Halk, sokağa inip iktidara gücünü göstermedikçe, bu sorunları yaşamaya mahkûmdur

ads ads ads ads
06/09/2021

ads
ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


  Meslek yaşamımda her türlü işi yaptım, mesleğe dair aklınıza gelecek her tülü işi…

  Hiçbir iş için “yapamam” demedim, usanmadım, şikâyet etmedim…

  Yalnızca vatandaşlarla sokakta yapılan röportajları sevmezdim.   

  Yanlış anlamayın, yorulacağım için değildi bu sevmeme işi…

  Vatandaşların konuşmak istememesi, daha doğrusu konuşup da isminin yazılıp, fotoğrafının çekilmemesini istememesi canımı sıkardı.

  Mesleğe başladığım 1987/ 1988’den 1990’ların ortalarına kadar insanlar konuşmaya korkardı.

  Aslında onlara sorunlarla ilgili soru sorduğumda bülbül gibi şakırlardı, yöneticileri çok sert eleştirilerdi ama iş yazmaya gelince; “Aman ha başım belaya girer, ismimi yazma, fotoğrafımı çekme” derlerdi…

    “Yahu dakikalarca konuşuyorsun, sonra yazma diyorsun” diye sitem ederdim, yalvarır yakarırdım ama korkarlardı konuşsunlar.

   Yok kendini işten atacaklar, yok çocuğu işinden olacak, yok eşi terfi alamayacak, yok beklediği bir iş var da eğer konuşursa olmayacak… Hükümet edenleri kastedip, “Peşime düşerler beni hayır ettirmezler” derlerdi…

   Doğrudur, o zamanlar baskıcı yönetimler vardı, gerçekten de takarlardı insanlara, korkuturlardı ama sorunları yaşayan tepkisini ortaya koymayınca soruna çare de bulunamıyor işte…

   Konuşmak istediğim insanlar, “Sen yaz işte bir şeyler, ne isten ismimi, fotoğrafımı?” derlerdi.

   “Yaaa, sen sorumluk üstlenme, ben isim vermeden yazayım, sonra da bana ‘uydurdun’ desinler” diye sitem ederdim…

    Gazeteye konuşan kişiler belliydi; muhalifliğiyle bilinen, “marjinal” denilen, hatta bana göre değil ama kimilerinin “deli” dediği birkaç cesaretli insan… Hep gidip onları bulurdum, bu defa da müdürlerim “başka insan yok mu yahu konuşan?” diye bize kızardı.

   E yoktu işte, konuşmuyorlardı, yalvarıyor, yakarıyor, konuşturamıyordum ve çok sinir oluyordum.

   Ansızın konuşan farklı birini bulduğumda sevincimden havalara uçardım…

  Halkın Sesi gazetesinde çalıştığım yıllarda, sanırım, 1989 yılıydı; bir gün bir vatandaş elinde bir şişe suyla geldi, şişede mosmor su ve dibinde topraklar vardı.

   Adam bös bös böğürüyordu, “Bakın çeşmelerden böyle su akıyor. Bir insan bunu nasıl içsin, yazın” dedi.

   Ben hemen koştum adamın fotoğrafını çekeyim, “İsminiz nedir, hangi sokakta oturuyorsunuz?” diye sordum. Adam, “Hop, fotoğrafımı çekme, ismimi de veremem, başımı belaya mı sokacaksınız?” dedi.

   Ben durdum, geri çekildim, müdürlerimizden birisi, “E iç o zaman o suyu” dedi.

   Adam “Anlamadım, nasıl yani? Bu suyu nasıl içerim ben?” dedi.

   Müdürümüz, “Mademki ismini vermiyorsun, hangi sokaktan geldiğini söylemiyorsun, fotoğraf çektirmiyorsun, iç bu suyu. Az bile yaparlar size. Al suyunu git de iç” dedi, adam şok oldu ve suyu alıp çıktı…

   Müdürün tepkisi hoşuma gitmişti ama koşup adamın arkasından gittim, beni sokağına götürdü, çeşmenin başına mahalleden çocukları koyduk, su doldururken fotoğraf çektik, oralarda yaşayan iki yaşlı amcayı da konuşturduk, haberi yaptık.

  Adam özür diledi, “gerçekten korkuyorum, başım belaya girebilir” dedi…

  Böyle çok hikâyelerimiz var, konuşup da gazete baskıya girerken pişman olanlar bile vardı…

  Bunları neden anlattım? Bugün de benzeri durumlar yaşanıyor… Evet, insanlar o günkü kadar korkmuyor belki bugün, sokak röportajı yapmak o kadar zor değil artık ama bugün de bazı konularda insanlar çekiniyor…

  Bugün de insanlar tepki koyması gereken yerlerde tepki koymuyor, sesini çıkarmıyor, sokağa inmiyor, gerçek güç kendisinin olduğunu gösteremiyor.

  Maalesef bugün de halkta bir söylenme hali var… Kendi kendine söylenme, dost sohbetlerinde söylenme… Sorunları biliyor, yaşıyor, mağdur oluyor ama tek yaptığı şey söylenme…

  Öyle kendi kendine söylenmekle olmuyor işte, sokağa inip gücünü göstermedikçe, bu sorunları yaşamaya mahkûmuz…

   Bırakın çok gerilere gitmeyi, yaklaşık altı- yedi ay öncesine gidin ve oradan buraya doğru gelin, yaşamadığımız sorun, tanık olmadığımız saçmalık kalmadı, partilerini ve kendilerini düşünen bir grup insan bu ülkeye yaşatmadık mağduriyet bırakmadı ama hak ettiği tepkiyi de görmedi.

   Öyle sosyal medyadan yazmakla, dost sohbetlerinde söylenmekle olmuyor işte, olmayacak…

   “Yazın” diyorlar bize ya da “TV ekranlarında söyleyin”; e yazıyoruz, söylüyoruz olmuyor, bir kulaklarından giriyor, diğer kulaklarından çıkıyor…

   Eleştireceğiniz birçok sorunu getiriyorlar Türkiye’ye dayandırıp, Türkiye düşmanlığı üzerinden okutmaya çalışıyorlar ve topluma bir de Türkiye korkusu veriyorlar ki kimse konuşmasın, şikâyet etmesin… Peki ama nereye kadar?

    Muhalefet, sivil toplum örgütleri ve halkımız, tümü sesini daha da yükseltmeli, ayağını yere sert vurmalı, iktidardakiler ayak seslerinizden titremeli, tepkiyi ve ciddi olduğunuzu görmeli, bardağın taştığını artık onlara göstermelisiniz… Onlara da onların güç aldığı tarafa da…

    Öyle kendi kendinize söylenecek, sosyal medyadan mesaj yazmaya devam edecekseniz, bilesiniz ki hiçbir şey değişmeyecek ve sorunlarınız artarak sürecek… Böyle uslu bir toplumu, muhalefeti ve sivil toplum örgütlerini hangi iktidar istemez ki?

   

DİĞER YAZILARI
06/09/2021 18:26
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Halk, sokağa inip iktidara gücünü göstermedikçe, bu sorunları yaşamaya mahkûmdur
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.