HABER KIBRIS

Kıbrıslı Türkleri dilenci pozisyonuna düşürmeyin!

Yılsonu itibariyle bütçe açığı ne olur?

ads
08/07/2018


Birikim Özgür


Kıbrıslı Türkleri dilenci pozisyonuna düşürmeyin!

2018’in ilk yarısının tamamlanmasıyla birlikte mali kriz tartışmaları alevlendi.

Yılsonu itibariyle bütçe açığı merak ediliyor.

“300-350 milyon” diyen var.

“450 milyon tahmin ediliyor” diyen var.

“500 milyonu aşar” öngörüsü dahi yapılıyor.

İlk önce durumu tespit etmek için siyaseti ve gelir-gider performansını tamamen devre dışı bırakarak çok kaba bir tespit yapalım.

Gelir ve gider kalemlerinde ilk altı aydaki performansın ikinci yarıda da aynen devam edeceğini varsayarsak karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?

İlk Altı Aydaki Gelir-Gider Performansının İkinci Yarıda Aynen Devam Etmesi Halinde Yılsonu İtibariyle Bütçe Açığı Öngörüsü

 

İlk altı ayda bütçede öngörülen FİF gelirlerinin sadece % 37,61’i toplanabildi. Buna göre yılsonu itibariyle FİF kayıplarının 200 milyon TL’yi aşacağı görülüyor.

Yılın ikinci yarısında ödenecek personel maaşlarına doğrudan yansıyan ilk altı aylık enflasyon oranı ışığında ilave personel harcamalarının 127 milyon TL’yi bulacağı anlaşılıyor.

FİF dışındaki gelir kalemlerinde de durum iç açıcı görünmüyor. Örneğin ilk altı ayda Gelir Vergisi kaleminde bütçenin % 51,12’sine ulaşılırken Kurumlar Vergisi kaleminde bu oran % 37,61’de kalmış. FİF dışındaki yerel gelirlerde de ilk yarıdaki performansın ikinci yarıda da aynı olacağı varsayılırsa 120 milyon TL’lik bir kayıp yaşanacağı görülüyor.

Diğer yandan belli ki hükümet bütçeyi zorlamamak için Mal ve Hizmet Alım Giderlerini kıstıkça kısmış. İlk yarıda bütçenin sadece % 34,48’i harcanmış. Bu performans aynen böyle devam ederse yılsonu itibariyle 343 milyon TL’lik bütçenin 106 milyon TL’si harcanmamış olacak.

Bütçedeki yerel açık 543 milyon TL.

Bütçede gelirler kaleminde görünmeyen Merkez Bankası kâr payı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçe açığına destek için sunduğu kredi ve borç faizi ödemek üzere bütçeye konan 230 milyon TL’nin harcanmayacağı dikkate alındığında ortaya çıkan bütçe açığı öngörüsü 403 milyon TL oluyor.

İlk bakışta korkutucu bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.

Ancak paniğe gerek yok.

Şöyle:

İthalattan alınan KDV giderek artan bir seyir izliyor. Haziran ayındaki performans ikinci yarıya olduğu gibi yansırsa bu kalemde ilave 60 milyon TL’lik bir gelir elde edilecek.

Seyrüsefer gelirlerinde ilk altı aylık performans % 40 düzeyinde kalmış. Buna göre 32 milyon TL’lik bir kayıp öngörülüyor. Yurttaşların seyrüsefer harcı ödeme konusunda karşılaştıkları engellerin ortadan kaldırılması halinde bu açık kapatılabilir.

Özel İletişim Vergisindeki performans ilk altı ayda % 50’ye ulaşamamış. Gelirden kayıp öngörüsü 10 milyon TL’ye yaklaşıyor. Gelir ve Vergi Dairesinin teknik donanımı ve hükümetin kararlı duruşu ile bu kayıp da kapatılabilir.

Benzer şekilde Vergi Cezaları kaleminde de performansın artırılması halinde yılsonu itibariyle 20 milyon TL gibi öngörülen kaybın önüne geçilebilir.

