ad

Demokrasinin maliyeti

ads
29/09/2019

ads

Cenk Uzunoğlu Cenk Uzunoğlu


GÖR DENİLEN / Cenk Uzunoğlu

Güçlüyken bozguna uğrama ihtimali insana daha ağır gelir.

Sağ kesimin yaklaşan seçimdeki ruh halinde bu aralar bu var.

Kıbrıs sorunu gibi ana siyasi konu hakkında birbirine zıt görüşü olan kesimlere gösterdikleri tutkulu karşı çıkıştan daha fazlasını kendi içlerinde gösteriyorlar. Alışılmadığı kadar büyük bir hesaplaşma hâkim söylemlere.

Eşeleyince konunun devlet ve gelinen yol ayırımındaki görüş farklılığı ile ilgili olmadığı hemen su yüzüne çıkıyor.

Tamamen çıkar ilişkilerine ve parti üzerinde kimin gücü daha belirleyici odaklı akıl mantık dışı bir delilik fırtınası esiyor.

Beni bir kenara bırakın, kulak misafiri olan bir yabancı bize herhangi bir konuda yardım edecekse de bunlara yardım etmeye değmez der.

Halbuki Crans Montana’dan sonra federasyonun tescilli bir hayal ürünü olduğunu düşünenler için yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili stratejinin temel taşları yerli yerine oturdu.

Ortak bir adayın bunu pekiştirmesi ve Kıbrıs sorununun bundan sonraki safhasında alternatif yol haritasının ne olacağını tartışmaya açması lazım.

Bu tartışmayı arka planda son derece sağlam argümanların eşiğinde bu topluma götürme fırsatı var.

Siyasi eşitliğe dayalı federasyonu kendi halkına kabul ettiremeyeceğini ilk defa dile getiren, konfederasyon ve iki devletli çözümden bahseden bir Rum lider var.

Bu itiraf karşısında Akıncı başta olmak üzere hala daha siyasi eşitliğe dayalı federasyon olur diye seçim propagandası yürütmeye hazırlanan Erhürman var. Unutulmasın bir dönem de AKEL ile CTP parti liderleri bu federasyon yolunu yürümüştü.

Ayni Rum lider Crans Montana’da masadan kaçmış olmasına rağmen ikinci turda da olsa rahat bir şekilde seçim kazandı. İkinci turda ona verilen oylar olası siyasi eşitliğe ve Türkiye’nin garantörlüğüne dayalı federasyonun referandumunda tekrar ‘’ohi’’ çıkacağının göstergesi değildir de nedir deme fırsatı var.

Akıncı’ya ‘’Crans Montana son şanstır’’ ve ‘’ bu işi artık sonraki nesiller çözer’’ dediğini hatırlatma fırsatı var. Her iki beyanatı da söylediğinde samimiyse şu an niye hala daha federasyon görüşünde ve adaylığında ısrar ediyor?

Akıncı’yı söylediklerinden niye çark ettiğini neyin değiştiğini açıklamaya davet etme fırsatı var.

Maraş açılımını ortaya atan ve bununla ezber bozan, yakın zamandaki birçok hükümete göre kendi içinde çok daha uyumlu ve Türkiye ile de uyum içinde çalışabilecek bir hükümet var.

Tüm bunlar sağ kesimin yıllardır müzakere edilen Federasyona karşı farklı bir yol haritasının devreye girmesini savunanların seçimi kazanması için yeterli siyasi malzemeyi oluşturuyor.

Halk nezdinde değişim için karşılığı olacak bu argümanlara rağmen UBP başta olmak üzere sağ kesim kendi içinde dış ambalajı demokrasi, içi ise kişisel husumet, çıkar ve ego savaşına girmiş durumda.

Belki de UBP siyasetteki varoluş hedefini Kıbrıs sorununun çözümünde parti olarak belirleyici konumda olmak ve başkanlık seçimini kazanmak olarak görmüyor. Belki de yaşananların cevabı bu kadar basittir.

Aktif siyasette olmasalar da kenarda pür dikkat dinleyen UBP ve Kıbrıs konusu söz konusu olduğunda bugüne kadar rahatlıkla geçirgenlik gösteren UBP kökenli DP’nin ağabeyleri ve eski tüfekleri konuya ezber bozacak söylem ile el atmazsa görünen köy kılavuz istemez bir noktaya doğru hızlıca yol alınıyor.

Kim bilir belki de eski tüfekler de iyice kavganın kızışmasını ve onlara danışılmasını bekliyorlar. Belki bir bildikleri var. Ama aklı selime davet etmek için katkı yapma potansiyelleri varsa da çok geç kaldılar.

Görünen o ki herkes 1. turun profesörü ama 2. turun sonucu ve daha da önemlisi sonrasında ne olur bunu düşünen pek yok.

Düşünüp de buna göre 1. tur için farklı bir yaklaşım gösterilmesi gerektiğini söyleyen fedakârlık yapacak olan ise hiç yok. Hakkını yemeyelim parti başkanı seçilmeden önce Cumhurbaşkanlığına aday olmayacağını söyleyen Ersin Tatar dışında herkesin tuzu kuru.

Fedakârlık yapılmasını isteyen, kendi istediği olmazsa eleştirdiği ayni yaklaşım ve tavrı hemen kendisi de takınıyor.

Sağ kesimde çoklu adayın olduğu bir seçime doğru yelken açılmış durumda.

Demokrasinin gereği buna saygı duymak lazım ama demokrasinin de hata yapanlar sonucunda ödenmesi gereken bir bedeli olduğunu da iyi hesaplamak lazım.

Bizim örneğimizde bu bedeli yalnızca siyasetin bir cilvesi olarak görüp ‘’ne olacak canım’’ diyerek sebep olanlar değil açılan fırsat penceresinin kapanmasına sebep olanlardan dolayı bu toplum ödeyecek.

Değişen konjonktür ile elimizde bir umut olarak 50 yıldır görüşülen federasyona alternatif yeni bir yol haritasını ortaya koyma fırsatı var. Federasyonun mümkün olmayacağını düşünüyorsanız bu fırsatı hayata geçirme tutkusu ve yetkinliğinde olan, Cumhurbaşkanı olmaya hevesli olduğunu göstermiş bir siyasetçiye fırsat vermekle kaybedecek neyimiz var?

Dr. Küçük, Denktaş ve hayal ortağı arkadaşlarının başlattığını ve kazandırdıklarını ilerletmek için bu kadar yıldır tam da bunu beklemiyor muyduk?

Herkes haklı haksız içindekini ortaya kustuktan sonra en son tahlilde önümüzdeki seçime bu perspektiften bakacakların söylenildiğinin aksine çoğunlukta olacağı görüşündeyim.

Aklın yolu bir.

Aklımızı toplayıp düşünüp en tepedeki hedef için bir olmak şartıyla tabii.

29/09/2019 09:30
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Demokrasinin maliyeti, haber, kibris, cenk uzunoğlu, demokrasi,
MANŞETLER

HK Cenk Uzunoğlu

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.