Feridun: Covid-19 eksikliklerin giderilmesi açısından bir fırsat...

ads
ads
12/04/2020

ads
Feridun: Covid-19 eksikliklerin giderilmesi açısından bir fırsat...

Prof. Dr. Mete Feridun, Covid-19’un KKTC bankacılık sektörünne etkilerini ve ne gibi önlemler alınabileceğini yazdı.

Prof. Dr. Mete Feridun’un yazısı şöyle:

“COVID-19 krizi sırasında KKTC bankacılık sektörüne ilişkin olarak gündeme gelmiş olan sorunlar, ülkemizdeki bankacılık düzenleme ve denetim çerçevesinde müşteri haklarının korunması ve Merkez Bankası’nın yetki ve sorumluluklarının genişletilmesi gibi konulardaki bir takım yapısal eksikliklerin giderilmesi açısından çok önemli bir fırsat ortaya koymaktadır.”

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

İçinde bulunduğumuz COVID-19 krizi sırasında toplumumuzun özellikle kredi müşterisi olan ve kriz nedeniyle bu kredileri geri ödeme sıkıntısı çekmekte olan kesiminde bankalara yönelik yoğun bir tepki olduğu görülmektedir. Bu tepkilerin haklı bir gerekçeye dayanıp dayanmadığı ayrı bir tartışma konusudur. Ancak, ekonominin çarklarının sağlıklı bir şekilde dönebilmesinin büyük ölçüde bankacılık sistemine olan güvenin devamına ve bankaların itibarının korunmasına bağlı olması nedeniyle bu sorunların daha sağduyulu bir şekilde tartışılması gerekmektedir.

Bu yazının amacı bankacılık sektörüne yönelik olarak ortaya konmuş olan kararların yeterli olup olmadığını ve bankalara gösterilen tepkilerin haklı olup olmadığını tartışmak değil, mevcut kriz sırasında bankacılık sektörümüze ilişkin olarak gündeme gelmiş olan bu tartışmaların KKTC bankacılık düzenleme ve denetim çerçevesindeki eksikliklerin giderilmesi açısından önemli bir fırsat sunmakta olduğuna dikkat çekmektir. Aşağında ifade etmeye çalışacağım gibi, ülkemizde son bir aydır bankacılık sistemimize ilişkin olarak gündemde olan tartışmalar tamamen KKTC bankacılık düzenleme ve denetim sistemindeki yapısal bir eksiklikten kaynaklanmaktadır.

KKTC bankacılık sektörünün düzenleme ve denetimine ilişkin olarak tespitlerimi dile getirmeden önce, günümüzde bankacılık sisteminin düzenleme ve denetiminin, özellikle gelişmiş ülkelerde, Türkçe’ye “ihtiyatı düzenlemeler” (“prudential regulation”) ve “finansal davranış düzenlemeleri” (“financial conduct regulation”) olarak çevirebileceğimiz, iki ana çerçevede yürütülmekte olduğunu ifade etmek isterim. Bilindiği üzere, ihtiyati düzenlemeler, bankaların sermaye, likidite ve kârlılık gibi açılardan sağlamlığını güvence altına almayı amaçlarken, “finansal davranış düzenlemeleri” ise bankaların faaliyetlerini müşterilerini herhangi bir mağduriyete uğratmayacak şekilde sürdürmelerini, piyasaların rekabete açık bir ortamda faaliyet göstermelerini ve tüketici haklarını güvence altına almayı hedeflemektedir.

Genelde “Merkez Bankacılığı” veya “bankacılık düzenlemeleri” gibi konulardan bahsedildiği zaman kastedilen bankaların ihtiyati düzenlemeridir. Bu yazıda önemini vurgulamaya çalışacağım “finansal davranış düzenlemeleri” ise, 2007-2008 küresel krizinden sonra gelişmiş ülkelerde çok büyük önem kazanırken, birçok gelişmekte olan ülkede olduğu gibi KKTC’de de henüz gereken önemi kazanmamıştır. Hatta, söz konusu düzenlemelerin Türkçe’ye nasıl çevrilmesi gerektiğine ilişkin olarak Türkiye’de de ne akademik ne de bankacılık çevrelerinde henüz bir uzlaşı sağlanmadığı ve “finansal davranış”, “finansal tutum”, “finansal idare” gibi farklı şekillerde tercüme edildiği görülmektedir.  

Nitekim, bu konunun Türkiye’de olduğu gibi ülkemizde de henüz gündeme gelmemiş olmasının, şu anda KKTC bankacılık sektörüne ilişkin yaşanmakta olan tartışmaların en önemli nedenlerinden biri olduğunu düşünmekteyim. Daha önce Birleşik Krallıkta her iki düzenleme ve denetim kurumunda (Bank of England – Prudential Regulation Authority ve Financial Conduct Authority) önemli sayılabilecek görevler üstlenmiş olmamın yanı sıra, daha sonraki süreçte görev almış olduğum danışmanlık şirketi PricewaterhouseCoopers’ı Birleşik Krallıktaki “Finansal Piyasalar Hukuk Komitesi” (Financial Markets Law Committee) toplantılarında temsil ederek, finansal düzenlemelere yönelik politika önerileri hazırlamakla görevlendirilmiş bir bankacılık uzmanı ve akademisyen olarak, KKTC bankacılık sektörüne ilişkin görüşlerimi paylaşmamın, ülkemizde yaşanmakta olan tartışmaların ileride tekrarlanmaması için gerekli düzenlemelerin yapılmasına yardımcı olacağını ümit etmekteyim.

