HABER KIBRIS

''Geri besleme'' hakkı

ads
13/08/2018


Cenk Uzunoğlu


İstanbul’a ilk geldiğimde oturduğum apartmanın önünde her Cumartesi sebze ve meyve pazarı kuruluyordu.

Tezgâh açanlarla ismen tanışmasak da muhabbet ve şakalaşma yıllarca devam etti.

O günlerden aklımda kalan anekdotlardan biri sebze ve meyve satanların mallarını pazarlamak için ‘’abi oradan alma hormonlu,  bugün buzdolabına koy yarın sabaha büyür dolabın kapısını açar’’ demeleriydi.

Meyve ve sebzedeki hormonlu tarıma dikkat çekilip karşı tezgâha böyle taş atılıyordu.

Diyeceksiniz bu nereden çıktı, lafı nereye bağlayacaksın?

Uzunca bir süredir Türkiye’deki gazetelerde, sıradan vatandaşın bir türlü anlam veremediği haberler ve iktidarın beyanatları çıkıyor.

Ekonomi büyüyor. İhracat artıyor.

Vatandaşların çoğu, bu büyümeyi bir türlü anlayamıyor.

Çoğunun emekli maaşı, eğer eş dost, çocuklar falan imdada yetişmezse, imkânsız yetmiyor.

Tanıdığım alnının teriyle çalışanların anlattıklarından, onların da bin bir sıkıntı ve kredi kartı desteğiyle yaşadıklarını öğreniyorum.

Peki, hükümete göre bu ekonomi nasıl iyiye gidiyor?

Turizmden başlarsak, açıklanan verilere göre gelen turist sayısı artış göstermiş.

Geçen yıl yüzde 29 artışla 32 milyonu geçmiş.

Görünen o ki bu yıl daha da artacak.

Ama 2014 düzeyinin hala altındayız ve turizmden döviz bazında elde edilen gelirin azaldığından pek bahis yok.

Turist başına harcama 2015’ten sonra hızla aşağı inmiş, ucuz turist memleketi olmuşuz.

Son dönemde rakam biraz daha arttı ama hala “ucuz” imajından kurtulamadık.

Peki, nasıl oluyor da büyüyoruz?

Plansız ve teşviklerle yapılan turistik tesisler büyümeye yansıyor ama Avrupa’nın beş parasız beleşçi turistini çekiyor.

***

Sanayide ise yerli üretimin ithalata bağımlılığı yükseldi. Yurtdışından kredi olarak gelen paranın ölçüsüz bir şekilde betona ver toprağa yatırılması övünç kaynağı oldu.

Yıllardır buraya dikkat diye uyarılar yapıldı.

Bu açıdan Türkiye ekonomisinin hassasiyeti artık hat safhaya yükseldi. Birinin bir şey yapmasına gerek kalmadan kriz aslında kapıyı tıklatıyordu.

Bırakın son bir iki haftadır yaşanan anormal siyasi gelişmelerin etkilerini, son bir yıldır en hafif olumsuz bir haberin kur üzerindeki etkisini hemen hissetmeye başladık.

Tüm bunların öncesinden başlayarak hatırlayın yakın zamana kadar tüm kanallarda yayınlanan reklam filminde, anlı şanlı işadamları makinelerinin “tıkır tıkır” çalıştığını, onları seyreden halka neredeyse yağ çekercesine hükümet adına söylediler.

Makineler “tıkır tıkır” çalışıyor ama dışarıdan alınan hammadde ve ara mallarla.

Makineler Çinli ve Avrupalı hammadde ve ara mal üreticilerine çalışıyor.

Otomobil üretiliyor ama üretimin yüzde 80’i ithal malzemeyle yapılıyor.

Üretim değil “Montaj sanayi” aslında bunun doğru adı.

Türkiye’nin ekonomisi nam olsun, kâr olmasın abi ekonomisi olmuş.

Ekonomi insan davranışlarına dayalı bir ilim dalı olduğu kadar matematik ilmini de içinde barındırır. Bundan dolayı ekonomik gerçekler bir süre ertelenebilir ama çizgiyi çekip toplama çıkartma işlemi yapıldığında sonuç kaçınılmazdır.

***

Bankacılık sektörünün yaklaşık yüzde 45’i yabancılara geçmiş vaziyette.

Bu şartlar altında, 850 milyar dolar dolayında ‘’milli’’ gelir var diye övünülüyor.

Türkiye büyüyor, ama yine de kredi notu yatırım kategorisinin çok altında ve hala da düşüyor.

