyareti anlamında önemli bir psikolojik eşiğin aşılmasını sağladı”.

CHP Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu: “Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum temsilcilerinin çapraz Atina ve Ankara ziyaretleriyle aşılacak psikolojik eşiğin KKTC tarafına sağlayacağı yarar belli değildir. Yunanistan ve Rum kesimi KKTC'yi tanımama noktasındaki tutumlarını rahatlıkla koruyabilecekken, Rum kesimiyle doğrudan teması kabul eden Türkiye, özellikle AB ve ABD'nin, hava ve deniz limanlarının Rumlara açılması talebinden başlayarak, yeni baskılarına maruz kalabileceği açıktır. Önerinin Rum tarafından gelmiş olması ve Sayın Davutoğlu'nun konuya ilişkin olarak değindiği ayrıntılara Rum kesimince teyit edilmemiş bulunması bu konudaki endişelerimizi güçlendirmektedir. Ekonomileri sıkıntıda olan Yunanistan ve Rum kesimi böyle bir açılımla kazanım sağlayacaklarını değerlendirmiş olmalılar ki Türk tarafına böyle bir öneride bulunmuşlardır”.

Ben de ayni endişeyi hem köşemde hem de çeşitli televizyon programlarında defalarca dile getirdim. Sayın Davutoğlu’nun çizdiği olumlu tablo başımıza gelebilecek tehlikeden bahsetmiyor. Bu konuda çok dikkatli olunması gerekir.

Yunan Başbakanı Samaras: “Çözümün Kıbrıs halkı tarafından referandumla onaylanması gerekir”. Yani Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından değil de hayali “Kıbrıs halkı” tarafından onaylanacak. Bu açıklamadan da görüldüğü gibi Rum-Yunan tarafı gereken siyasi hassasiyete ve olgunluğa henüz sahip değildir.

Son olarak tehlikeli sularda seyreden KTFF’na bir uyarım olacak. FIFA Başkanı Blatter “Futbolla dünyayı, İsrail ile Filistini ve Kıbrıs’ı birleştirmek istiyoruz” dedi. Eğer KTFF Rum federasyonu KOP’un izni ile veya KOP’un yetkilendirmesi ile hareket etmeyi kabul ederse, davamıza büyük bir hançer saplamış olacaktır. Çünkü eski Rum lideri Papadopulos’un ifadesi ile “Osmosis” yoluyla bizi Ruma yama yapma yolundaki ilk adımı KTFF atmış olacaktır.

Kıbrıs konusunda ciddi gelişmelerin olacağı kesindir. Benim vurgulamaya çalıştığım nokta heyecana kapılıp barış şarkıları söylemek yerine organize olup detaylara dikkat etmemizdir. Eğer bir anlaşma olacaksa dünyaya şirin görünmek için değil, Kıbrıs Türkü’nün haklarının savunulması ve garanti edilmesi için çalışılmalıdır. Bunun için de bir an önce tüm partilerin temsil edildiği bir platform oluşturulmalı ve kırmızı çizgilerimiz perçinlenmelidir. Yoksa masaya oturduktan sonra çözüm gemisi yanlış sulara doğru yol alabilir.

 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: serhat kotak
MANŞETLER

HK Serhat Kotak

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.