“Finansal davranış düzenlemeleri” konusuna geri donecek olursak, bu alandaki öncü kurumun, benim de daha önce görev yapmış olduğum ve 2013 yılında faaliyete geçmiş olan, Birleşik Krallıktaki Financial Conduct Authority (FCA) olduğu dünyaca kabul edilmektedir. Türkçe’ye “Finansal İdare Otoritesi” veya “Finansal Davranış Otoritesi” olarak çevirebileceğimiz bu kurum, bankalar dahil olmak üzere toplam 58,000 civarında finansal kuruluşun düzenlenmesi ve denetiminden sorumlu olması nedeniyle dünyanın en büyük finansal otoritesi olarak bilinmektedir.

Bank of England’dan bağımsız olarak faaliyet göstermekte olan bu kurumun oluşuturulmasındaki temel amaç, bankaların sermaye, likidite ve kârlılık gibi konularda olduğu kadar, özellikle hukuki uzmanlık gerektirden “financial conduct” riskleri (“finansal davranış riskleri”) açısından da sıkı bir şekilde düzenleme ve denetime tabi tutulmasını sağlayacak, uzmanlığı ve tarafsızlığı kamuoyunca tartışılmayacak nitelikte bir otorite oluşturmaktı. Bilindiği üzere, 2007-2008 küresel krizinin ardından buna benzer kurumların oluşturulması diğer gelişmiş ülkelerde de gündeme gelmiş, örneğin ABD’de “Dodd-Frank Wall Street Reformu ve Tüketiciyi Koruma Yasası” kapsamında finansal ürün ve hizmet piyasalarındaki tüketicileri korumak amacıyla “Tüketici Finansal Koruma Dairesi” (Consumer Financial Protection Bureau - CFPB) isimli bir otorite faaliyete geçirilmiştir.

Günümüzde en sıkı şekilde denetlenen bankacılık sistemine sahip ülkelerin başında gelen Birleşik Krallık, bu konuda diğer gelişmiş ülkelere de örnek teşkil etmekte ve uluslararası bankacılık standartlarının belirlenmesi konusunda önemli bir rol üstlenmektedir. Bunun nedeni Birleşik Krallık bankacılık sisteminin geçmişinin yüzyıllar öncesine dayanmakta olması kadar, 2007-2008 finansal krizinin ardından bu ülkedeki düzenleme ve denetim sisteminin yapısal olarak gözden geçirilmiş olmasıdır.

Özellikle son yıllarda Basel III düzenlemeleri neticesinde giderek sıkılaşan ihtiyati düzenlemelerin bir sonucu olarak bankaların sermaye yeterlilik rasyolarını karşılama veya kârlılıklarını yükseltme gibi kaygılarla müşterilerine adil davranmamaları, onları çeşitli şekillerde mağdur etmeleri - örneğin onlara risk profilleri veya ihtiyaçları ile örtüşmeyen finansal ürünler satmaları - gibi bir takım finansal davranış risklerinin (“financial conduct risk”) artış göstermesinden dolayı, Birleşik Krallıkta Bank of England bünyesindeki PRA, ve özerk bir kurum olarak faaliyet göstermekte olan FCA, bankaların düzenleme ve denetim sistemi çerçevesinde ortak harket etmektedir.

Öte yandan, son yıllarda FCA tarafından bankalara verilmekte olan ağır “finansal davranış cezalarının” bir sonucu olarak bankaların gelir-gider tablolarının ve bilançolarının olumsuz etkilemesi nedeniyle “finansal davranış riskleri”, bankaların ihtiyati denetiminin önemini daha da artırmış ve bu iki kurum Birleşik Krallık bankacılık sistemindeki risklere karşı tedbir alma konusundan daha koordineli bir şekilde hareket etmeye başlamıştır.

KKTC’ye dönecek olursak, yazımın başında kısaca değinmiş olduğum gibi, COVID-19 krizi sürecinde bankacılık sistemimize ilişkin olarak bir takım tepkiler gündeme gelmektedir. Krizin ilk günlerinde bankaların krediler konusunda müşterilerine nasıl bir kolaylık sağlayacağı ve özellikle kredi faiz ödemelerine ilişkin olarak nasıl bir uygulama gerçekleştireceğine dair kamuoyunda büyük bir belirsizlik yaşanmış, bu süreçte toplumumuzda kredi borcu bulunan kesimler, gerek sosyal medya üzerinden, gerekse de çeşitli televizyon programlara bağlanarak bankalara ilişkin bir takım ağır eleştiriler ortaya koymuştur.

İlerleyen günlerde ise, kamuoyuna genellikle “Bankalar Birliği’nin almış olduğu kararlar” olarak yansımış olan kararların - ki söz konusu kararların kamuoyunda bu şekilde algılanmış olmasının yaratmış olduğu soruna aşağıda değineceğim - uygulanma sürecinde de çeşitli tartışmalar gündeme gelmiş, kredi faiz ödemelerinin ertelenmesine ilişkin olarak alınan kararların kamuoyunda yanlış algılanmış olduğu kısa sürede ortaya çıkmıştır.

Alınan bu önemli kararların açıklanması sırasında, ya halkın anlayabileceği şekilde bir bilgilendirme yapılmamış olmasından, ya da kredi müşterilerinin kararları ümit ettikleri şekilde algılama eğilimde olmasından kaynaklanan bu yanlış anlama, kısa sürede birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Nitekim ilerleyen günlerde alınan kararların daha net anlaşılması ile birlikte bankaların erteleme döneminde faiz gelirlerinden vazgeçmeyerek faiz uygulamaya devam edecek olması, birçok kredi müşterisi açısından büyük hayal kırıklığı yaratmıştır.

Öte yandan, bu süreçte söz konusu kararların farklı tarihlerde yürürlüğe girmiş olması, vatandaşlar tarafından çeşitli yanlış anlamalara sebep olurken, kredi ödemelerinin ötelenmesine ilişkin alınan kararlarla ilgili olarak bankaların birbirleriyle tutarlı olmayan uygulamalar gerçekleştirmekte olduğuna yönelik olarak da, haklı veya haksız, çeşitli tepkiler gündeme gelmiştir.

