Gerçekleşmeyen vaatlere, yalanlara, palavralara halk fazla tahammül gösteriyor

ads ads ads ads
27/06/2022

ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


   Dikkat ediyor musunuz, tam bir vaatler ülkesiyiz…

   Daha doğrusu “gerçekleşmeyen vaatler” ülkesi…

   “Onu yapacağız”, “bunu yapacağız”, “şunu yapacağız” diye sıralanıp giden vaatler…

    Seçim vaatleri, hükümet programında yer alan vaatler, göreve geldikten sonra verilen sözler…

    Maalesef bu vaatlerin yüzde 90’ı gerçekleşmiyor.

    İşin ilginç tarafı, halkın çoğunluğu bu vaatlerin tutulmayacağını da biliyor.

    Yani ortada bir yalan düzeni var, tek kelimeyle yalan…

    Güzel sözleri yan yana getirip söyle, yeter ki söyle, söyle ki gün geçsin günü kurtarasın…  

    Evet ülkemizde anlayış bu; günü kurtarmak, çünkü halkın unutkanlığına sığınıyorlar.

    Gündem erken değişiyor, Kıbrıs Türk insanı zaten erken parlıyor, siniri de erken geçiyor.

    Öfkelendiğinde zannedersiniz ki yer yerinden oynayacak, memleketin altı üstüne gelecek ama bir bakmışsınız bir gün sonra sanki o kişi değil, pamuk gibi olmuş.

    Bana göre bu ülke insanının en önemli zafiyetlerinden birisi de budur; “erken unutmak”, sorunlar çözülene kadar ısrar etmemek…

    Çok şey sineye çekiliyor bu ülkede, normal olmayan birçok şey normalmiş gibi davranılıyor.

    Şöyle dönüp de geriye bakın, çok gerilere de gitmeyin, onlarca sorun, saçmalık, beceriksizlik ve ihmaller yanında demokrasi katliamı da var. Yaralanan vicdanlar var, tepetaklak olmuş bir hükümet, devlet yapısı var…

    Çok sayıda insan sorunlar içinde ezilip eleniyor ama bunun hesabını bile soramıyor.

    Mesela Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’yla (KIB-TEK) ilgili ihmaller, istismarlar, beceriksizlikler, hatta kurumu isteyerek zarar ettirmeler karşısında halkın büyük tepki koyması gerekirdi.

    Yapılmadı, yeterince tepki gösterilemedi, yönetenlere “durun nedir yaptığınız?” denilemedi…

    Göz göre göre kurum batırılıyor, zora sokuluyor, bu nedenle fahiş elektrik faturalarından tutun da elektrik kesintilerine, kurumun sayaç takamamasına kadar bir dolu sorunla karşı karşıyayız.

     Bugün bu ülkenin çok büyük sorunlarından birisi de “elektrik fiyatıdır”, iş dünyasının, ekonomik çevrelerin, üreticilerin en büyük girdisi elektriktir, bu nedenle ürün ve hizmetler her geçen gün pahalı oluyor.

      Birçok işyeri, elektrik ve akaryakıt fiyatlarının aşırı pahalı olması nedeniyle batıyor, batmayanlar can çekişiyor, bu konuda hükümet hiçbir çözüm üretemiyor ama buna karşı gerekli tepki de gösterilemiyor. (Hakeza hane halkı da elektriği ödeyemez durumda.)

      KIB-TEK’le ilgili her gün başka bir tuhaf gelişme oluyor, can sıkıcı tefrika adeta…

      Kimsenin içine sinmeyen işler oluyor, ihaleye çıkılmıyor, doğrudan alımlar yapılıyor, “kurum battı mecburuz böyle yapmaya” deniliyor, özrü kabahatinden büyük.

      Ha bire halka korku salıyorlar “akaryakıt bittiydi, bitiyordu, yok üç günlük yakıt kaldı, yok iki gün” diye…

      Hem elektriği çok pahalı satacaksın hem bu pahalı elektrik kesilecek hem kurum başka hizmetleri veremez hale gelecek hem de borcunu ödeyemez hale gelecek.

      Mesela KIB-TEK’in AKSA’ya borcunu devletin üstleniyor. Devlet üstlenecek de kim ödeyecek? Tabii ki halkın vergileriyle ödenecek.

      Yönetenlerin KIB-TEK’le ilgili zafiyetlerinin bedelini halk çeşitli şekillerde defa defa ödeyecek, iş mi bu, adalet mi bu, yöneticilik mi bu?

      Daha önce doğrudan alınan ve kalitesiz çıkan yakıt hem makinelerin bozulmasına neden olmuş hem de çevre kirliliği yaratmıştı.

     Önceden anlaşma yapıldığı söylenen bir şirket yakıt getiremeyeceğini belirtiyor, bunun üzerine apar topar başka bir şirketle anlaşılıyor hem de daha pahalı… Kimin parası gidiyor? Tabii ki halkın…  

      Şimdi de bu daha pahalı yakıtın kirli olma ihtimalinden korkuluyor, üstelik bu doğrudan alımlara herkes şüpheyle bakıyor, altından bir çapanoğlu çıkacağını düşünüyor birçok kişi, güven ortamı kaybolmuş durumda…

      Kurumu bu duruma getirenlerden hesap sorulmuyor, sorulacağına da kimse inanmıyor. Peki kim hesap soracak? Herkes birilerinin hesap sormasını bekliyor. Halkın bu konuda baskı unsuru olması gerekiyor, halkı da muhalefet, sivil toplum örgütleri hareketlendirmeli.

      Tarihin en büyük yangınını yaşadık, bu konuda da ihmali olanlardan hesap sorulmalı, yalnızca yangının başlamasına neden olanlardan değil, tüm süreçlerdeki ihmallerden, tedbirsizlikten de hesap sorulmalı.

     Peki hesap sorulacak mı? Hiç sanmıyorum, yine unutturulmaya çalışılacak.

     Öte yandan şimdi, “fidan dikeceğiz, eskisi gibi olması için çalışacağız, şunu yapacağız, bunu yapacağız” falan diyenler var ya, göreceksiniz bir süre sonra bu konu da gündemlerinden düşecek.

      Geçen gün de yazmıştım, Lefkoşa Dr. Burhan Nalbatoğlu Devlet Hastanesi’nde yangın çıktığında da birçok palavra atılmıştı ama yangının yaraları henüz sarılmadı, yanan servis eski haline getirilemedi ve yangınlara karşı hastanede beklenen tedbirler de halen alınabilmiş değil.

     Daha neler neler söz verdiler bu topluma da hiçbiri gerçekleşmedi, utanmadan da bir süre sonra aynı konularda yeniden sözler verdiler, kim bilir kaçıncı kez…

     Bu kadar çok yalan dolanın, palavranın, boş lafın olduğu bir ortamda umutlu olmak çok zor.   

      

DİĞER YAZILARI
27/06/2022 23:11
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Gerçekleşmeyen vaatlere, yalanlara, palavralara halk fazla tahammül gösteriyor
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.