Gına geldi artık!

ads
29/02/2020

ads

Aybike Yektaoğlu Aybike Yektaoğlu


Yıl 2020 ve 20. yüzyılı geride bırakalı 20 yıl olmuş. Toplumu derinden ilgilendiren her olay akabinde toplu bir sosyal medya beyin fırtınası ve en fazla 3 ay sonra yine unutulacak olaylar vuku buluyor ve sövüp sayıp içimizdekini atana kadar gelsin sıradaki. Aslında bu haftanın konusu “Cumhuriyetin Başı” yazı dizisinin devamı olacaktı ama o kadar çok toplumsal olay gerçekleşiyor ki, konu üzerine birşeyler söylemeden, yazmadan tepkisiz kalmak olmuyor. Daha birkaç yıl önce, devlete bağlı laboratuvar yandı, bitti, kül oldu. Yine bir “facia” önlendi. Kimyasalların yanması sonucu oluşan duman, yağmur sayesinde bizi “facia”dan döndürmüştü. Çünkü o kimyasal duman, puf olup kendi kendini imha etmişti! Toprağa karışmış mı, çevre halkını yıllar içinde etkilemiş mi, etkileyecek mi? Kısmet! Sağlık açısından “facianın” sonuçlarını yıllar içerisinde gözlemleme ihtimalimiz olan ve başka başka olgular ile bağlayacağımız birçok sorunu yine görmezden geleceğiz. Yanan bir tek devlet laboratuvarı mı? Geriye dönüp baktığımız zaman tiyatro, evlendirme dairesi vs.. Yanıp yanıp 3-5 ay üzerine ağıt yakılan, daha sonra da kaderine terk edilen birçok devlet kurum veya kuruluşu var. Her seçim dönemi bir ağıt, bir plan, bir söz ve gelsin bir sonraki seçim. Şimdi bu dönem boyunca da tek duyacağımız şey devlet hastanesi, toplumsal seferberlik, birlik beraberlik ve yine sorumlular, nedenler ve hasır altı edilecek sonuçlar!

Bu ülkenin İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) için yüklü meblağlar ödediği ve ISO belgesi alıp da gerine gerine flamasını astığı veya asamadığı kaç devlet kurumu var? Varsa bu İSG için devletin kendi kurum kuruluşlarına ödediği miktarlar nedir? Eğer ki devlet kurumlarının İSG onayından geçmişse (ki bu alanda ciddi şekilde çalışanlar, prosedürlerin ne kadar ciddiyetle ele alındığını, uyarıların, raporların düzeylerinin ne olduğunu çok iyi bilir) bu “facia”lar nasıl oldu? Bu “facia” eğer ki “facia” olmayacak diye raporlanmışsa ve uyarı olmamışsa İSG prosedürlerini nasıl geçti? Yok geçmemiş ise, ne gibi önlemler alındı? Önlemler alınmamış ve devlet kurum ve kuruluşları, özellikle hastaneler sigortalanmışsa, bu zarar nasıl ödenecek? Sigorta size İSG uyarısını dikkate almadınız raporu sunmaz mı? Eğer ki böyle bir sonuç çıkarsa, hükümet, yetkili, sorumlu her düzeyde makam bu sorumsuzluğundan dolayı devletten atılacak, uzaklaştırılacak, istifa edecek vs.. olacak mı? Yoksa bu sorular, bu olaylar olduğundan dolayı ve konu yargı sürecine taşınacağı için yıllarca sürecek ve biz bunu da unutacağız veya üstüne “seferberlik” çağrıları sonucu harcadığımız canlar, aileler, enerji, duygusal çöküntü ile yine üstüne buz gibi bir bardak su mu içeceğiz? Soğuk su içmekten artık bizi virüsler fena vuruyor! İyileşme yok. Hasta ölüyor. İlaca tepki vermiyor. Bu toplum içten içe ölüyor. Kendimiz ile “yüzleşme(k)” zorumuza gidiyor, bahaneler diz boyu...