Nitekim, bu süreçte bankaların çeşitli vesileler ile birçok açıklama yapmış olduğu görülse de, kredilerin kendileri açısından bir maliyeti olduğunu izah etme, mevduatlara faiz ödemeye devam edecekleri 3 aylık erteleme süresince faiz almaya neden devam etmeleri gerektiğini müşterilerine anlatma ve kapatılan işyerlerinin finansal yönden desteklemesi için kurulan fona 100 milyon TL’lık bir kaynak aktarmış olduklarını (ve devlete 450 milyon TL civarında vergi ödemiş olduklarını) anlatabilme  konusunda başarılı olamadıkları anlaşılmaktadır.

Ancak, görüldüğü kadarıyla bu sorun banka yöneticilerinin veya Bankalar Birliği’nin iletişim eksikliğinden veya kendilerini ifade edememiş olmalarından değil, gündeme gelen eleştirilere karşı kendilerini savunma görevinin bizzat kendilerine bırakılmış olmasından kaynaklanmıştır. Nitekim, bu yazıda vurgulamak istediğim en önemli konulardan biri budur.

Günümüzde, gelişmiş ülkelerinde bankacılık sektörüne ilişkin olarak makro düzeyde alınan kararların bizzat bankalar tarafından halka izah edilmeye çalışılması, eleştirilere banka yöneticilerinin yanıt vermek zorunda kalması ve bankalarla toplumun karşı karşıya getirilmesi sık rastlanılan bir durum değildir.

KKTC’de son bir aydır yaşanmakta olan bu süreçte, ortada bankaların sermaye veya likidite ile ilgili eksikliklerinden kaynaklanan bir bankacılık krizi olmaması nedeniyle KKTC Merkez Bankası’nın kamuoyunda süren tartışmalara haklı olarak fazla müdahil olmamaya çalışmakta olduğu gözlemlenmektedir.

Ancak, içinde bulunduğumuz kaos ortamında Merkez Bankası’nın bu haklı tutumu, bankacılık sektöründe bir otorite boşluğuna yol açmakta ve bu boşluğu doldurma görevi ise, hiç de adil olmayan bir şekilde, banka yöneticileri ve Bankalar Birliği’ne kalmaktadır. Bu talihsiz durum aslında ne Merkez Bankası’nın, ne banka yöneticilerinin, ne de Bankalar Birliği’nin görevlerini eksik yerine getirdiği anlamına gelmemekte ve tamamen KKTC bankacılık düzenleme ve denetim sistemindeki yapısal bir eksiklikten kaynaklanmaktadır.

Dolayısıyla, bu kaos ortamı büyük ölçüde mevcut sistemden kaynaklandığından, ileride buna benzer sorunların yaşanmaması, KKTC bankacılık düzenleme ve denetim çerçevesinin gözden geçirilerek eksikliklerin giderilmesine bağlıdır.

Sistem gözden geçirilirken dikkat edilmesi gereken konuların başında banka kredileri, kredi kartları ve faiz erteleme gibi banka müşterilerini ilgilendiren konulara ilişkin kararların, tarafısızlığı tartışılmayacak ve teknokratlardan oluşan bir düzenleme otoritesi tarafından alınmasını sağlamaktır.

Ülkemizde son bir ayda gündeme gelen gelişmeler incelendiği zaman, banka müşterilerini ilgilendiren kararların bizzat bankaların kendileri tarafından alınmış olduğu yönünde kamuoyunda yanlış bir kanı hakim olduğu görülmektedir. Oysa ki, alınan kararların kamuoyuna “Bankalar Birliği kararları” veya “Bakanlar Birliği kararları” olarak değil, farklı paydaşların görüşleri dikkate alınarak yürütülmüş olan demokratik bir müzakere sürecinin sonunda alınmış kararlar olduğu anlatılabilir ve bu süreç “algı yönetimi” açısından daha çok daha etkin bir şekilde yönetilebilirdi. En azından, bu kararlar toplumda genellikle teknokrat ve bağımsız bir otorite olduğu kabul gören KKTC Merkez Bankası tarafından alınmış kararlar olarak lanse edilerek, alınan tedbirlerin vatandaşlar tarafından daha önyargısız bir şekilde benimsenmesi sağlanabilirdi.

Bu noktada vurgulanması gereken bir diğer konu ise, banka kredileri, kredi kartları ve faiz erteleme gibi finansal ürünlere ilişkin kararların, temel sorumluluğu likidite, sermaye yeterliliği, ödeme sistemleri gibi konuları düzenlemek ve para politikasını yürütmek olan Merkez Bankaları, veya popülist kaygılarla hareket edebilecek olan siyasi erk tarafından değil, Birleşik Krallıktaki FCA gibi özerk ve birinci önceliği banka müşterilerinin sıkıntılarına çare üretmek olan bir “finansal davranış otoritesi” tarafından alınmasının en en doğru tercih olacağı gerçeğidir.

Davranış psikolojisi açısından bakıldığı zaman böylesi kriz ve belirsizlik ortamlarında mağdur edildikleri hissine kapılan kesimlerin, ne hükümet, ne Bankalar Birliği, ne de Merkez Bankası gibi kurumların kendi sorunlarını adil bir şekilde dikkate almakta olduğunu kabul etmemeleri normal kabul edilebilir. İşte özellikle bu gibi kriz durumlarında, vatandaşları doğrudan ilgilendiren önemli bankacılık kararlarının kamuoyunda tarafsızlığı kabul görmüş ve birinci önceliği banka müşterilerinin sıkıntılarına çare üretmek olan bir otorite tarafından alınması büyük önem arz etmektedir.

