Ertaç: “1976’da CTP kapatılıyordu”
Ahmet Ertaç'la röportajımız ikinci bölümüyle devam ediyor
21/02/2012
- “ÖZKER ÖZGÜR PARTİ’YE GENEL BAŞKAN OLMA KOŞULUYLA GELMİŞTİ…”
“Hoca’yı biz partiye davet ettiğimiz zaman partinin Mithat Berberoğlu başkanlığında yıprandığını bize söylemişti. Biz de kendisine partiye katılır, seçimlerde aday olur ve kazanırsa kendisini parti başkanlığına getireceğimiz sözünü verdik. Yani Hoca parti başkanı olma şartıyla CTP’ye katıldı…”
“ECEVİT İÇİN, CTP OLARAK ASTIĞIMIZ PANKARTI POLİS İNDİRMEK İSTEDİ”
“Bülent Ecevit Başbakan olduğu dönemde Kıbrıs’a bir heyetle ziyarette bulunmuştu. O günlerde heyecan ve coşku bizde de doruktaydı. Ecevit’in karşılanması sırasında varlığımızı CTP olarak hissettirmek için o günlerde Ecevit’in çok meşhur bir sloganı olan “Ne ezen ne ezilen insanca hakça bir düzen” sözlerini pankart yaparak parti binamıza asmıştık. Polis pankartı indirmemizi istedi. Ancak biz yapılan tüm baskılara rağmen bu pankartı gün boyunca indirmemekte direndik”
“NURETTİN SEFEROĞLU NACİ TALAT’IN DAVAYA İHANET ETTİĞİNİ SÖYLEDİ…”
“Londra AKEL’in Kıbrıslı Türklerden sorumlu üyesi olan Nurettin Seferoğlu benimle görüşmek istedi. Bu görüşmede Naci’nin genel sekreterlikten gitmesinin artık zorunlu olduğunu, Naci’nin davaya ihanet ettiğini söyledi. Seferoğlu bana ‘Sen Özker Hoca’nın bana verdiği bilgiye göre güçlüsün, bu konuda senden aktif destek isteriz’ dedi. Ben de kendisine ‘Hangi dava’ diye sordum. ‘Bizlere azınlık haklarını layık gören AKEL ile ilişkilere destek olmak için mi? Bu ihanetse ben de buna karşıyım’ dedim”
“KÖGEF, NACİ TALAT’IN ÖLÜMÜNDEN SONRA PARTİ’YE EGEMEN OLDU”
“Naci’nin ölümünden sonra KÖGEF tamamen partiye hakim oldu. Bu arada KÖGEF, sorumlu kadroları ele geçirdikten sonra siyasetin gerçek yüzüyle yüzleşmeye başladı. Neydi bu? KÖGEF dönemindeki politikaların topluma ters olduğunu, bu politikalarda ısrar etmeleri halinde siyaseten güçlenemeyeceklerini gördüler. Politik değişiklik yapmaları gerektiğini fark ettiler. Bu tartışmalara başladıkları zaman parti içinde yeni sancılar yaşanmaya başladı. Ve KÖGEF ekibi kısa bir süre sonra, Naci Talat öldükten sonra, Hoca ile ters düştü”
CTP Lefkoşa ilçesinde ve parti meclisinde uzun yıllar görev yapan Ahmet Hakkı Ertaç’la yaptığımız röportajımızın bugünkü bölümünde 1974 harekatı sonrasında CTP’de yaşananları konuştuk. 1980 yılı ile birlikte partinin KÖGEF’in kontrolüne geçtiği süreci bize anlatan Ahmet Hakkı Ertaç, 1980’li yıllarda parti içerisinde yaşanan kopmalar ve ideolojik tartışmalarla ilgili önemli şeyler söyledi. Nurettin Seferoğlu’nun kendisine Naci Talat’ın davaya ihanet ettiğini ve ona karşı operasyon yapılıp görevden uzaklaştırılmasını söylediğini anlatan Ertaç, buna nasıl tepki verdiğini ve daha sonra parti içerisinde yaşanan tartışmaları anlattı. 1980’li yılların sonunda partiden kopma noktasına gelen Ertaç, “Keşke Kıvılcımcılarla, Kıbrıs’ta yetişen kadroları KÖGEF dışlamasaydı. O zaman CTP çok daha başka bir yerde olurdu” dedi.
