“Daha fazla tedbir” isteyenler mi, yoksa “biraz yavaş, batırıyoruz” diyenler mi haklı?

ads ads ads ads
26/12/2020

ads
ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


Ülkede kimisi Covid-19 salgınına yönelik alınan yeni tedbirleri destekliyor, kimisi ise tepki gösteriyor.

  Bir kesim sürekli “daha fazla tedbir” diyor, bir kesim “yeter artık, bu tedbirler bizi batırıyor” diye isyanlarda.

   Toplumun bir kesimi, genel güvensizlikten dolayı, “Bunlar bir kontrolü kaçırırsa, bir daha toparlayamaz, perişan oluruz” diye düşünüp, sürekli temkinli olunmasını, tedbirin elde bırakılmamasını istiyor.

   Aslında ülkeyi yönetenler de kendi kendine güvenmiyor, eldeki imkanların yetmeyeceğinden ve kısıtlı personelin artan vakalar karşısında tükeneceğinden endişe ediyor.

   Bakmayın siz ülkeyi yönetenlerin böbürlenmelerine, “öyle başarılıyız, böyle başarılıyız” demelerine, ödleri patlıyor, ipleri kaçırmaktan korkuyorlar.

   Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi üyeleri de bu ülkede yaşayan insanlardır, olan biteni görüyorlar, imkanları da imkansızlıkları da biliyorlar, ülke yöneticilerinin kapasitesinin de farkındadırlar.

   Korkan ve sürekli tedbir isteyen kitle de ülkeyi yönetenler de Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi üyeleri de vakaların arttığı ülkelere bakarak tedirgin oluyor, özellikle de en çok temasımız olan Güney Kıbrıs’taki, Türkiye’deki ve İngiltere’deki yoğun vakalar onları korkutuyor.

   Dünyaya kapanmak ve işletmeleri kapatmak, en kısa yoldan tedbir olarak karşımıza çıkıyor.

   Çözüm üretemeyen, farklı tedbirleri uygulayamayan ve en önemlisi de denetim yapmaktan aciz olan ülke yöneticisinin en büyük mucizesi “kapatmak” oluyor.

   Devletten yeterli katkıyı göremeyen reel sektör temsilcileri ise kapanmalara ve kapatmalara tepki gösteriyor.

   “Katkı yapmıyorsun, önümü açmıyorsun, yükümlülüklerimi de yerine getirmemi istiyorsun ama beni kapatarak batırıyorsun” diyor.

    Kapatmalar, kısıtlamalar nedeniyle işsiz kalan ya da tam kapasite çalışamayan, yeterli gelir elde edemeyen emekçiler, işçiler de oldukça çaresiz ve tepkili…

    Ülkeyi yönetenlerin Covid-19 salgınının ülkemizde görüldüğü 2020 Mart’ından beridir, ülke insanına eşit muamele edememesi, reel sektöre katkı yapamaması, özeldeki emekçileri, işçileri kaderiyle baş başa bırakması, halkı da ikiye böldü… Özel sektör çalışanları ile devlet çalışanları birbirine düşman oldu.

    Özeldeki kapalı sektörlerin çalışanlarına 1500 TL’ler, sigortalı olmayan çalışanlara yönelik diğer cüzi katkılar can ezgisiyle yapıldı, aksadı geriden geldi… İnsanlar, eylül ayından beridir bu katkıları alamıyor.

    Zaten yetersiz olan bu katkılar düzenli de yapılmadı, 9 bini aşkın işletme kapılarına kilit vurdu, binlerce insan işsiz kaldı ama hal böyleyken, ülkeyi yönetenler, devlet çalışanlarının tamamen kapalı dönemden kalma üç aylık kesintilerini talep bile yokken, cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle ödedi.

    Özeldeki sıkıntı devam ediyor, işletmeler kapatmamak için işçi çıkarıyor, birçok işletme, dükkanının/ mağazasının kirasını ödeyemez hale geldi.

     Aralık ayı birçok işletme için “biraz iş”, “biraz gelir” anlamı taşıyordu ama kapalı işletmeler 4 Ocak’a kadar kapalı kalmaya devam edecek, lokantalar, cafeler, kuaförler, güzellik salonları ve spor salonları ise saat 21.00’den sonra kapatacak…

     Bunlar tedbirdir tabii, hem de sıkı tedbir… Ülke yöneticilerinin ipin ucunu kaçırırsa toparlayamayacağına inanan birçok insan da “tamamdır bu tedbirler” diyor.

     Vakaların yoğunlaştığı ülkelerdeki tedbirleri de gören birçok kişi; “Bakın işte tüm dünya tedbir alıyor, biz neden almayalım?” diyor.

     Ancak atlanan bir durum var, birçok ülkede kapanan sektörlere ciddi katkılar yapılıyor, bizdeki gibi kaderlerine bırakılmıyor.

