Hüseyin Ekmekçi: Biz memleketten mi vazgeçtik? Bilelim...
04/08/2026
ÖRGÜTLÜ BİR KÖTÜLÜK… TERÖR HER YERDE, HER KÖŞEDE… YOLLARI TESLİM ALAN TERÖR… SOKAĞI TESLİM ALAN ŞİDDET… KADINA YAŞLIYA UYGULANAN EV İÇİ ŞİDDET… TAMAMINI NORMALLEŞTİRMEK EN BÜYÜK KÖTÜLÜK
“NE OLACAK CANIM, HER ÜLKEDE OLUR” DEMEK, KANIKSAMAKTIR… KANIKSAMAK İSE NORMALLEŞTİRMEK… ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK BU DEĞİL. BİZ MEMLEKETTEN Mİ VAZGEÇTİK? BİLELİM…
Bir ülke düşünün… Yılın ilk yedi ayında 23 insanını trafikte kaybetmiş. Her birkaç haftada bir siren sesleri yükseliyor, aileler dağılıyor, çocuklar yetim kalıyor. Sonra birkaç gün konuşuyoruz, bir sonraki kazaya kadar unutuyoruz. Kanıksamak… Normalleştirmek… Hiçleştirmek. Ne kötü hastalık
Acı bir gerçeği de söyleyelim. Kazalarda hayatını kaybedenlerin önemli bir bölümü bu ülkenin vatandaşı olmadığı için, toplum olarak acıyı çok çabuk tüketiyoruz. Oysa ölen insanın pasaportu olmaz. Kaybettiğimiz her can, bu ülkenin yolunda kaybedilmiş insan evlatları, ana kuzuları
Ama artık mesele sadece trafik olmaktan da çıktı. “Yollarda ölüyoruz” gazete başlıkları, hızla değişti artık. Resmen “pisipisine ölüyoruz…” . Bu ülkede terör sadece yollarda değil. Artık heryerde birileri ölüyor, hiçihiçine … Sokakta… Markette… Evde… İş yerinde… Parkta…
Daha dün bir maganda; ruhsuz bir hayvan; marketin içinde, “sevdiğini” iddia ettiği kadını öldürmeyi kendinde hak gördü… Bu nasıl bir vahşet, nasıl bir canilik… Sevgi mi? Sevgi öldürmez. Sevgi yaşatır. Sevgi can almaz. Sevgi cana can katar…
Bu düpedüz şiddettir. Vandallık… Ve o şiddet artık toplumun her hücresine yayılıyor. Trafikte direksiyona yansıyor. Sokakta yumruğa dönüşüyor. Evde kadına yöneliyor. Çocuklara uzanıyor. Her gün biraz daha normalleşiyor. Kanıksanıyor… En korkutucu olan da bu…Normalleşmesi.
Birileri çıkıp, “Her ülkede oluyor.” diyecek. İşte en büyük hata tam da bu cümlede. Hayır… Bizim görevimiz kötüyü normalleştirmek değil, durdurmak. Acıyı da, zulmü de normalleştirmek bir topluma yapılacak en büyük kötülük. Siyasiler
İçin konfor alanı, iktidar için sorumluluktan kaçma…
Kuzey Kıbrıs uzun yıllar insanların huzuru için tercih ettiği bir adaydı. Farklı milletlerden insanlar buraya geldi, çalıştı, yatırım yaptı, çocuk büyüttü. Çok kültürlülük başlı başına bir tehdit değildir. Tam tersine, doğru yönetildiğinde büyük bir zenginliktir.
Ama dünyanın her yerinde bunun bir kuralı vardır. Bir ülkeye gelen, o ülkenin hukukuna, kültürüne, huzuruna ve toplumsal düzenine uyum sağlar. Sorun, bunun tersinin yaşanması… Eğer biz sürekli suç ithal ediyorsak… Şiddet artıyorsa; kendi memleketimize yabancılaşıyorsak?
Eğer geldikleri ülkelerdeki şiddet kültürü, mafyatik ilişkiler, kabadayılık anlayışı ve hukuksuzluk bu adaya taşınıyorsa… Ve buna karşı devlet yeterli refleksi gösteremiyorsa… Ortada çok büyük bir güvenlik sorunu vardır. Şiddeti normal göstermek için gerekçe çok…
Kaçak yaşam… Kayıt dışı çalışma… Denetimsizlik… Ekonomik çaresizlik… Uyuşturucu… Silah… Şiddeti besleyen sosyal çöküş… Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değildir. Ama bunlar var diye, mücadele etmek yerine memleketimizden mi vazgeçtik?
Bugün trafikte yaşanan ölümler de, sokakta yaşanan cinayetler de aynı fotoğrafın parçaları… Devlet sadece suç işlendikten sonra fail yakalayan bir mekanizma olamaz… Devlet, suçu doğmadan engelleyen mekanizma değil mi! Polisimizin daha güçlü olması gerekir.
Polis tek başına yetmiyorsa… Zabıtanın daha etkin olması gerekir. Çalışma yaşamının denetlenmesi gerekir. Kaçak yaşamın üzerine gidilmesi gerekir. Sınırların, kayıt sisteminin ve kamu denetiminin çok daha güçlü hale gelmesi gerekir. Çünkü mesele artık sadece trafik değil.
Mesele, bu adanın güvenliğini koruyabilmektir. Kuzey Kıbrıs’ı Kuzey Kıbrıs yapan en büyük değer, insanların yıllarca hissettiği huzurdu. O huzuru kaybedersek… Turizmi de kaybederiz. Yatırımı da kaybederiz. İnsanımızı da kaybederiz. Ve en sonunda birbirimize olan güvenimizi kaybederiz.





























































































































































