İşte Ertaç’la yaptığımız söyleşinin ikinci bölümü:
Mete TÜMERKAN: Denktaş seçimsiz kazandıktan sonra ne oldu?
Ahmet ERTAÇ: Bir süre sonra rahmetli Naci Talat ve Hüseyin Celal mesleki kariyerlerini geliştirmek için İngiltere’ye gittiler. Bu ikilinin yurt dışına gitmesi partiyi olumsuz yönde etkiledi. O dönemde bütün yük Lefkoşa’da Şefik Par, Bektaş Göze, Ali Fegan, Arif Kavrar, Zeki Taşcı, Kaya Okut gibi arkadaşların sırtına kalmıştı. Bu arada tatil dönemlerinde yükseköğrenimde olup tatile gelen arkadaşlar parti çalışmalarına katkı koymaya çalışırlardı. O dönem Türkiye’de Ecevit rüzgarı esmeye başlamış, Ecevit’in ‘ortanın solu’ argümanı öne çıkmıştı. Türkiye’de yükseköğrenimde olan arkadaşlar da bundan etkilenmişti. Dolayısıyla bu rüzgar bizi de burada gelecek için umutlandırmaya başlamıştı. CHP 1973’te seçimlerden birinci parti olarak çıkıp, iktidara büyük ortak olarak gelmesi sonrasında bizim de burada demokrasinin gelişeceğine dair umutlarımız artmıştı. 1974’te ocak ayında CHP’den bir heyet adaya geldi. Heyette, Turan Güneş (Dışişleri Bakanı idi), Alev Coşkun (Turizm Bakanı) ve Orhan Birgit ( CHP Genel Sekreter Yardımcısı) yer alıyordu. Heyetin özellikle CTP’yi ziyaret etmesi bizi parti olarak onurlandırmıştı. Bu ziyaretle birlikte CHP ile olan ilişkilerimiz farklı ve yeni bir boyut kazanmıştı. 1974 harekatı nedeniyle siyasi çalışmalara bir süre ara vermek zorunda kaldık. Harekattan bir süre sonra Bülent Ecevit’in Başbakan olduğu dönemde Ecevit’in başkanlığında bir heyet ziyarette bulunmuştu. O günlerde heyecan ve coşku bizde de doruktaydı. Ecevit’in karşılanması sırasında varlığımızı CTP olarak hissettirmek için o günlerde Ecevit’in çok meşhur bir sloganı olan “Ne ezen ne ezilen insanca hakça bir düzen” sözlerini pankart yaparak parti binamıza asmıştık. Polis pankartı indirmemizi istedi. Ancak biz yapılan tüm baskılara rağmen bu pankartı gün boyunca indirmemekte direndik. Gece partide biz Ahmet Mithat Berberoğlu başkanlığında toplantı halindeyken, Bayraktar korumaları ile birlikte destursuz toplantıyı yapmakta olduğumuz odaya daldı. Ve pankartı indirmemiz için baskı yapmaya başladı. Mithat Bey’in o akşam cesurca tavrına ilk kez tanık oldum. Yüreği söyleyen cesur bir insandı. Onun kararlı tutumu ve duruşu sonrasında pankart yerinde kaldı ve indiremediler. Ecevit o ziyaretinde şu anda UBP Genel Merkezi’nin olduğu binada birtakım kuruluşları kabul etmişti. Kabul ettikleri arasında biz de parti olarak vardık. Genel başkanımız Mithat Berberoğlu, Bülent Ecevit’e başta Denktaş olmak üzere partiye karşı o dönemde ‘BEY’ (Bayraktarlık, Elçilik, yönetim) baskılarını bir bir anlattı. Sayın Ecevit o toplantıda, “Bu toplumun İngiliz’e ve Rum’a karşı verdiği mücadelenin sonucunda bu faşizan baskıları hak etmediğini ve demokrasiye layık bir toplum olduğunu” söyledi. O dönemde CHP ile CTP’nin ilişkileri çok ileri düzeye gelmişti. Hatta CHP’nin Antalya Kongresi’ne Mithat Bey’e katılması için davetiye gelmişti. Mithat Bey işi nedeniyle gidemeyeceğinden dolayı benim de Antalya’ya gitmem söz konusuydu, benim katılmamı istedi. Mithat Bey’in yerine bu kongreye ben katıldım ve CTP adına orada bir konuşma yaptım. O konuşmamı CHP’liler çok beğenmiş ve bunu Mithat Bey’e de iletmişlerdi.