Gelelim FİF’e…

Kayıp öngörüsü 200 milyon TL.

Akaryakıt zammı burada devreye girecek.

Ve bu kayıp yarı yarıya düşürülecek.

Hükümetin sosyal ve ekonomik tüm riskleri göze alarak elini taşın altına koyması gerekecek.

Tüm bunlar yapılınca kasaya toplamda ilave 220 milyon TL’lik ilave kaynak girmiş olacak.

Ve bütçe açığı öngörüsü 180 milyon TL’ye düşecek.

Ki bu da azımsanamayacak bir miktardır.

Bu arada Mal ve Hizmet Alımları gider kalemindeki aşırı muhafazakâr pozisyonun aynen devam ettirilmesi de gerekecek.

Genelde Maliye Bakanlığı özelde de başta Gelir ve Vergi Dairesi olmak üzere gelirlere katkı yapan tüm birimlerin çok ciddi çabasıyla ulaşılabilecek nokta budur.

Bu noktada artık siyaset devreye girecek.

Başbakan Tufan Erhürman’ın siyasi tavrı belirleyici olacak.

Kıbrıs Türk siyasetinde iki siyasetçi profili var.

Birincisi şu ana argümanlarla hareket eder:

“Türkiye bizi seviyor, hükümetimizi destekliyor, bize yardımı esirgemez”.

“Bu miktar Türkiye için çok düşük bir meblağdır, paniğe gerek yok, Türkiye açığımızı kapatır”.

“Türkiye için Kıbrıs ulusal davadır, biz de ulusal davanın mücahitleriyiz, Türkiye’nin bize bu desteği sağlaması gerekir”.

“Türkiye burada işgalcidir, nüfus taşımıştır, bunun karşılığında bize para vermek zorundadır”.

Yukarıda sıraladığım dört argüman aynı kefededir ve eski siyaseti temsil eder.

Al birini, vur ötekine…

Yeni siyasetin odağında ise Kıbrıs Türk halkı var.

Onurlu bir toplum olarak kendi kendine yetebilme mücadelesi var.

Dış finansmana erişimi tüm diğer ülkeler nasıl algılıyorsa o şekilde algılama var.

Ve dış finansmana erişimi gözeten bir anlayışla Türkiye ile ilişkileri geliştirme perspektifi var.

Uluslararası anlaşmalara göre hareket etme kabiliyetimizi geliştirme iradesi var.

Dörtlü koalisyon bu aşamada bir karar verecek:

Eski siyasetle yola devam mı yeni siyaset mi?

Başbakan Tufan Erhürman’ın ne yapacağı çok önemli.

Açığı kapatmak için kendi ev ödevlerimize odaklanmak yerine Türkiye’nin kapısını çalar mı?

“Sayın Erdoğan bizi seviyor, desteğini esirgemeyecektir” havasına girer mi?

Amiyane tabirle Kıbrıs Türk halkını dilenci pozisyonuna düşürür mü?

Yoksa onurlu bir duruşla, “Türkiye ile bizim zaten bir anlaşmamız var. Bu anlaşmaya göre Reform Destek Ödeneğinde bu yıl 960 milyon TL’lik bir kaynak var. Biz halkımızı dilenci durumuna düşürmeden bu kaynaktan yararlanmaya bakacağız” mı der?

CTP ve UBP 2015’in ikinci yarısında şeytanın bacağını kırıp yeni siyasete yelken açamamıştı.

UBP ve DP de 2016-2017 yıllarında ellerine geçen fırsatı kullanıp iktidarlarını yeni siyaset üzerine kuramamıştı.

Şimdi CTP öncülüğünde kurulan dörtlü koalisyon kendi kaderini tayin etme aşamasında.

Sadece Bakanlar Kurulunun değil Meclisteki komitelerin ve Meclis Genel Kurulunun da inanç ve kararlılıkla çalışmasını gerektiren bir durumla karşı karşıyayız.