Her ne kadar da ülkemizde söz konusu karar alma sürecinde gerek Merkez Bankası, gerek sivil toplum kuruluşları, gerekse de siyasiler de önemli bir rol oynamış olsa da, toplumda yaratılan izlenim bu kararların bizzat banka yöneticileri tarafından alınmış olduğu yönündedir. Dolayısıyla, toplum psikolojisi açısından değerlendirildiği zaman, alınan kararların vatandaşların bankalara olan tepkisini dindirmek yerine neden körüklemiş olduğunun sebebi daha iyi anlaşılmaktadır. 

Bankalar Birliği’nin kredilere ilişkin karar alma sürecinde sivil toplum kuruluşlarının, siyasilerin, Merkez Bankası’nın ve diğer çeşitli paydaşların görüşlerinin de dikkate alınmış olduğu anlaşılmakta olsa da - ve bu kararlara Bakanlar Kurulu kararıyla resmiyet kazandırılıyor olsa da - bu kararları toplumdan gelen eleştiriler karşısında savunma görevinin banka yöneticilerine düşmesi bu tepkilerin giderilmesini zorlaştırmaktadır. Buna bağlı olarak, kamuoyunda bu kararların sadece banka yöneticileri tarafından alınmış olduğu izlenimi oluşmakta, bu da alınan kararların toplum tarafından  yeterince benimsenmemesine neden olabilmektedir.

Ülkemizde bankaların kamuoyundan gelen eleştirilere karşı kendi kendilerini savunmak durumunda kalmalarının yanı sıra, kamuoyunun bankacılık sektörüne ilişkin merak etmiş olduğu konulara ilişkin açıklamaların da ya banka yöneticileri, ya Bankalar Birliği ya da siyasiler tarafından yapılmaya çalışıldığı görülmektedir.

Halbuki, gelişmiş ülkelere baktığımız zaman bankacılık sektörüne ilişkin olarak kamuoyunu ilgilendiren açıklamaların hiçbir yanlış anlaşmaya ve eleştiriye mahal vermeyecek şekilde tarafsız bankacılık düzenleme ve denetim otoriteleri tarafından yapılmakta olduğu görülmektedir. Bu ülkelerde ne banka yöneticilerinin ne de Bankalar Birliği’nin yazılı, görsel veya sosyal medya üzerinden kamuoyuyla karşı karşıya gelmesini ve kendi kendini savunmasını gerektirecek bir ihtiyaç olmadığı gibi, kamuoyuna gerekli açıklamaları yaparak beklentileri yönetme görevi söz konusu bankacılık otoritelerine düşmektedir.

Nitekim, kasitli bir strateji olmasa da, bu kararların vatandaşların halihazırda, haklı veya haksız olarak, tepki duymakta olduğu bankaların bizzat yöneticileri tarafından alınmış olduğu yönünde basın ve sosyal medya aracılığıyla yaratılan algı ve bankaların kamuoyundan gelen eleştirilere karşı kendi kendilerini savunmak durumunda kalmaları bu açıdan bakıldığı zaman bir “halkla ilişkiler” hatasi olarak dikkat çekmektedir.

Oysa ki, gelişmiş ülkelerde bu tip kararlar alınırken, en az kararların içeriği kadar bu sürecin kamuoyu tarafından ne şekilde algılanabileceğine de dikkat edilmekte ve bu kararlar toplum tarafından daha kolay kabul görmesi açısından ilgili bankacılık otoritesi tarafından açıklanmaktadır.

Örnek vermek gerekirse, Birleşik Krallıkta COVID-19 krizi nedeniyle kredi müşterilerine ilişkin ortaya konmuş olan kararların hem FCA tarafından alınmış olduğu hem de bizzat FCA tarafından kamuoyuna açıklanmış olduğu görülmektedir. Nitekim, söz konusu kurumun otoritesi, tarafsızlığı ve teknik uzmanlığı Birleşik Krallıkta bütün paydaşlarca kabul gördüğünden, alınan kararlar toplumda herhangi bir olumsuz tepki gündeme gelmeksizin kabul görmüştür.

Ülkemize baktığımız zaman ise, benzeri kararların toplumum özellikle bir kesimi tarafından genellikle önyargı ile karşılanmış olduğu ve alınan kararların bu süreçte gerek siyasiler, gerek banka yöneticileri, gerekse de gazeteciler tarafından yazılı, görsel ve sosyal medya üzerinden kamuoyuna tekrar tekrar anlatılmaya çalışılmakta olduğu görülmektedir.

Dolayısıyla, bu tecrübeden ders çıkarılarak ileride yaşanabilecek benzer durumlarda, söz konusu kararların siyasi irade veya bankalar tarafından değil, toplumca tarafsızlığı, bağımsızlığı ve teknik uzmanlığı sorgulanmayacak bir düzenleme otoritesi tarafından alınması ve bu otorite tarafından açıklanması, kamuoyunun bu kararları daha kolay bir şekilde kabullenmesini sağlayacaktır.

Öte yandan, bu kararların FCA gibi bağımsız ve teknokrat bir otorite tarafından alınması yerine, ülkemizde bu kararlara Bakanlar Kurulu, yani siyasetçiler, tarafından resmiyet kazandırılması da bazı kesimlerde bir takım farklı beklentilerin de gündeme gelmesine yol açmaktadır.

Bu kesimlerin siyasilere yazılı, görsel ve sosyal medya üzerinden yeterli derecede baskı uygulanması veya toplumun provoke edilmesi halinde ümit edilen sonuçların er ya da geç alınabileceğine dair bir beklentiye sahip oldukları görülmektedir. Nitekim, bakanlar Kurulu’nun sık sık toplanarak sürekli olarak alınan kararları gözden geçirmesi de, bu yöndeki beklentileri canlı tutmakta ve bankaların kredi müşterileriyle karşı karşıya gelmesine yol açmaktadır.