Mete TÜMERKAN: 1974 sonrasında CTP siyasi faaliyetlere ne zaman başladı?
Ahmet ERTAÇ: 1975 yılı ile birlikte parti yeniden toparlanmaya ve savaş yorgunluğunu üstünden atıp yeniden siyasete dönmek için örgütlerini toparlamaya başladı. 1975 yılında Lefkoşa İlçe Başkanımız Aytekin Musa oldu. Kurucu Meclis gündeme geldiğinde Naci Talat’ın partiyi temsilen Meclis’e gitmesine karar verildi. Mithat Berberoğlu ise barodan girecekti. Hedefimiz Kurucu Meclis’e sokabileceğimiz kadar demokrat adam sokmaktı. Bunun için de tüm kanalları kullanmak istiyorduk. Ancak Mithat Bey baroda seçimi kazanmasına rağmen bir süre sonra yapılan birtakım ayak oyunları ile üyeliği düşürüldü ve baro seçiminin yenilenmesi sağlandı. Yapılan ikinci seçimde Mithat Bey’i devre dışı bıraktılar. Bu bizim için beklenmedik bir hadiseydi. Kurucu Meclis çalışmalarını sürdürürken partimiz de 1976 yılında yapılacak seçimlere hazırlanmaya başlamıştı. KÖGEF çatısı altında toplanan yükseköğrenim gençliği parti ile güçlenen bağlarından dolayı bu seçimlerde partimizin yanında olmaya ve aktif bir şekilde destek vermeye karar verdi. Mitinglere konuşmacılar çıkartarak aktif desteklerini beyan ediyorlardı. Ülke çok partili ortama girmesine rağmen CTP yıllarca tek parti olmanın getirdiği sıkıntı ve saldırılar karşısındaki yıpranmışlığın acılarını çekmeye ve dezavantajlarını yaşamaya devam etti. 1976 seçimlerinde iki sandalye kazanabildi. Bunlarından biri Özker Özgür, diğeri ise Naci Talat’tı… Partinin yıllarca hedef yapılmasının bedelini Ahmet Mithat Berberoğlu Lefkoşa’da seçimi birinci sırada olmasına rağmen kaybederek ödemişti. Parti merkezi bu seçim sonrasında yapmış olduğu değerlendirmede yıpranmamış bir genel başkana ihtiyaç duyulduğu düşüncesi ortaya çıktı. Özker Özgür’ün ikinci sıradan milletvekilliğini kazanması ve partinin genel başkanının bir milletvekili olması düşüncesinin tartışılması sonrasında Hoca’nın adı öne çıktı. Ancak o günlerde kimse Ahmet Mithat Berberoğlu’na “sen artık yıprandın çekil” deme cesareti yoktu. 3-5 kişilik grupların içerisinde mesele konuşuluyor olmasına rağmen bir türlü açıkça Berberoğlu’na aktarılamıyordu. Sonunda dar bir grup içerisinde Özker Hoca’nın evinde yapılan bir toplantıda Hoca’yı Berberoğlu’na karşı aday gösterme kararı alındı. Ancak bu adaylığın açıklanmasıyla birlikte Mithat Bey’le bağların koparılması da istenmiyordu. Bir akşam Naci Talat, beni aradı… Hisar’ın üzerinde Halil Alasya’nın meyhanesinde buluşmamızı istedi. Gittiğimde birkaç arkadaş daha oradaydı. Bana olayı anlattı. Benden kısa bir süre sonra yapılacak kurultayda Özker Özgür’ü başkanlığa önermemi istedi. Bunu benden istemesinin nedeni Mithat Bey’le benim aramın çok iyi olması ve benden böyle bir öneri gelmesi halinde kırgınlık yaşanmayacağı düşüncesiydi. Kurultayda ben Hoca’yı başkan olarak önerdim. Ama Mithat Bey bana iki yıl küs kaldı.