Geçtiğimiz hafta emekliye ayrılan değerli bürokrat Ahmet Havutçu’nun veda yemeğinde Maliye Bakanı Serdar Denktaş ile sohbet ettik.

Son beş yılda görev yürüten tüm Maliye Bakanlarının üzerinde ciddiyetle durduğu ve yoğun mesai ayırdığı yasaların durumunu sordum.

Serdar Bey, Bakanlar Kuruluna, “Mali Yönetim ve Kontrol Yasasını yaz döneminde Kanun Gücünde Kararname ile yürürlüğe sokalım” demiş.

Benim aklıma yattı doğrusu.

Sadece bu yasayı değil yapısal düzenleme niteliği taşıyan ve Meclis komitelerinde sırasını bekleyen tüm yasaların bu şekilde yürürlüğe sokulması bana göre Anayasaya uygundur çünkü bu sayede büyük bir mali kriz teğet geçilmiş olacak.

Elbette bu yasalar Mecliste yine görüşülecek ve kuşa çevrilmeleri ihtimal dışı değil.

Bu nedenle her halükarda Reform Destek Ödeneğinden azami düzeyde yararlanabilmemiz için;

1) Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Yasası,

2) Suç Gelirlerin Aklanmasının Önlenmesi Değişiklik Yasası,

3) Enerji Dairesi Yasası,

4) Muhasebe Denetim Meslek Yasası,

5) AR-GE Faaliyetlerinin Desteklenmesi ve Teknoloji Alanlarının Geliştirilmesi Yasaları,

6) Faktöring, Finans Kiralama ve Finansman Şirketleri Yasası, ve

7) İstatistik Kurumu Yasası,

Gibi, hali hazırda Bakanlar Kurulu tarafından Meclise sevk edilmiş olan yasaların, en erken sürede Meclisten geçirilmesi gerekiyor.

Özetle, durum şöyle:

1. Evet, yılsonu itibariyle bir bütçe açığı öngörülebilir ama gelir-gider performansı ve siyasi irade ile aşılamayacak bir sorunla karşı karşıya değiliz.

2. Hükümet siyasi iradesinin bir göstergesi olarak en kısa zamanda akaryakıt zammını gerçekleştirmek durumunda.

3. 13. maaşların ödenebilmesi için hükümetin yeni siyaset ekseninde seferberlik ilan edip reform destek ödeneğinden azami düzeyde yararlanma imkânı mevcut.

Son bir not:

Borçla bu açık kapatılamaz mı?

2015’te kendi gözündeki merteği görmeyip Maliye Bakanı Birikim Özgür’ün gözündeki çöpü görenler hala sağda solda konuşmaya devam ediyor.

Yeni siyasetten bir milim dahi sapmamayı şiar edinmiş bir birey olarak “bu hesabı iç dünyamda kapatmayı başardım” dersem yalan söylemiş olurum.

Zira siyaseten eksen kayması devam ediyor, kendi kendini yönetme ideali marjinallik ve romantizm ile ikame edilmeye çalışılıyor, toplumsal açıdan sorun derinleştikçe derinleşiyor.

Başbakanın 2019-2021 dönemini kapsayacak yeni protokolü imzalayacağı yönünde somut iradesi, açık beyanı ve uygulama performansı bulunması halinde borçla da 13. maaşlar ödenebilir.

Borçlanma yoluyla veya 2019 yılı gelirleriyle yani gecikmeli olarak 2018 yılının 13. maaşları ödenirse 2019 yılında acı reçete uygulanması zorunluluğu doğar.

Protokol konusunda somut irade, açık beyan ve uygulama performansı olmaksızın sistem zorlanır ve borçlanma yoluna gidilirse sistem çöker ve dörtlü koalisyonu oluşturan partilerin tümü, başta da CTP, bir sonraki seçimde ciddi oy kaybına uğrar.

Bu habere tepkiniz:
TAGS: birikim özgür
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.