Bu kaos ortamında özellikle kredi müşterilerinin, gerek televizyon programlarına bağlanarak, gerekse de sosyal medya üzerinden sürekli olarak bankalara yönelik olarak - haklı veya haksız – bir takım şikayetler dile getirmekte ve bankaların aleyhine kamuoyu yaratarak arzu etmiş oldukları kararların alınması için çaba sarfetmekte oldukları gözlemlenmektedir. Bu süreçte bazı kredi müşterileri bankaların itibarını ve bankacılık sektörüne olan güveni sarsacak nitelikte ağır ithamlarda bulunurken, bazı müşterilerin ise kredilerine ilişkin özel olması gereken detayları sosyal medya üzerinden paylaşmakta oldukları görülmektedir.

Dünyanın sadece az gelişmiş ülkelerinde yaşanması mümkün olabilecek bu kaos ortamının aslında tamamen bankacılık sektöründeki otorite boşluğundan ve kamuoyunda oluşan beklentilerin tarafsızlığına güven duyulan FCA gibi bir kurum tarafından doğru şekilde yönlendirilmemesinden kaynaklanmakta olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Bu nedenle söz konusu kararları alacak olan bankacılık otoritesinin her türlü düzenlemeyi siyasi iradenin onayına gerek olmaksızın bizzat hayata geçirme konusunda yetkili kılınması gerekmektedir.

Bu süreçte dikkatlerden kaçmış olan bir diğer gelişme ise, Mart ayı sonunda bazı bankaların devlet tarafından yatırılmış olan sigorta emeklilerinin yatırımlarını müşterilerine gecikmeli bir şekilde ödemeye başlamış olduğu, bazı bölgelerdeki banka şubelerinin ise ödeme gününde keyfi bir şekilde kapalı tutularak müşterilerin söz konusu yatırımlara ulaşmasını zorlaştırmış olduklarına dair gündeme gelen bir takım şikayetler olmuştur.

Bu dönemde, ilgili bakanın bir televizyon kanalında bu konuya ilişkin bir soruya yanıt olarak devlet olarak kendilerinin bankalara söz konusu ödemeyi halihazırda birkaç gün önce gerçekleştirmiş olduğunu ve bankaların söz konusu ödemeleri müşterilerine henüz ödemeye başlamamış olmasının bakanlığın - yani hükümetin - yetki alanı dahilinde bir konu olmadığı şeklinde bir açıklama yapmış olması da dikkatlerden kaçmıştır.

Bunun yanı sıra,  sosyal medyada gündeme gelen yorumlardan bu dönemde bazı bankaların online bankacılık hizmetleri sağlama veya şube önlerindeki yığılmanın önlenmesi konusunda da bir takım aksaklıklar yaşamış olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle sosyal medyada gündeme gelen yorumlardan görüldüğü kadarıyla, kredi ve kredi kartlarına ilişkin alınan kararların uygulanma aşamasında ilk günlerde bazı bankalarda bilişim sistemlerinin güncellenmesi veya buna benzer teknik aksaklıklardan kaynaklanmış olduğu anlaşılan bir takım gecikmeler meydana gelmiş, bu da söz konusu bankaların geçici bir süreliğine de olsa alınan kararları müşterilerine yansıtamamalarına neden olmuştur.

Nitekim, gelişmiş ülkelerde kabul edilemez bir durum olan herhangi bir bankanın müşterilerinin mevduatlarına kısa bir süreliğine dahi olsa ulaşımını kısıtlayacak nitelikte bir uygulama gerçekleştirmesi veya bunu önlemek adına gerekli tedbirleri almayı ihmal ederek müşterilerine mağduriyet yaşatmasının, ülkemizde günlük haber bültenlerinde diğer haberlerin arasında geçiştirilecek kadar sıradan bir olay olarak kabul edilmekte olduğu görülmektedir.

Yine Birleşik Krallıktan örnek verecek olursak, FCA geçtiğimiz yıllarda teknik bir aksaklıktan dolayı müşterilerinin mevduatlarına kısa bir süreliğinde de olsa erişimini engellemiş olan Royal Bank of Scotland, National Westminster Bank ve Ulster Bank’a milyonlarca sterlin tutarınca bir ceza vermiştir. Buna benzer bir teknik aksaklık kısa süre önce TSB bankasında da yaşanmış, bankanın CEO’su FCA tarafından açıklanacak cezayı beklemeden görevinden istifa etmek zorunda kalmıştır. 

Anlaşıldığı kadarıyla, ülkemizde son dönemde yaşanmakta olan bu kaos ortamının başlıca sebeplerinden biri, bankaları tarafından haksız bir uygulamaya maruz tutulmuş olduklarını veya mağduriyete uğratıldıklarını düşünen banka müşterilerinin haklarını bürokrasi engeline takılmadan, mahkemeler dışında süratle arayabilecekleri ve sorunlarına adil bir çözüm bulabileceğine inandıkları Birleşik Krallıktaki FCA gibi bir finansal düzenleme otoritesinin olmaması veya Merkez Bankası’nın gerekli yetki ve sorumluluğa sahip olmamasıdır.

KKTC Merkez Bankası Yasası incelendiği zaman, Merkez Bankası’nın müşteri haklarının korunmasına ilişkin olarak bir takım yetki ve sorumlulukları olduğu görülse de, bunun yeterli olmadığı ve pratikte de arzulanan seviyede uygulanamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim, bu yazıda ifade etmek istediğim düşünce, ya KKTC Merkez Bankası’nın gerekli yetkilerle donatılması, ya da Merkez Bankası dışında bir “finansal davranış otoritesi” oluşturulmasının büyük önem arz etmekte olduğudur.