     Sürekli tedbir isteyenleri de anlayabiliyorum, zor durumdaki sektör temsilcileri ile çalışanlarını da…

     Mesele herkesin birbirini anlayabilmesinde, kendini onun yerine koyabilmesinde yatıyor.

     İşletmeler “kapanmak istemiyoruz” derken, bunu para hırsıyla, doymazlıkla, şımarıklıkla yapıyor değil, çırpınmaları ayakta kalabilmek için, batmamak, kapatmamak içindir…

     Evet tüm dünyada tedbirler alınıyor, ciddi tedbirler de var ama bizim gibi küçücük bir ülkede bir “denetim mekanizması” kuramadık… Kurabilsek durum daha farklı olabilirdi.

     Covid-19 salgınına yönelik, devlet dairelerinden ekipler oluşturulamaz mı, belediyelerden ekipler oluşturulamaz mı? Olağanüstü günlerden geçerken yönetimlerin ve yerel yönetimlerin denetim ekipleri kurma yeteneği ya da otoritesi yok mu?

     İşi çok az olan dairelerden, kurumlardan ekipler oluşturmak o kadar zor mu? Oldukça verimsiz olan devlet kadrolarından denetim ekipleri, kimseye göz açtırmasa olmaz mı?

    Bu küçücük ülkede her tarafı kapatmaktansa oraları ciddi şekilde denetleyip, ciddi cezalar kesmek ve caydırıcı olmak zor mu?

    Pandemi hastanesi diye diye kendi kendimizi yedik durduk, pandemi hastanesi inşa edildi ama kullanılamıyor, pandemi hastanesine personel istihdam edilemiyor, Sağlık Bakanı, orayı çalıştırmaktansa “bir düzenimiz var şimdi bozmayalım” diyor.

    Pandemi hastanesi boşuna mı yapıldı, kullanmayacaksak, bu ülke insanının korkularını azaltmayacaksa, pandemi hastanesinin varlığı hiçbir korkumuzu gidermeyecekse neden inşa edildi?

    Neden o kadar tantana yapıldı ki? Eski Başbakan, şimdiki cumhurbaşkanı “istedik Türkiye yaptı” diye az mı övündü durdu? O şaşaalı açılışlar, konuşmalar neden yapıldı, orası PCR testleri yapılsın diye mi inşa edildi?

    “Sürekli daha fazla tedbir isteyenlerle”, “kapanmak istenmeyen sektör temsilcileri ve çalışanları” sosyal medyada birbirini parçalamak üzere, karşılıklı çok sert ifadeler kullanılıyor.

     Çalışmak, kapanmak istemeyenlere karşı çok ciddi küfürler, beddualar görüyorum ve aynı ülkenin insanlarının böyle birbirine düşman olmasına üzülüyorum.

    Elbette sağlığımız önemli ama devlet katkısı almayan ekonomi çevrelerinin çığlığını da önemsemek gerekir, ekonomi de önemlidir, yakında daha fazla sektör çalışamaz duruma gelirse, kapanırsa devlet gelirleri de düşecek, o nedenle hükümet edenlerin o dengeyi kurması gerekmektedir.

      Mesele hükümet edenlerin çare üretememesi, bu küçücük ülkede kitleleri birbirine düşürmeyecek tedbirleri alamaması, denetim yapamamasıdır…

      Şu anda çıkan vaka rakamları küresel bir sorun için fazla abartılı değil ve baş edilebilirdir ama hükümet edenlere zerre kadar güven yok… Vatandaşlar sağlık sistemini her an ha yıkıldı ha yıkılacak gibi görüyor ve özverili sağlık ekiplerinin bir gün dayanamayacak hale gelebileceğini düşünüyor…

     Mesela Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde pozitif vakalar çıkması, o vakalara çok yakın, temaslı ve pozitife dönüşeceği aşikar kişiyle ilgili tedbir alınmaması, bu kişi pozitif çıkınca panik olunup ameliyatların iptal edilmesi, sağlığın amiral gemisine bile güvensizlik olarak yansıdı, tabii tüm ülkeye de…

     İşte böyle; güvensizliğin olduğu yerde korku olur, korkunun olduğu yerde ise çare üretmek, fark yaratmak yerine kaçmak tercih edilir, aynen hükümetin sürekli kapatmalarla yaptığı gibi. Yani “daha fazla tedbir” diyenler için mesele güvensizliktir, mesele güven bunalımıdır. Bu kafalarla kolay kolay atlatılacak gibi de değil… Süreç de devam ediyor, neyin başarı neyin başarısızlık olduğunu söylemek için henüz erken…

DİĞER YAZILARI
26/12/2020 21:39
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: ali baturay, haber, kıbrıs, kktc, yorum, yazı, kıbrıs haberleri
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.