Mete TÜMERKAN: Hoca partiye başkan olma koşuluyla mı gelmişti?
Ahmet ERTAÇ: Hoca’yı biz partiye davet ettiğimiz zaman partinin Mithat Berberoğlu başkanlığında yıprandığını bize söylemişti. Biz de kendisine partiye katılır, seçimlerde aday olur ve kazanırsa kendisini parti başkanlığına getireceğimiz sözünü verdik. Yani Hoca parti başkanı olma şartıyla CTP’ye katıldı… Bu arada çok partili döneme geçiş sürecinde Kurucu Meclis’te oluşturulan demokrat grup partileşmeden önce içindeki bazı üyeler CTP’ye katılma düşüncesindeydi. Biz bazılarını kabul etmeyi düşündük ancak TMT saflarından demokrat hareket içerisine katılmış olanları benimseyemeyeceğimizi söyledik. Hatta bir düşüncemiz daha vardı o da CTP’yi kapatıp o dönemde kurulan Halkçı Parti’ye intikal edelim diye… Naci Talat ve bir grup arkadaş buna şiddetle karşı çıktı. Hatta seçime girmeden önce bazı arkadaşlar Ergün Vehbi gibi Halkçı Parti’ye katılmıştı. Fakat, Alper Orhon’un dengesiz hareketlerinin parti içerisinde yaratmış olduğu huzursuzluktan dolayı seçim sürecine girilirken Halkçı Parti’den kopmalar oldu. Bir kesim ayrılıp Toplumcu Kuruluş Partisi’ni kurdu. Ergün Vehbi ve Turhan Korun gibi bazı arkadaşlar da CTP’ye katıldı.
Mete TÜMERKAN: Partinin ideolojik çizgisi o günlerde neydi?
Ahmet ERTAÇ: Sosyal demokrat ve “BEY” faşizmine karşı bir tavrı vardı partinin ama partinin ideolojik çizgisi o günlerde henüz daha netleşmemişti. İdeolojik tartışmaların parti içerisinde başlaması KÖGEF kadrolarının mezun olup adaya dönerek parti kadrolarına girmeye başlamaları ile kendisini göstermeye başladı. Bu arkadaşların partiye girmeleri ile birlikte ilk tepkileri Türkiye’de İllegal Türkiye Komünist Partisi’nden ideolojik görüşünden dolayı dışlanan Hikmet Kıvılcımlı ideolojisini benimseyen arkadaşlara karşı oldu. Bu arkadaşların partiden tavsiye edilmesini istediler. Bu yönde tavır belirlediler. Partiden gitmesini istedikleri bu arkadaşlar partinin örgütlenmesinde 1971 yıllarından itibaren o güne kadar partiye çok büyük katkı koyan insanlardı. Hatta bu arkadaşlarla samimi olanlara, yakın olanlara da başka gözle bakıp onlara da tepki koyuyorlardı. Bunun sebebi ise KÖGEF Türkiye’de o dönemde İlerici Gençler Derneği denilen Türkiye Komünist Partisi’nin gençlik örgütü olan bu dernekle organik bir bağ içerisinde olmasıydı. KÖGEF, Türkiye’deki ideolojik ayrılıkları bu şekilde CTP içerisine de taşımaya başlamıştı. Kıvılcımlı görüşündeki arkadaşlarla Kıbrıs’ta yetişen kadroların yakın ilişkileri vardı. Dolayısıyla Kıbrıs’ta yetişen kadrolar da KÖGEF’cilerin hedefi olmaya başlamıştı. Bunun sonucunda 1976 seçimleri sonrasında bu tartışmalar hararetlendi. Türkiye Komünist