Bilindigi gibi, KKTC Merkez Bankası, banka müşterilerinden sadece yazılı veya e-posta yoluyla gelen şikayetleri değerlendirmeye alarak, yetkileri çerçevesinde bankalardan bilgi ve açıklama talep edebilmekte ve resmi şikayette bulunan müşterilerin mağduriyetini gidermeye çalışmaktadır. Ancak, çok az insanın böyle bir seçenekten haberdar olması, bunun yaygın bir çözüm yolu olmasını engellemektedir.

Nitekim, son bir aydır gözlemlenmekte olduğu gibi ülkemizde, haklı veya haksız olarak, mağduriyet yaşadığına inanan banka müşterileri, şikayet ve beklentilerini gerek doğrudan hükümet yetkililerine bildirerek, gerek tepkilerini medya üzerinden dile getirerek, gerekse de bizzat banka yöneticileriyle sosyal medya üzerinden karşı karşıya gelerek dile getirmeye çalışmaktadır.

Öte yandan, KKTC bankacılık düzenleme ve denetim sistemindeki eksikliklerin bu duruma olanak tanıması, bankalar ve banka yöneticileri aleyhinde haksız veya kasıtlı şekilde olumsuz bir olgu oluşturulmasına ve bankacılık sisteminin itibarının zedelenmesine de olanak tanımaktadır.

Gelişmiş ülkelerde vatandaşların bankalara ilişkin şikayetlerini resmi bir bankacılık otoritesi yerine televizyon kanalları veya sosyal medya aracılığıyla dile getirmesi kabul edilemez bir durum olup, herhangi bir şekilde müşterilerini mağdur eden bankalara ilşkin şikayetler bürokrasi engeline takılmadan çok hızlı bir şekilde sonuçlandırılarak gerekli hallerde bankalara çok ciddi cezalar uygulanabilmektedir.

Benzer şekilde, banka müşterilerinin de haksız ithamlarla bankaların ve bankacılık sisteminin itibarını zedelemesine de fırsat verilmemektedir. Bu ülkelerde, banka müşterilerinin şikeyetlerini hızlı ve kolay bir şekilde bildirebileceği, örneğin FCA gibi otoritelerin varlığı sayesinde hem mağduriyet yaşayan müşterilerin sorunlarına ivedilikle çözüm getirilmekte, hem de benzer sorunların ileride tekrar yaşanmaması için sorumlu kuruluşlara ağır yaptırımlar uygulanabilmektedir.

Böylelikle, bu otoritenin adil kararlar vereceğine güven duyan vatandaşların şikayet ve tepkilerini sosyal medya veya televizyon kanalları üzerinden dile getirmelerinin de önüne geçilerek bankaların ve bankacılık sisteminin istikrarı korunmaktadır.

Mesela, Birleşik Krallıktaki FCA, haklarını arayan banka müşterilerinin ilk seçeği olup, şikayette bulunmak isteyen müşterilerin bürokratik veya hukuki süreçlere takılmasını önlemek amacıyla müşteri şikayetlerini telefon üzerinden de kabul etmektedir. FCA  bu konuda aktif bir şekilde halkı bilinçlendirmeye çalışmakta ve sürekli olarak mağduriyet yaşadığını düşünen banka müşterilerini haklarını aramaya davet etmektedir. Hatta, bu konuda televizyon ve diğer medya kanalları üzerinden çağırıda bulunmaktadır. Örneğin, birkaç sene önce bu çağırıların daha çok farkındalık yaratması için reklamlarda Arnold Schwarzenegger rol almıştır.
Burada vurgulanması gereken bir diğer önemli nokta ise, ülkemizde Merkez Bankası’nın mağduriyet yaşayan ve resmi şikayette bulunan banka müşterilerinin sorunlarına bireysel olarak çözüm getirirken, benzer sorunları yaşayan ancak resmi şikayette bulunmayan müşterilerin sorunlarını gidermeyerek, bankacılık sektöründe belli bir konuda yaşanan genel mağduriyetlere toplu olarak bir çözüm getirmemesidir.

Dolayısıyla, bu uygulama mağduriyete uğratıldığının farkında olmayan banka müşterilerinin korunmasını sağlanmadığı anlamına gelmekte ve birçok müşterinin bankalara şüphe ve önyargı ile yaklaşmasına neden olmaktadır. Bu durum aslında bankaların avantajına olan bir durummuş gibi algılansa da aslında bankacılık sektörünün itibarını olumsuz etkilemekte, bankacılık sistemine olan güveni sarsmakta ve bu nedenle uzun vadede sektöre büyük zarar vermektedir.

Oysa ki, FCA müşteri mağduriyetleri konusunda proaktif bir yaklaşım benimseyerek bireysel sorunlara  getirilen çözümlerin benzer sorunları yaşayan bütün müşterilere de yansıtılmasını zorunlu kılmaktadır. Hatta, örneğin müşterisini mağdur eden bir bankanın herhangi bir müşterisine tazminat ödemesine hükmedilmesi halinde (“redress”) bu karar ülkedeki benzer durumumdaki bütün bankalara ve banka müşterilerine de uygulanmaktadır.

Bunun yanı sıra, bankalara FCA tarafından oldukça caydırıcı para cezaları da verilebilmektedir. Örneğin, FCA tarafından sadece 2019 yılında verilmiş olan cezaların toplamı 310 milyon sterlin, banka müşterilerine ödetilmiş olan toplam tazminat miktarı ise 230 milyon sterlin civarındadır. Para cezalarının yanı sıra, gerekli durumlarda FCA tarafından bankaların faaliyet izinleri dahi iptal edilebilmektedir. Ayrıca, benzer mağduriyetlerin tekrarlanmaması için gereken mevzuat düzenlemeleri bizzat FCA tarafından zaman kaybetmeksizin hazırlanarak yürürlüğe konmaktadır.

