Hata yapan yöneticileri önce en yakınındakileri uyarmalıdır

ads ads ads ads
13/09/2021

ads
ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


   Mesleğimiz gereği, insanları takip ediyor, inceliyoruz…

   Siyasileri, ülke yöneticilerini, dairelerin- kurumların müdürlerini, sivil toplum örgütü temsilcilerini, haberlere konu olan ve olması muhtemel herkes radarımızdadır…

   Programlarımıza davet ediyoruz, basın toplantılarına gidiyoruz, haber konularıyla ilgili soru sormak için arıyoruz, canlı yayınlarda onları izliyoruz, sosyal medya paylaşımlarını takip ediyoruz, basın açıklamalarını okuyoruz… Gözümüz hep üzerlerinde…

   Bazıları zaten eskiden arkadaşımız ya da halen arkadaşız; belki okul yıllarından, belki birlikte çalıştığımız günlerden, meslekten, birlikte mücadele ettiğimiz platformlardan, belki taraflımız olduğundan falan zaten bu insanların geçmişlerini ya da bugünlerini biliyoruz.

  Dahası, ülke küçük, herkes herkesi tanıyor, az çok biliyor, herkesin herkesle ilgili bir fikri var…

   Ben insanları fazladan incelemeyi severim, önyargılı değilim, tanımaya çalışırım, insanlara “antipatik gelen/ tasvip edilmeyen şeyleri” neden yaptıklarını daha doğrusu neden öyle yaptıklarını anlamaya çalışırım.

   Önce onun tarafından bakmaya çaba harcarım ki onu anlayabileyim, çünkü bazen bulunduğu makamın dayattıkları, bazen sert şartlar, çaresiz kalmak, stres altına olmak, yoğunluktan gerçek anlamda muhakeme yapamamak, kişilere istemediği şeyler de yaptırır.  

   Tabii ki kişinin her şart altında ilkelerinden, duruşundan taviz vermemesi beklenir ama her zaman olmuyor işte, bazen dalgalanmalar oluyor.

   Uzaktan bakıp değerlendirme yapmak, eleştirmek kolaydır da mesele; o göreve geldiğinde eleştirdiğin şeyleri yapmamakta yatıyor… Yaptığında da eleştiriler geliyor, “geçmişte söylediğin ile bugün yaptığın uyuşmuyor/ çelişiyor” diye…

   Bazen görüşlerine hiç katılmadığınız, mümkün değil de katılmayacağınız kişiye, görüşünde istikrarlıdır, çizgisini hiç değiştirmiyor diye saygı duyarsınız ama görüşlerine katıldığınız ancak çelişkiler yaşayan, patikasını kaybeden kişiye saygı duyamazsınız.

   Ben hata yapanı hemen defterden silmem, herkes hata yapabilir, önemli olan hatadan dönebilmek, hatta bu hatayla ilgili gerekirse özür dilemek ve özeleştiri yapabilmektir, bunu yapabilmek bir erdemdir. Tabii ki aynı hataları tekrar tekrar yapmaması şartıyla…

   Aynı hataları tekrarlayıp sürekli özür dilemek de kişiyi antipatik yapar, evet özür erdemdir de siz sürekli hata yapar sürekli özür diler ama yine o hatalı noktaya dönerseniz hiçbir anlamı yoktur... Var böyle ülke yöneticilerimiz de…

   Tabii en büyük sorun, yetkili makamlara gelen bazı kişilerin kendini ermiş gibi görmesi…

   Etrafındaki kişilerin ona hatalarını söyleyeceğine, her yaptığı, her söylediği şeyi alkışlamaları, yanlışlarını bile…

   En yukarıdaki kişiler, etrafındakilere hediye gibi makamlar dağıtınca, oralara gelenler de kendilerine bahşedilenler nedeniyle yalakaya dönüşür, her şeye “höşşa” çeker, “büyüksün”, “tamamsın” der, yanlış yoldaki kişiyi uçuruma yuvarlanırken bile alkışlarlar.

  Zaten bu ülke ne çektiyse, çıkarcı yalakalardan çekti… “Ver bana imkânı, mevkii, yağlayayım seni” mantığı…

  Kişiye etrafındakiler, yanlışlarını söylemeyince, yol göstermeyince ve sürekli alkış tutunca, kendisi de makamından dolayı bir güç elde edince, bu kez de güç zehirlenmesine uğrar…

  Bir bakmışsınız ki ülkenin yönetimindeki koca koca kişiler tuhaf işler, tuhaf konuşmalar yapıyor…

  Çelişkili, saçma sapan, akıl almaz şeyler söyleyip, yapmaları yalnızca kendilerini bağlamıyor, ülkeyi de perişan ediyorlar… Hem moral değerleri sarsıyorlar hem de icraat olarak ortaya bir şey koyamıyorlar.

  İşin kötü tarafı bu yaptıkları hataları, tuhaf şeyleri, kendileri doğal karşılıyor, doğrusunu yaptıklarını sanıyorlar, gözleri kararıyor, bir şey göremez hale geliyorlar…

  Onlar Türkiyeli yetkililere yalakalık yapıyor, etrafındakiler de onlara, millet de uzaktan şaşkın şaşkın bakıyor…

  Örneğin bu ülkenin cumhurbaşkanına ve başbakanına doğru yolda olmadıklarını, yaptıkları ve konuşmalarıyla antipatik olduklarını söylemiyor etrafındakiler, söyleyenlere de saldırıyor, küfrediyorlar.

  Mesela Sayın Ersin Tatar’a ülkede o kadar sorun varken her birkaç günde bir Türkiye’de illeri dolaşmasının ve orada sürekli aynı tuhaf konuşmaları yapmasının buralarda hoş karşılanmadığını, insanların onu kınadığını söylemiyorlar.

   Türkiye sevgisinin illaki sabah akşam Türkiyeli yetkililere; Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a şükran çekmekle kanıtlanamayacağını, sabah akşam “Osmanlı torunuyuz” demesinin gerekmediğini söylemiyor mu kimse?

   Cumhurbaşkanı neden sabah akşam “Bizi Türkiye’den koparamazlar” demek ihtiyacı hissediyor? Kim koparıyor Kıbrıslı Türkleri Türkiye’den? Neden Kıbrıs’ta çözümü ve AB’yi “Türkiye’den kopma” diye algılıyor?

   Neden Kıbrıslı Türklerin, özellikle de Avrupa’da eğitim gören gençlerin ve ailelerinin yurt dışına gidip gelişlerindeki sorunlarla ilgilenmiyor?

   Kıbrıslı Türlerin aşılarının, Kıbrıs Cumhuriyeti aşı sistemi ile uyumlaşması konusundaki sorunun çözülmesi için neden çalışmıyor?

  Hükümetin her alandaki başarısızlıklarını görüp de uyaracağına, Türkiye gezileriyle ilgileniyor, tuhaf konuşmalar yapıp duruyor… Türkiye’de kendi insanını kötülemek, Kıbrıs’ta çözüm isteyenleri hain ilan etmek, sürekli Türkiyeli yetkililere yaranacak sözler söylemekle kendi halkından “bravo” aldığını mı sanıyor?

   Ona yakınındakiler söylemiyor ama toplum kendisiyle dalga geçiyor, söyledikleriyle, sosyal medyadaki paylaşımlarıyla alay konusu olmaktadır… “Bir dur artık” diyemiyor kimse, o makamın sorumlulukları ve ağırlığı olduğunu hatırlatmıyorlar. Bunlar acı ama gerçek şeyler…

   Başbakan Ersan Saner, Kıbrıs Türk tarihinin en başarısız hükümetlerinden birisinin başında, bu ülkeye yaşatmadıkları saçmalık kalmadı ama kendisini başarılı sayıyor ve bunu söyleyebiliyor da… Bir Allah’ın kulu da “Başkan en azından bunu konuşma” demiyor.

   Başbakan da Türkiye’ye yaranma peşinde, o da sabah akşam şükran çekiyor. “Başarılıyız” dedikten sonra muhalefet başarısızlıklarını tek tek açıkladı ama ona esas söylemesi gerekenler söylemediği için yanlışları göremiyor.

   Kurultaydaki rakiplerinden örneğin Faiz Sucuoğlu için canlı yayınlarda “ilgili yerlerle arasını düzeltmedi” mealinden sözler edip, adeta önümüzdeki kurultay için de üstü örtük müdahale çağırıyor…

  Kişilerin yetkili makamlara, ülkenin en tepesine gelmesi de yetmiyor, oraya layık olmak gerekiyor, yaptıklarıyla, söyledikleriyle. Elbette bu kişiler tarihe geçecektir, ilgili yerlere fotoğrafları da asılacaktır ama önemli olan o makamda iyi işler yapmak, iz bırakmak, iyi anılmaktır…

  Ben bu insanların önceki hallerini de biliyorum ve özlerine dönmesi gerektiğine inanıyorum.

  Yapmacık davranmak, olmadığı kişi gibi görünme çabası hiç hoş durmuyor, üstelik ülkeye de zarar veriyor.

   O makamlara ulaşmak elbette bir hedefe varmaktır, gerçi ülkemizde oralara nasıl gelindiği de biliniyor ama ne isterse olsun geldikten sonra hakkını vermek gerekir. Nerede olduğunu bilmeli insan, siz orada yalnız kendiniz için değil bu halk için varsınız, bu halka hizmet için oradasınız, aklınıza estiği gibi davranamazsınız… Bunu herkes söyleyemeyebilir, dost acı söyler, benden söylemesi…

13/09/2021 22:39
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Hata yapan yöneticileri önce en yakınındakileri uyarmalıdır
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.