Hüseyin Ekmekçi yazdı: İp üstünde yürür gibi ilerliyor
18/06/2026
TUFAN ERHÜRMAN, NE TÜRKİYE İLE KRİZ YARATACAK CÜMLELER KURUYOR. NE DE MASAYI TAMAMEN DAĞITACAK BİR YAKLAŞIM SERGİLİYOR. İP ÜSTÜNDE YÜRÜR GİBİ İLERLİYOR. HER KELİMESİNİ ÖLÇEREK KONUŞUYOR…
“AYRI DEVLET” SÖYLEMİ YERİNİ “YAN YANA İKİ DEVLET” SÖYLEMİNE BIRAKTI… FEDERASYON DA OLSA…KONFEDERASYON DA OLSA… “İKİ AYRI DEVLET” MODELİ DE OLSA YAN YANA İKİ DEVLET. TÜRKİYE DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN’IN ORTAYA KOYDUĞU YAKLAŞIM DA BU
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman zor bir diplomatik süreç yürütüyor. Bir yandan Türkiye’yi masada tutmaya çalışıyor. Bir yandan Kıbrıs Rum liderliğini ortaya koyduğu dört maddelik metodolojiye ikna etmeye uğraşıyor. Bir yandan da Birleşmiş Milletler’in çözüm umudunu kaybetmemesi için yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyor.
Böylesine hassas bir dönemde, Tufan Erhürman’ı da “ayrı devlet” söyleminden “yan yana iki devlet” noktasına gelen Türk dış politikasını da sürekli hedef tahtasına koymanın kime ne faydası var? Uzun yıllardır tekrarlanan “ayrı egemen iki devlet” söylemi yerine artık “yan yana iki devlet” vurgusu var.
Bu küçük gibi görünen değişiklik, Kıbrıslı Türklerin çözüm iradesine çok önemli bir siyasi alan yaratıyor. Federasyon da olsa yan yana iki devlet. Konfederasyon da olsa yan yana iki devlet. İki ayrı devlet modeli de olsa yan yana iki devlet. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ortaya koyduğu yaklaşım da bu…
Anlaşılmayacak tarafı nedir? Tufan Erhürman da aynı noktaya işaret ediyor. Defalarca söyledi. “Hangi çözüm modeli bulunursa bulunsun, Kıbrıslı Türklerin bir devleti olacak.” Federasyonda da olacak. Konfederasyonda da olacak. Ayrı devlet de olsa devleti olacak
Önemli olan Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği, yönetim hakkı ve devlet statüsüdür. Bugün bazı çevreler hâlâ 2004 referandumunun diliyle konuşuyor. Ama gerçekler değişti. Nüfus değişti. Toplum değişti. Bölge değişti. Güney Kıbrıs değişti.
Bugün Güney Kıbrıs, Türkiye hariç NATO üyesi ülkelerin önemli bölümünün askeri ve stratejik ortaklık kurduğu bir merkez haline geldi. ABD’den Fransa’ya, Almanya’dan Hindistan’a kadar çok sayıda anlaşma yapılıyor.
Rum tarafı yıllardır “işgal altındayız” diyerek uluslararası camiayı Kıbrıs’a çekiyor. Aynı Rum tarafı Avrupa Birliği içerisinde en yüksek refah seviyesine ulaşan ülkelerden biri haline geldi. Sıfıra yakın enflasyon. Yüksek gelir. Uluslararası tanınmışlık. Kendi kendini yönetebilme kapasitesi. Bu nasıl işgal?
Rum liderliği, buna rağmen hâlâ bütün dünyanın önünde mağduriyet siyaseti yapabiliyor. Biz ise kendi içimizde birbirimizi yemeye devam ediyoruz. Kıbrıs Türk halkının bugün ihtiyacı olan şey ideolojik sloganlar değildir. Gerçekçilik. Soğukkanlılık. Ortak akıl.
Türkiye’nin bu adaya bakışı hem kardeşlik hukuku hem de stratejik. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle. Osmanlı döneminde de böyleydi. Türkiye Cumhuriyeti döneminde de böyle oldu. Kıbrıs, Türkiye açısından sadece Kıbrıs Türklerinin yaşadığı bir ada değildir. Güvenlik gerekçesi son derece anlaşılırdır…
Kıbrıs, Doğu Akdeniz güvenliğinin merkezi. Bunu kabul etmeden siyaset yapılamaz. Bu nedenle Kıbrıs Türk halkının çıkarları ile Türkiye’nin stratejik çıkarlarını uyumlu hale getirecek bir siyaset üretmek zorundayız. Siyaset dediğimiz şey tam da budur. Çıkarları uyumlaştırma sanatı….
Bana göre, Tufan Erhürman’ın da durduğu hassas çizgi burasıdır… Ne Türkiye ile kriz yaratacak cümleler kuruyor. Ne de masayı tamamen dağıtacak bir yaklaşım sergiliyor. İp üstünde yürür gibi ilerliyor. Her kelimesini ölçerek konuşuyor.
Çünkü masadan kalkmanın bedelini en ağır şekilde ödeyen tarafın Kıbrıs Türk halkı olduğunu biliyor. Annan Planı sonrasında bunu yaşadık. Biz evet dedik. Rumlar hayır dedi. Ama Avrupa Birliği’ne giren onlar oldu. Statükoya dönen biz olduk.
Bugün aynı hatanın tekrar edilmemesi için ortaya koyduğu dört maddelik metodoloji son derece önemlidir. Müzakere olacaksa siyasi eşitlik kayıt altına alınacak. Yakınlaşmalar korunacak. Ve olası bir başarısızlık halinde Kıbrıs Türk halkı yeniden eski statüye mahkûm edilmeyecek. İşte asıl mücadele budur.
Bu nedenle siyasi partilerin günlük polemiklerle, ideolojik reflekslerle veya iç politik hesaplarla bu sürece zarar vermemesi gerekir. Eleştiri yapılacaksa elbette yapılır. Ama gerçeklerden kopmadan yapılır. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey kavga değil, akıldır.
Çünkü Kıbrıs Türk halkı artık yoruldu. Sürekli bölünmekten yoruldu. Sürekli kavga etmekten yoruldu. Sürekli dünyadan kopuk yaşamaktan yoruldu. İtalya’da milli takımın yarattığı heyecanın altında bile aslında bu özlem yatıyor. Toplumun birlikte sevineceği, birlikte gurur duyacağı ortak bir hikâyeye ihtiyacı var.
Kıbrıs meselesinde de ihtiyacımız olan tam olarak budur. Bağıranlar değil, sonuç üretenler. Kavga edenler değil, çözüm arayanlar. İdeolojik dayatmalar değil, ortak akıl. Zaman Kıbrıslı Türklerin lehine değil, aleyhine işliyor. Bunu bilerek hareket etmek en doğrusu…





























































































































































































