HABER KIBRIS

İşte Sağlığın Matematiği

Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde her gün yaklaşık 17 ameliyat yapıldığını biliyor musunuz?

ads
16/04/2018

İşte Sağlığın Matematiği
ads

Sağlığın matematiği

Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde her gün yaklaşık 17 ameliyat yapıldığını biliyor musunuz? Bu ameliyatların ortalama 7 tanesinin büyük ameliyatlar olup 5 saatten fazla sürdüğünü; hatta bazılarının 12 saati bulabildiğini?  Geçen yıl hastanede 754 bebeğin dünyaya geldiğini ve normal doğan bebek sayısının sezeryan ile dünyaya gelen bebek sayısından daha fazla olduğunu? Kapıdan ortalama üç bin kişinin girdiğini ve yaklaşık 425 hastanın da yatılı tedavi gördüğünü?

Kapıdan giren üç bin kişinin 858’i muayene, 252’si acil başvurusuyken gerisi sağlık kurulları için gelenler, çalışma izinleri, evlilik başvuruları, hasta yakınları ve kayıt yaptırmadan muayene olup gidenler.

Sağlık sektörünün amiral gemisi olan Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesinin başhekimi Bülent Dizdarlı ile sağlığın matematiğini konuştuk. Benimle paylaştığı rakamların içinden açıkçası çıkamadım.

Doktorları sadece hastayı muayene eden kişi olarak düşünüyoruz. Muayene etmek için harcadıkları zamanın kat ve kat fazlasını ameliyathanede, serviste ya da sağlık kurullarında ve tetkiklerde harcadıklarını düşünmüyoruz. Hastayı muayene eden kişi olmakla birlikte bazı doktorların aslında hasta muayene etmediklerini ise bilmiyoruz. Adli tabip, patoloji, radyoloji ve anestezi uzmanlarının poliklinik hizmeti vermediğini de bilmiyoruz.

Sağlığın Amiral Gemisi olan Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nin Kaptanı Bülent Dizdarlı’ya, her doktorun günde 4 hasta baktığı doğru mu? Doktor ihtiyacımız var mı? Çağdaş hastane kavramına ne yakar yakınız? gibi pek çok soru sordum. Tüm sorulara öğrencisine ders anlatan öğretmen sakinliğinde gayet açık ve net cevaplar verdi. Sakinliğini koruyamadığı an ise doktor istifalarından özellikle de hastanenin tek çocuk nöroloğunun istifasını anlatırken oldu. “Tek çocuk nöroloğumuz istifa etti ve o alanda ciddi bir eksiklik var.” derken iç çekişinden ne kadar büyük üzüntü duyduğunu anladım.

Bülent Dizdarlı, kırk yıllık Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nin yaklaşık otuz yılına tanıklık etmiş. Sohbetimize 1973 yılında o dönemin gazetelerinde hastane hakkında yer alan haberleri konuşarak başlıyoruz. Rauf Denktaş’ın temel atma aşamasındayken “Bu kadar büyük bir hastaneye ihtiyacımız yok” diye eleştiri yaptığını, o dönemki pek çok gazetecinin de Denktaş’ın yanında yer aldığını anlatıyor. O dönem hastanenin şehir dışında ve merkeze uzak bir noktaya yapılacağı için pek çok itirazların yapıldığını, basının da bu itirazları desteklediğini anlatıyor.

Dizdarlı 1989 yılında hastanede göreve başladığında dönemin başhekimi kendilerine “Hasta yatırın, istatistiklerimiz yüksek çıksın” dermiş. Bugün başhekim olan Dizdarlı doktorlarına “Mümkün olmadıkça hasta yatırmayın” dediğini, gelen talebi karşılamakta zorlandıklarını söylüyor.

Şu anda hastanenin %70 oranında dolu olduğunu bazı servislerin ise kardiyoloji, göğüs, kalp damar cerrahisi ve çocuk servisinin her zaman dolu olduğunu söylerken üroloji, kulak bulun boğaz ve göz gibi bölümlerdeyse hasta sirkülerinin çok fazla olduğunu sözlerine ekliyor.

Özellikle bir konuya dikkat çekiyor. “Şu an %70 doluyuz ama bunun %90’ları aştığı dönemler de oluyor” diye vurguluyor.

Peki, bu doktorlar günde kaç hastaya bakıyor? sorusunu sormadan önce doktorun hastanedeki görevlerini soruyorum.

“Hastayı muayene etmek hekimin görevlerinden sadece biridir. Hastanın tedavisini düzenlemek, filmini ya da gerekli tahlillerini istemek. Bunların sonucunu takip etmek ve incelemek ayrıca hasta yatıyorsa veya ameliyat olacaksa onu günlük takip etmek, ameliyata hazırlamak ve ameliyatlarını yapıp sonrasında pansumanlarını yapmak”  diye kısaca özetliyor.