Aynı havuzdan para çekmeye çalıştığımız gelişmekte olan piyasa ekonomilerinin altına iniyoruz.

Türkiye’nin uluslararası piyasalardaki risk algısı bozuluyor.

Bunları da biri anlatsaydı ya.

Hükümet ne diyor?

Halkın anlayacağı dilden bir takım hesaplarla şehir efsaneleri yaratılıyor.

İktidarın siyasi başarısının temeli de seçilmiş konularda basite indirgenen mesajları verme yetkinliğinde saklı.

Ne deniyordu mesela?

“2002’de asgari ücretle alınan yumurta ve simitten şimdiki asgari ücretle iki misli daha fazla alınabiliyor!”

Hep beraber yumurta simit yiyip, karnınızı doyurun deniliyor.

Anlayacağınız bu iktidar yalnızca Kıbrıs Türküyle değil kendi halkıyla da dalgasını geçiyor.

Yol masrafları, diğer yiyecekler, çocukların okul masrafları, yumurta ile değiş tokuş yapılarak halledilmiyor.

O işler paranın icadından önceydi diyebilen de pek yok.

Ama ekonomi büyüyor.

Nasıl büyüyor?

Bizim pazarcıların hormonlu kabakları ve hıyarları gibi.

Artık ayan beyan ortaya çıkmış ‘’sağlık’’ sorunlarını ötekileştirilmiş iki üç gazete ve siyasetçi dışında yakın zamana kadar dert edip düşünen sorgulayan ya da soran yoktu.

Olduğu kadar olmadığı kader diye şimdilik gittiği yere kadar diye bekleniyor. Topluma hasıl olmuş ruh hali bu.

Reel sektörde 30 yıla yakındır çalışan biri olarak 2019 yılında tarihe not düşülecek şekilde bir ekonomik durgunluk ve kriz Türkiye’yi bekliyor.

Diyeceksiniz bir Kıbrıslı Türk olarak sana ne Türkiye’nin ekonomisinden.

Anlatayım.

Bizim Kuzeydeki bizim diyebileceğimiz ekonomi yok olup gitti gidiyor.

Ekonomimizin kalan kısmının da anahtarını teslim etme derdindeyiz. Siyasette yarış iktidara hangisi gelirse gelsin bunun üzerine kurgulanmış.

Böyle olunca da bizim ekonomimiz yok ki yorum yapalım sonucu çıkıyor.

İkinci sebep de, ayıptır söylemesi 2 ya da 3 kez Gelir Vergisi sıralamasında İstanbul’da kayıtlı olduğum vergi dairesinde sıralamaya girdim.

Sarı zarf içinde ilk gelen TC damgalı mektubu arkadaş şakası sandıydım ama baktım ikinci bir mesaj ile ciddi ciddi davet edip kek ile limonata ikram etmek istediler. Elimi sıkıp öpüp sertifika da verdiler.

Takdir edilmek güzel ve yerinde bir uygulama. Buna lafım yok.

Etrafımda olup bitene bakarak kendimi keriz gibi hissetsem de helal olsun.   

Parasını verdiğim ekonomiyle ilgili yorum yapma hakkını da bundan dolayı kendimde görüyorum.

Anlayacağınız ruh halim ‘’ödüyorum o zaman Türkiye ekonomisi ile ilgili yorum yapabilirim’’ kıvamında.

Hep onlar mı bizimle ilgili yorum yapacaklar. Ben de onların ekonomisini yazayım dedim.

Ortaya bu yazı çıktı.

Türkiye ekonomisine bakışım özellikle son dönemlerdeki TC hükümetlerinin KKTC’ye bakış açısı ile ayni noktada.

Nedir o bakış açısı?

‘’Türk ekonomisinin gidişatında stratejik çıkarım var, ödediğim vergilerle göreceli olarak ciddi katkı yapıyorum o zaman söz hakkım var.’’

Bunu bizim hükümet söylemek için Ankara’dan randevu talep etti. Daha da cevap alamadılar.  Onların yerine ben söylemiş olayım.

Nasıl olsa ben ‘’besleme’’ değilim,  o zaman TC ekonomisi ile ilgili ‘’geri besleme’’ (İngilizcesi ‘’feedback’’) verme hakkım var diye düşünüyorum.

ads
Bu habere tepkiniz:
TAGS: cenk uzunoğlu
MANŞETLER

HK Cenk Uzunoğlu

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems