Advertisement

Advertisement

Haziran 2001’de Rauf Denktaş’la konuşup yazmıştım...

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
17/01/2012


Hasan Hastürer Hasan Hastürer


“Ben de solun içindeyim” ve Hamama git Hamama!!! 

“Eğer halkın sorunlarına ve çıkarlarına sahip çıkmak solculuksa ben de solcuyum. Ben de solun içindeyim. Ben yıllardır hak ve adaleti savunuyorum. İnsanlarımızın bu topraklar üzerinde mutlu olmasının mücadelesini veriyorum. Bu yaklaşımla ben de solun içindeyim.” (Rauf Denktaş- Haziran 2001) 

28 Haziran 2001’de sıcak bir Lefkoşa öğleden sonrasında Rauf Denktaş’la sohbet edip yazmıştım. Bugün rauf Denktaş’ın bedenini toprağa verirken o görüşme sonrası yazdıklarımı sizlerle paylaşmak istedim.

İşte o zaman yazdıklarım:
***

“ Haziran ayında sıcak bir öğleden sonra.

İngiliz sömürge döneminden kalma, İngiliz mimarisinin karakteristik özelliklerini taşıyan Cumhurbaşkanlığı’nda ziyaretçi trafiği sürerken Cumhurbaşkanı Denktaş bir ara dışarı çıkıp , “senle uzun konuşacağız, bu nedenle, kısa görüşmelerimi bitireyim”diye seslenip Girne Amerikan Üniversitesi’nden konuklarla görüşmeye geçti.

Daha sonra bir kısa görüşme daha.

Onları uğurladıktan sonra espri ile Özel Kalem Müdürü Uğur Karagözlü’ye seslenip, “Bundan sonra Hastürer’e randevu yok” deyip bana dönüp, “Ne uğurlu ayağın varmış ziyaretçilerim bitmiyor” diye ekledi.

*     *      *

Çalışma odasında sohbet ediyoruz.

  “Sokaktaki vatandaşın size duyduğu güveni yakın  çevrenizin olumsuz etkilediği yönünde yaygın bir kanaat var”  deyince yanıt daha sözüm bitmeden geldi:

“Allah aşkına kimdir benim yakın çevrem. Bir isim verilsin.”

Bir an durup soruma açıklık getiriyorum:

“Taner Etkin, Demokrat Parti kadroları ve en son UHH ile gündeme gelen isimler.”

Sözü  tekrar alıyor bu noktada Cumhurbaşkanı  Denktaş:

“Ben buraya geldikten sonra kimse yanlış anlamasın diye yakın çevremde insan tutmadım. Eski dostlarımla bile arama mesafe koydum. Ancak aynı propaganda hiç bitmedi. Taner Etkin, bir boşluğu arkadaşlarıyla gördü hareket geçti. Yaşananları durup seyretse daha mı iyi olacaktı?”

Uzun yıllar TMT’de görev yapan bir eski mücahit komutanının, “Bu isimlerle UHH bir ay da gitmez” dediğini anımsatıyorum.

Denktaş  biraz da öfkeyle: “ Neredeyse 50 yıldır aynı  hastalık vardır. Adam beğenmiyoruz. Şikayet edilir, kimse bir şey yapmaz. Ortaya isimler çıkınca da dudak bükülür.”

Halkın tepkisinin, muhalefet, sol partiler ve kuruluşlarca seslendirilmesi konusunda da Denktaş’ın rahatsızlığı çok kolay anlaşılıyor.

“Eğer halkın sorunlarına ve çıkarlarına sahip çıkmak solculuksa ben de solcuyum. Ben de solun içindeyim. Ben yıllardır hak ve adaleti savunuyorum. İnsanlarımızın bu topraklar üzerine mutlu olmasının mücadelesini veriyorum. Bu yaklaşımla ben de solun içindeyim.”

*     *     *

Sözü Kıbrıs konusuna getirip, verilen demeçlerin dışında ipuçları yakalamak istiyorum.

Denktaş’a göre dünya Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklerin haklarını koruyan bir anlaşmanın yollarını bulmanın şart olduğunu her geçen gün daha fazla anlıyor.

Bunun, kamuoyuna yansımayan raporlarda alternatif çözüm önerilerinde çok açık olarak yazıldığını da sözlerine ekliyor.   

Çözümün kolay olmadığını seslendirirken, “çok zor, ya da imkansız”  gibi nitelemelerden kaçınıyor. Bu noktada ses kayıt cihazının düğmesine basıp daha rahat not alma olanağı yakalamak istiyorum. Bandın çalıştığını gören Denktaş, bir anda alışılmış sözcüklerle görüşlerini özetlemeye başlıyor. Hemen bandı kapatıyorum. Çünkü benim duymaya çalıştığım her gün yazılı basında okuduğum, radyo , TV bültenlerinde dinlediklerim değildi.

Kıbrıs konusunda söylediklerinin “tercümesi” önümüzdeki günlerde çok ciddi bir müzakere sürecine girileceği ve bu kez Batı’nın markajının daha yakın olacağı...

***

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la sohbetimiz devam ediyor. Çevresinde alternatif kadro bulundurmamak, barındırmamakla suçlanan Denktaş, güvendiklerinin kendini yanılttığından da şikayetçi. Anlattıklarını dinlerken gözlerine de dikkatle bakıyorum. Uzun yılların muhasebesi o bakışlarda daha rahat okunuyor.

Görüşmeye girerken benden sonra biri yok denilmişken, saat 17.30 sıralarında Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven geldi.  Büyükelçi Güven, oldukça temkinli konuşmayı tercih ediyor. Ancak Denktaş’a saygının ötesinde hayranlık sınırına yakın bir yaklaşım içinde olduğunu gözlemek zor değil. Her şeyin Denktaş’tan beklenmesinin yanlış olduğunu söylüyor.

Sohbet gelip toplumsal uzlaşıya dayanıyor. Muhalefetin şekillenmede payı olmayan görüşlere koşulsuz katılmasının nasıl mümkün olacağını belirtip, Ulusal Konsey konusunda ne düşündüğünü soruyorum Cumhurbaşkanı Denktaş’a.  Denktaş’a göre ulusal konseye gerek yok. “Rum tarafında Ulusal Konsey, Makarios zamanında oluşturuldu. Neden? Çünkü sistem başkanlık sistemi ve Makarios’un sıkıştığı zaman topu atacak bir kurula ihtiyacı vardı. Halbuki bizde Meclis var. Meclis varken Ulusal Konsey kurmak Meclis’e hakarettir.” Bu yaklaşıma katılmasam da başka konulara da geçmek için toplumsal uzlaşının nasıl sağlanabileceği konusunu bir başka sohbete bırakıyorum.

                                           *      *        *

Denktaş’ın en duyarlı  olduğu konuların başında Türkiye ile ilişkiler geliyor. Bunu Elçinin de olduğu ortamda fark etmek daha kolay.

UBP - TKP Koalisyon Hükümeti’nde TKP Genel Başkanı Mustafa Akıncı’nın Türkiye ve askere yönelik yaklaşımlarından şikayet ediyor.  İşte tam o noktada anımsatıyorum. “Sayın Başkan, Mustafa Akıncı’yı yerinize, Cumhurbaşkanlığı’na halef olarak benimseyip, Ankara’yı da bu konuda ikna ettiğinizi dar sohbetlerde söyleyen  siz değil miydiniz?” Bu soruyu sevmiyor, ancak yanıtı az ve öz veriyor: “Doğrudur. Ancak Akıncı’da da yanıldım.”

                                            *     *     *

Elçiyi de orada bulmuşken soruyorum. “Ekonomik durum ortada. Binlerce işyeri sahibi iflasın eşiğinde. Az önce bu odadan gözü  yaşlı çıkan iş kadını binlercesinden sadece biri. Kıbrıs sorununun da ne olacağı belirsiz. Bu durumda Kıbrıs Türk halkı moral olarak büyük bir çöküntü içinde. Ne olacak?” Denktaş, soruya soruyla yanıt veriyor. “Sen söyle ne yapılmalı?” Soru sorup yanıt almak için bulunduğum ortamda bu kez yanıt sırası bana geliyor.

“Kısa vadede süratle Kıbrıs Türk toplumunun moral çöküntüden kurtarılması gerekiyor. Başarısız yönetim bir yana, son ekonomik krizin en önemli kaynağı Türk parasının % 100’lere ulaşan devalüasyonu, değer kaybıdır. Bunda Kıbrıs Türkü’ nün suçu yok. Suçumuz yok, ancak cezasını çekiyoruz. Kuzey Kıbrıs’ın yüzölçümü ve nüfus olarak küçüklüğü dikkate alınarak, Türkiye, Kıbrıs’ın Ankara’dan kaynaklanan ekonomik sorunları en az yaşaması için gerekli desteği vermelidir. Bizim bugün için başka yardım kapımız var mı?”

... Denktaş  “Biz de çare arıyoruz” deyip sohbete son noktayı  koyuyor. Sohbet yumuşuyor. Ayağa kalkıp  İstanbul’a gideceğimi söylüyorum. Denktaş’tan bir büyük taş,  “Hamama git, hamama!”

“Bu küfür de neyin nesi? diye bakınca, açıklıyor. “Geçenlerde İstanbul’da İlter Türkmenlerle oturuyoruz. Hanımına “Hamama gidelim” deyince donakaldım. Meğer Hamam, İstanbul’da bir lüks lokantaymış.”     
 

Günün sözü: 

İyi komşu aileden, kötü komşu gaileden sayılır

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK Hasan Hastürer

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.