Bu nedenle, Birleşik Krallıkta hem bankalar, hem de diğer finansal kuruluşlar faaliyetlerini sürdürürken FCA tarafından çizilmiş olan düzenleyici çerçevenin dışına çıkmamaya, FCA tarafından alınmış olan kararları eksiksiz uygulamaya ve herhangi bir şekilde müşterilerini mağdur etmemeye azami gayret sarfetmektedirler.

Peki bu KKTC banka sektörünün düzenlenmesi ve denetimi açısından ne anlama gelmektedir? Bu soruya cevap aramadan önce, ülkemizdeki bankacılık sektörünün bilhassa ihtiyati düzenlemeler açısından KKTC Merkez Bankası tarafından sıkı bir denetime tabi tutulmakta olduğu ve Bankalar Birliğinin de bankacılık sektörüne yönelik çok faydalı faaliyetler yürütmekte olduğunun altı çizilmelidir.

Ancak tüketici haklarının korunması ve banka müşterilerini yakından ilgilendiren kararlara açıklama getirilmesi açısından, son bir aydır gözlemlendiği gibi, sektörüde bir otorite eksikliği hissedildiği de bir gerçektir.

Bankacılık sektöründe otorite eksikliğinin yoğun bir şekilde hissedildiği bu süreçte, Bankalar Birliği’nin kendisini vatandaşların tepki ve şikayetlerinin muhatabı pozisyonunda bulmuş olduğu görülmektedir. Bu adil bir durum olmamakla birlikte, banka yöneticilerinin de vatandaşlarla yazılı, görsel ve sosyal medya üzerinden karşı karşıya gelmesi bankaların saygınlığını olumsuz etkilemektedir.  

Basına yapılan açıklamalardan Bankalar Birliği’nin yapıcı ve özverili bir şekilde banka müşterilerinin şikayetleriyle yakından ilgilenip sorunlarına çözüm bulunması konusunda kendilerine yardımcı olmaya çalışmakta olduğu anlaşılmaktaysa da, bu görevin Bankalar Birliği’nin değil, tarafsız bir düzenleme otoritesinin sorumluluğu olması gerektiği vurgulanması gereken bir gerçektir.

Üstelik, bütün dünyada olduğu gibi öncelikli olarak bankaların çıkarlarını gözetmek amacıyla faaliyet göstermekte olan Bankalar Birliği’nin banka müşterilerinin beklenti ve şikayetleri karşısında ne kadar iyi niyetli ve özverili bir şekilde hareket etmeye çalışsa da, tamamen tarafsız bir şekilde hareket etmesini beklemenin eşyanın tabiatına aykırı olduğu da bir gerçektir.

Ülkemizde son bir aydır yaşanmakta olan süreçte Bankalar Birliği, Bakanlar Kurulu, Maliye Bakanlığı ve banka yöneticileri gibi paydaşlarca yapılan açıklamaların kamuoyunun beklentilerine cevap verme ve bankalara olan güveni koruma konusunda büyük bir gayret sarfetmekte oldukları görülmektedir. Ancak, bu kriz, KKTC bankacılık sektörünün “finansal davranış düzenlemeleri” konusunda bir çok eksiklikleri olduğunu açık bir şekilde göstermiştir.

Bu aslında sadece ülkemize özgü bir eksiklik olmayıp, diğer gelişmekte olan ülkelerde de özellikle son yıllarda sık karşılaşılan bir sorundur. Bu nedenle, yeri gelmişken bu yazıda dile getirilen eksikliklerin sadece bizim ülkemize özgü konular olmadığı ve yapmış olduğum saptamaların özverili bir şekilde faaliyet göstermekte olan KKTC Merkez Bankası’nın görevini gerektiği şekilde yerine getirmediği anlamını taşımadığını vurgulamakta fayda görüyorum.

 

Bu yazıda vurgulamak istediğim ana nokta şudur: Finansal davranış düzenlemeleri dünyanın birçok ülkesinde yeni yeni gündeme gelmeye başlayan bir konu olmakla birlikte, mevcut kriz KKTC bankacılık düzenleme ve denetim sistemindeki  eksikliklerin giderilmesi açısından bize büyük bir fırsat sunmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde finansal davranış düzenlemelerinden sorumlu kurumların görev ve yetkileri KKTC Merkez Bankası Yasasında öngörülenlenlerin çok ötesindedir. Anlaşıldığı kadarıyla, mevcut yasa Merkez Bankası’na banka müşterilerinin bankalara ilişkin şikayetlerini değerlendirmeye alma, karşı karşıya kalabilecekleri haksız uygulamalara hızlı ve etkin bir şekilde çözüm üretme, ve  müşterilerini herhangi bir şekilde mağduriyete uğratan bankalara yönelik anında müdahalede bulunma ve gerekli yaptırımları uygulama gibi yeterli düzeyde yetki ve sorumluklar vermemektedir.

Daha önce de vurguladığım gibi, gelişmiş ülkelerde tüketici haklarının korunması açısından ihtiyaç duyulan bütün yetki ve sorumluluklarla donatılan bankacılık otoriteleri, banka müşterilerine şikayetlerini hızlı ve kolay bir şekilde bildirebilecekleri, gerekli hallerde banka çalışanlarının da bankaları hakkında isim vermeden ihbarda bulunabilecekleri, çağrı merkezleri gibi bir takım kolaylıklar sunarken, aynı zamanda da gerekli durumlarda hukuki bir sürece ihtiyaç duyulmaksızın bankalara ağır para cezaları ve çeşitli yaptırımlar uygulayabilmektedir.

Bu konuda en önemli örnek olan FCA yakından incelenerek ülkemizde de gerekli düzenlemeler en erken zamanda gerçekleştirilmelidir. Bu nedenle, yazıma son vermeden önce, daha önce görev almış olduğum bir kurum olması nedeniyle iç yapısını yakından bildiğim FCA ile ilgili birkaç kısa bilgi daha paylaşmakta fayda görüyorum.

FCA, özerk bir kurum olarak faaliyet göstermesine rağmen aynı zamanda PRA ile ortak hareket ederek bankacılık sektöründeki diğer risklerin de giderilmesi konusunda çeşitli sorumluluklar üstlenmektedir. Ancak, bu kurumun birinci önceliği bankacılık sektörünün itibarını zedeleyebilecek bir ortamının oluşmasını önlemeye yönelik gerekli tedbirleri çok hızlı bir şekilde almak ve gerekli mevzuat değsıklıklerini etkin bir şekilde gerçekleştirmektir.

Bu nedenle, söz konusu kurumda görev alan personel büyük çoğunlukla bankacılık yasalarına hakim hukukçulardan oluşurken, kurum çok hızlı kararlar alabilmesini sağlayacak dinamik bir örgüt yapısına ve gerekli hallerde bankalara çok ciddi yaptırımlar uygulamasına olanak tanıyan çok geniş yasal yetkilere sahiptir. Nitekim, mevduat sahiplerinin, kredi müşterilerinin ve diğer finansal ürün tüketicilerinin bankalar ve finansal kuruluşlara ilişkin şikayetlerini kolaylıkla bildirebilmesi için daha önce de belirtmiş olduğum gibi FCA bünyesinde bir çağrı merkezi faaliyet göstermekte ve her türlü şikayet anında değerlendirilerek, gerekli görülmesi halinde müşterilerini mağdur eden kuruluşlara ağır para cezaları, veya faaliyet izinlerini iptal etme gibi, çeşitli yaptırımlar uygulanabilmektedir.

KKTC bankacılık düzenleme ve denetim çerçevesinde  böyle bir kuruma olan ihtiyacın ilk fırsatta giderilmesi, ileride bankacılık sektörümüze ilişkin daha büyük sorunların yaşanmasını önlemek açısından büyük önem arz etmektedir. Bu yazıda ifade etmeye çalışmış olduğum otorite eksikliği, ülkemizde “finansal davranış düzenlemeleri” üzerine odaklanacak Birleşik Krallıktaki FCA benzeri bir düzenleyici kurumuna olan ihtiyacı açık bir şekilde göstermektedir. 

Ülkemizde de banka müşterilerinin bankalara ilişkin şikayetlerini hızlı ve kolay bir şekilde bildirebileceği FCA gibi bir otoritenin olması, vatandaşların bankacılık sistemine daha çok güven duymalarını sağlayacaktır. Böyle bir kurumun varlığı, müşterilerini mağdur eden bankalara yönelik gerekli tedbirlerin alınmasını ve bankaların daha disiplinli bir şekilde faaliyet göstermesini sağlayarak, piyasa disiplininin güçlendirilmesine de katkıda bulunacaktır.

Bununla birlikte, ileride yaşanabilecek kriz dönemlerinde bankacılık sektöründeki uygulamalara ilişkin önemli kararların ileride farklı kesimleri tatmin etme kaygısı güden siyasetçilerden oluşan Bakanlar Kurulu veya bizzat banka yöneticilerinin kendilerinin bir araya gelmesiyle oluşan Bankalar Birliği yerine, tarafsız kişilerden oluşan, her türlü karar alma ve uygulama yetkisine sahip olan, ve kamuoyunun güven duyacağı bir düzenleyici otorite tarafından alınması, söz konusu kararların daha kolay benimsenmesi ve bankacılık sektörünün itibarının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.

Söz konusu kararların bağımsız bir otorite tarafından alınmasının kamuoyunda yaratacağı adalet duygusu, bankaların müşerileri tarafından haksız itham ve eleştirilere maruz kalmasını önleyeceği gibi, böyle bir otoritenin varlığı hükümetin üzerinden büyük bir yük alarak Bakanlar Kurulu’nun diğer yaşamsal konulara odaklanmasına olanak sağlayacaktır. 

Dolayısıyla, ya KKTC Merkez Bankası’nın gerekli yetkilerle donatılması, ya da Merkez Bankası dışında bir finansal davranış otoritesi oluşturulması gerekmektedir. Mevcut krizin ardından Finansal davranış risklerine ilişkin gerekli reformların  gerçekleştirilmesi, ileride benzer sorunlar yaşanmasını önleyecek ve kamuoyunun bankacılık sistemimize olan güveninin korunmasına da yardımcı olacaktır.

COVID-19 krizinin atlatılmasının ardından gerekli siyasi irade ortaya konarak yukarıda kısaca değinmiş olduğum reformların ivedilikle gerçekleştirilmesi, KKTC bankacılık sektörünün ihtiyatı risklere yönelik düzenlemeler açısından olduğu gibi, “finansal davranış risklerinin” yönetimi açısından da sıkı bir düzenleme ve denetim çerçevesine kavuşmasını sağlayacaktır.

Prof. Dr. Mete Feridun
Bankacılık ve Finans Bölümü
Doğu Akdeniz Üniversitesi

 

 

 

 

12/04/2020 14:57
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Feridun: Covid-19 eksikliklerin giderilmesi açısından bir fırsat..., haberkibris, Korona virüs, korona virüs Kıbrıs, kktc korona virüs, dünya korona virüs, haber, Kıbrıs haber, haber Kıbrıs, kktc, Kıbrıs haber son dakika, korona virüste durum ne, korona virüs hangi ülkelere bulaştı,
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.