Bu toplumun büyük bir çoğunluğu devlete karşı yükümlülüklerini yerine getirmekte olup, sosyal sigortasını ödediği, vergisini yatırdığı, ihmal ya da ihlal ettiği takdirde cezasını çektiği bir zaman içerisinde yine seferber olacak. Ya olmayanlar? Onlar ne olacak? Hastanede yanan bu bölüm, bir daha asla yeniden inşa edilemeyecek mi! Laboratuvar gibi bu da anılarda mı kalacak! Yoksa, “çözüm budur” diye ansızın özele bel mi bağlanacak? Parsel parsel eğitimi de sağlığı da teslim mi edeceğiz ellere? KTHY’yi, Ercan’ı ve daha birçoklarını yaptığımız gibi mi olacak sonu? Devlete bağlı olup üst yönetimi hükümetler tarafından atanan üniversiteleri de sıraya koydunuz mu? Mal dağıtımı bitti, devlet kurum/kuruluşları mı sıraya girdi? Sosyal devlet bunun neresinde? Anayasada yazılı olan “eğitim ve sağlık parasızdır” kısmı yanlış mı yorumlanıyor? Hep bir vaaddir gidiyor. Yanan her devlet kurumundaki yangın, kabloların ısınması sonucu mu oluyor?!!!

Yanı başımızda savaş oluyor, olmaya devam edecek gibi de duruyor. Ortadoğu, Akdeniz diken üstünde. Türkiye mültecilere kapıları açtı. Gidin diyor. Bugün yarın yanlışlıkla(!) kafamıza bir füze düşse, gidecek hastanemiz yargı sürecine takıldığı için, ilgili bölümleri özele devredileceğinden, kapılarda paramıza göre bakılırız herhalde. Bir zamanlar Amerikan filmlerinde gördüğümüz, parası olmayan veya sigortası yatmadığı için hastanelerden geri çevrilen bireyler gibi mi olacağız? Güney Kıbrıs da sağolsun “seferber olup” dün sabah hastane yangını dolayısı ile yardım çağrısı yapmış. Sonra da “Korona” var deyip kapıların çoğunu kapama kararı almış. Çünkü bu “Korona” geçen ay yoktu. Geçen hafta da yoktu. Ama dün öğlen, ne hikmetse, olan oldu ve karar alındı. Kapılar kapandı!

Kuş gribinde kapılarda ilaçlı sularla arabaları yıkayıp, insanları arabadan indirip bir de ilaçlı halılardan geçirirken, kuzeyden güneye kontrolsüz bir şekilde kanatlarını çırparak ve süzülerek geçen kuşları görmezden geldilerdi ya! Yüksek ihtimal, bizim bilmediğimiz “Kıbrıs” hayvan hakları yasasında bir maddeye bağlı olarak, kuşlardan bulaşan kuş gribi, kuşların ilaçlanmasına karşı bir madde içeriyordu!!! Avrupa Birliği ülkeleri acil olarak alacağı kararları saatler içerisinde alıp yayın yapmadan uygulayan, bürokrasisi olmayan, Avrupa İnsan Hakları konusundan bihaber bir topluluk olduğu için olabilir mi? Dünya ile bağlantısını kesen, az ilerisinde komşusunda veya onun komşusunda ne olduğundan habersiz yaşayan bireyler gibi, toplum olarak dünyada yaşananlara kayıtsız kaldığımız, hatta kör-sağır kaldığımız sürece, başımıza daha çok şey geleceği aşikardır.

Amerikan toplumunun Hollywood filmleri, Tv serileri veya Tv showlarıyla uyutulduğu gibi. Romantik cümleler kurmaya, yazılar yazmaya devam edelim. Poz vermeye devam edelim. Kurdeleyi keselim. Fırsatları değerlendirelim. God bless T.R.N.C.!

29/02/2020 12:44
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: Aybike Yektaoğlu, haber, kıbrıs, kktc, kıbrıs haberleri yazı
MANŞETLER

HK Aybike Yektaoğlu

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.