Partisi, Yunanistan Komünist Partisi ve AKEL ile olan enternasyonal dayanışmaları aynı ideolojinin ortak bir şekilde savunulmasını beraberinde getiriyordu. Kıbrıs’ta pratik yaşamdan kopuk olan KÖGEF’li kadrolar, bu hayalin gerçek yaşamda hayata geçemeyeceği gerçeğini göremiyorlardı. Ancak bu arkadaşlara Rahmetli Özker Hoca büyük destek veriyordu. Ben Özker Özgür’le çok yakın çalışıyordum. Ama bu konudaki tartışmalar sonucu daha sonraları yollarımız ayrılma durumuna geldi. Naci Talat da KÖGEF Grubu ile görüş farklılıkları 1980’li yıllara doğru ortaya çıkmaya başlamıştı. Ben o yıllarda iş ilişkilerimden dolayı devamlı İngiltere’ye gidiyordum. Oradaki gerek AKEL üyesi eski solcularla, gerekse orada AKEL’in oluşturduğu komitenin başkanı ile bir araya geliyordum. Son bir Londra ziyaretimde yanılmıyorsam 1982 ya da 83 yıllarıydı, Londra AKEL’in Kıbrıslı Türklerden sorumlu üyesi olan Nurettin Seferoğlu benimle görüşmek istedi. Bu görüşmede Naci’nin genel sekreterlikten gitmesinin artık zorunlu olduğunu, Naci’nin davaya ihanet ettiğini söyledi. Seferoğlu bana “Sen Özker Hoca’nın bana verdiği bilgiye göre güçlüsün, bu konuda senden aktif destek isteriz” dedi. Ben de kendisine “Hangi dava” diye sordum. “Bizlere azınlık haklarını layık gören AKEL ile ilişkilere destek olmak için mi? Bu ihanetse ben de buna karşıyım” dedim ve Naci’nin yanında yer alacağımı söyledim. Hatta Naci’nin gitmesi halinde partinin de gideceğini, Naci’nin kişiliğinin partiye önemli bir güç kattığını da kendisine belirttim. Kıbrıs’a döndükten sonra ilk parti meclisi toplantısında bunu gündeme getirdim. Ve Nurettin’in bana Londra’da Naci Talat’la ilgili söylediklerini parti meclisinde ortaya koyduğumda büyük bir tartışma parti içerisinde başladı. Ve ben açık açık bizi Londra’da AKEL’den maaş alan bir kişinin yönlendiremeyeceğini, parti ile ilgili böyle bir operasyonu yapmasının doğru olmadığını söyledim. Naci Talat’ın o meşhur sözü, “Biz kedinin kuyruğuna bağlı maşrapa olmayacağız” söylemi gündeme geldi. Ve bu tartışma parti içinde uzun bir süre devam edip gitti. Bu arada Kıvılcımcılar ( Bektaş Göze, Okut ailesi, Şefik Par-Genel Sekreter Yardımcısıydı, Aytekin Musa, Arif Kavrar) yavaş yavaş partiden tavsiye edilmeye başlandı. Kıbrıs’ta yetişen kadrolar (Ahmet Okan, Turgay Karamanlı, Salih Özler) tavsiye edilmeye başlandı. Ben 80’li yılların sonuna kadar direndim. Ve en son 1987 yılında Girne’de yapılan partinin özel bir toplantısında sunmuş olduğum 7 sayfalık rapordan sonra bana karşı partiden soğutma politikası izlenmeye başlandı. Bu hizipleşmenin boyutları giderek arttı. Parti içerisinde yaşanmakta olan hizipleşmeler ve tartışmalarla ilgili olarak o dönemde adı Alexander olan Sovyet Diplomat Özker Hoca’ya sohbetlerinde konuyla ilgili sorular sormuş olacak ki, Hoca benimle ilgili kendisine verdiği bilgide, “Anti AKEL tavırlarından dolayı uzaklaşması için elimizden geleni yapıyoruz” diye bir cümle kullandı. Daha sonra Alexander’ın bulunan not defterinin Bozkurt Gazetesi’nde yayımlanmasından sonra ben Hoca’nın kullandığı bu sözleri görünce aramızda sert bir tartışma yaşandı. O dönemde Ferdi Sabit Naci Talat’a yakın dururken, Mehmet Ali Talat, Ömer Kalyoncu ve Hasan Erçakıca Özker Hoca’nın yanında yer alıyordu. Naci’ye yakın duran kişiler bu grubun gazabına uğrardı. Keşke KÖGEF, Kıbrıs’ta yetişen kadrolar ve Kıvılcımcılar bir arada, iş birliği içinde çalışabilseydi. Bu başarılsaydı CTP çok daha farklı bir noktada olacaktı. Bu arada KÖGEF ekibinin örgütü ve disiplinli çalışmaları sonucunda Naci Talat en son döneminde MYK üyeliğine bir oy farkla girebilmişti.
Mete TÜMERKAN: İdeolojik tartışmalar yaşanırken hayat da devam ediyordu, bu arada seçimlere de CTP girip çıkıyordu. Bu tartışmalar CTP’yi seçim süreçlerinde nasıl etkiliyordu?
Ahmet ERTAÇ: Olumsuz etkiliyordu. Mesela Dr. Turhan Korun’u Lefkoşa Belediye Başkanı adayı olarak gösterdiğimiz zaman Hoca’nın yanında olduğu için Lefkoşa’da Feridun Önsav ve Naci Talat ona destek vermedi ve ona karşı yaptıkları büyük bir operasyonla seçimde başarısız olması sağlandı. Parti içinde ciddi sıkıntılar yaşanıyordu. Ama dışa bunlar yansıtılmıyordu. Kol kırılsa bile yen içinde kalıyordu. Bunda en büyük etken ise o dönemdeki soğuk savaş koşullarıydı.
Mete TÜMERKAN: KÖGEF partiye egemen olduktan sonra ne oldu?
Ahmet ERTAÇ: Naci’nin ölümünden sonra KÖGEF tamamen partiye hakim oldu. Bu arada KÖGEF sorumlu kadroları ele geçirdikten sonra siyasetin gerçek yüzüyle yüzleşmeye başladı. Neydi bu? KÖGEF dönemindeki politikaların topluma ters olduğunu, bu politikalarda ısrar etmeleri halinde siyaseten güçlenemeyeceklerini gördüler. Politik değişiklik yapmaları gerektiğini fark ettiler. Bu tartışmalara başladıkları zaman parti içinde yeni sancılar yaşanmaya başladı. Ve KÖGEF ekibi kısa bir süre sonra, Naci Talat öldükten sonra, Hoca ile ters düştü. Onlar da AKEL’den kopma çizgisine yani Naci’nin çizgisine geldiler. Bir süre önce AKEL karşılarına operasyonlar yapan bu grup birden bire AKEL’cileri hedef almaya başladı. Zaten bir süre sonra Hoca’yı başkanlıktan götürdüler. Ben partiden Hoca ile yaptığımız tartışmadan sonra istifa ederek ayrıldım.
































































































































































