Sonra ilk defa kaşlarının çatıldığını görüyorum ve büyük bir ciddiyetle devam ediyor,

“Bizim gerçeğimiz şudur; buradaki yapılan işi ölçmek mümkün olsaydı, şu anda devletteki bütün kurumların içinde bir numara olurdu. Bu işin metresi, kilosu tartısı yok. Burada üretilen iş iddia ederim ki çok fazladır.”

Bu yanıt sonrasında günde kaç hastaya bakıyorsunuz diye sormuyorum. Ortada değeri ölçülemeyen önemli bir kavram var, kim sağlığına kavuşan evladı için bir annenin sevincini, mutluluğunu ölçebilmiş ki bu değer de ölçülebilsin.

Çağdaş hastane kavramına ne yakar yakınız? diye sorarak devam ediyorum.

“Ekonomik olarak bağımlı bir ülkeyiz ve teknolojiyi ithal ediyoruz. Tıbbı teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki bugün aldığımız bir alet yarın demode oluyor. Ben yeni doktor olduğumda tomografi yeni çıkmıştı. Hemen ardından yeni cihazlar çıktı ve her biri de diğerinden daha pahalı cihazlar oldu. Tıp o yüzden şimdi çok daha pahalı oluyor. Sürekli teknoloji yenileniyor ve her seferinde daha da iyi aletler çıkıyor. Biz örneğin ortopedi ameliyatlarında kullandığımız protezlerde en iyisini kullanmaya çalışıyoruz ama eminim ki biz bu aletleri kullanırken başka bir ülkede bunun daha iyisini yapmak ve üretmek için yapılan bir çalışma var.”

Doktor ihtiyacımız var mı?

“Sayıya bakarsak 149 doktorumuz var ama üst ihtisaslar ve bazı uzmanlık alanlarında hekim yetersizliği var. Uzmanlıkların dağılımında sorunlar bulunmaktadır. Bazı bölümlerde sayılarda düşüklük vardır. Bir de artık şu var, mesela dâhiliye uzmanımız var ama hastalarımız geldiklerinde uzmanın uzmanını istiyor. Nefrolog, gastroentolog, hematolog istiyorlar. Hastanemizde bir çocuk bir erişkin hematoloğumuz var. Nefroloğumuz iki tane var ama çocuk nefroloğumuz yok. Endokronog iki tanedir.”

Hastanede eksik olan doktorlardan bahsederken “Ciddi bir karaciğer vakasında gastreentologumuz yoktur. Bunlar bizim için çok büyük kayıp. Çocuk nöroloğumuz yok ve bu konuda çok sıkıntı duyarım. 149 hekime rağmen ciddi eksiklik yaşadığımız branşlarımız vardır’

Çocuk bölümündeki eksikliklerden büyük sıkıntı duyduğunu söylemese de sesinin tonu ve ifadesinden ben “Çocuk bölümüne daha fazla ihtisas yapmış hekim görmek istiyor.” diyorum içimden. Hislerimi desteklercesine sözlerine devam ediyor:

“Çocuk bölümünde üst ihtisas yapmış olan iki tane yeni doğan haricinde bir hematoloğumuz birde çocuk onkoloğumuz var. Bu bölümdeki eksiklikler çok önemlidir.”

Hastanede çocuk nefroloğu ve nöroloğu olmamasına üzülmemek elde değil.

Açıklanan muayene sayılarının doktor sayısına bölünerek elde edilen rakamlara bakarsak “Günde 5-10 tane de otopsi yapılıyor olması gerekir, bizler her doktorun muayene yaptığını düşünüyoruz ama sanıyorum yanılıyoruz.” diyorum.

“Adli tıp, radyoloji, patoloji ve anestezi alanındaki hekimlerimiz poliklinik yapmıyorlar” diyerek gülümsüyor. “Gerek yazılı gerekse sosyal medyada böyle hesap yapanlar keşke 24 saatlerini hastanede geçirip sonra bunu yazsalar, tüm söylediklerini o zaman kabul ederdim.” diyerek de sözlerine ekliyor. Her geçen gün adli vakaların arttığı ülkemizde tek bir adli tıp uzmanı olması ile ilgili konuşuyoruz.

“Adli tıp uzmanımız bir tanedir ve izne çıkması konusunda sıkıntılarımız var. Uzmanımız en fazla dört gün izne çıkabiliyor. Çünkü cinayet gibi bir durumda en geç dördüncü gün gelip otopsiyi yapması gerekmektedir. Tek bir tane adli tabibimiz var ve bu yeterli değildir. Çok ciddi vakalarda tatilden geri çağırdığımız oluyor.”

Konuşmamız bir an sosyal medya üzerine yoğunlaşıyor ve “Sosyal medyada ilginç şeyler olmuyor mu tabii oluyor, geçenlerde bir akut felç olayı ile ilgili hastanın iki saattir hastanede yatağında olduğunu ama bir doktorun bile gelip görmediği ile ilgili şikâyet aldım. Hastaneyi aradım ve hemşire bana bahsedilen hastanın tedavisinin yapıldığını söyledi. Hemşireden doktorun ismini alıp doktoru aradım. Doktor hanım kapıda hastayı karşıladığını ve kan alımından ilaç takibine kadar tedavisi ile yakından ilgilendiğini hatta sedye ile hastayı kendisinin yatağına götürdüğünü söylediğinde ailenin şikâyetine anlam veremedik. Aileye doktor hanımın ilgilendiğini söylediğimizde ise, doktor hanımı hemşire sandıklarını öğrendik.”

Her bölümde buna benzer olayların yaşandığından bahsederken bir örnek daha veriyor,

“En sık karşılaştığımız durumlardan biriyse kalp krizi şüphesi ile gelen hastalarla ilgili oluyor. Hasta geldiğinde doktor gelir görür ve acil serviste yapılan bir kan testi vardır. Bu test sonucu çıktıktan bir saat sonra bir test daha yapılması gerekmektedir. Bazen testin sonucunun çıkması bir buçuk saati alabilir. İkinci kez yapılan testin sonucunun çıkması için geçen süredeyse “Kalp ağrısıyla acile gelen hastayı 4 saattir bekletiyorlar” diye sosyal medyada şikâyetler duyabilirsiniz.” diye sözlerini tamamlıyor.

Özel sektörde çalışan bir grup kişinin mesai saatleri içinde muayene olmak için izin alıp gelemediği ve onun yerine acili kullanmalarından bahsediyoruz.

Eskiden 112 acil servis telefonları gereksiz yere meşgul edilirken, arayan kişilerin tespit edilmesiyle bu sorun çözülmüş. Şimdiyse randevu sistemine geçildikten sonra dalga geçmek amacıyla gelen pek çok telefonla karşılaşmışlar.

Doktorların seminerlere katılarak, yayınları takip ederek kendilerini sürekli geliştirmeleri gerektiğini anlatan Dizdarlı çocuklarından övgüyle bahseden bir baba edasıyla “Yeni nesil doktorları çok başarılı buluyorum.” dedikten sonra bir kez daha dünyaya gelse ve doktor olmasaydı arkeolog olabileceğinden bahsediyoruz. Konu benim de bir nefeste okuyup bitirdiğim kitaplarına geliyor.

Kitaplarınızı nasıl zaman bulup yazıyorsunuz?

Zamanı çok iyi kullanan bir insanım kendi kendime ben ‘Zaman mühendisiyim’ derim. Randevularıma çok sadığımdır ve hatta on dakika önce giderim ve gelecek olanlarında bana saatinde gelmesini çok isterim ‘Zaman bulamadım’ sözünü hiç kabul etmem.”

36 yıllık meslek hayatının yaklaşık 30 yılını bu hastanede geçiren Dizdarlı sağlığın matematiğini konuştuk. Dizdarlı ölçülebilse iddia ediyorum en fazla çalışan kurumuz dedi. Çünkü ne kadar kayıt altına alınmaya çalışılsa da bunun mümkün olmadığını söyledi. Hekim bir bölümden diğer bölüme giderken bile koridorda hasta muayene ediyor. Hasta ziyaretleri ise “Hastaneye hazır gelmişken bir de bana bakar mısınız doktorum?” sorusu ile tamamlanıyor.

Bir türlü işin içinden çıkıp bu kadar yükü nasıl taşıdıklarını anlayamadığım 2017 yılına ait rakamların bazıları ise şöyle:

……………………

Uzman hekim sayısı 149

Yatak sayısı 605

Poliklinik günlük başvuru ortalaması 858, yıl sonunda toplamda 205697 ye ulaşmış.

Diş polikliniğinde toplam 13444 kişiye ulaşılmış

2017’de acil servise başvuran hasta sayısı 91005

Yatak doluluk oranı %70 dolayında.

119 otopsi yapılmış, morga 757 giriş yapılmış.

2017 yılı boyunca 11122 hemodiyaliz uygulaması yapılmış. Ayrıca 577  kişiye ise periton diyalizi uygulanmış.

Ameliyat sayısı 6033. Bunların 2522 tanesi büyük ameliyatlar.

Hastanede 754 doğumdan 395 tanesi normal, 359 tanesi ise sezeryan ile gerçekleştirilmiş.

Geçtiğimiz yılda toplamda 64745 seans fizik tedavi uygulaması yapılmış.

Yıl boyunca labaratuvarlarda 1322948 adet tektik yapılmış.

1430 kişiye anjiyo, 3508 EKO yapılmış. 47 kişiye torakosentez, 34 kişiye bronkoskopi, 646 kişiye gastroskopi, 444 kişiye kolonoskopi yapılırken, 1400 kişiye küçük müdahalede bulunulmuş.

Radyolojik tetkiklerde ise:

  • Mamografi                              1290
  • Panaromik çekim                     3877
  • USG –DOPLER                    19010
  • TOMOGRAFİ                       11402
  • MRI                                       14003
  • Kemik tarama                        1205
  • IVP                                            80
  • Skopi                                                   5957
  • Direk grafi.                            63452

 

 

 

Bu habere tepkiniz:
TAGS: bülent dizdarlı, Sağlığın Matematiği, Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems