Advertisement

Advertisement

KTTO'nun muhalefet partilerine soruları var

KTTO'nun Genel Kurulu yapılıyor.

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
21/01/2012

KTTO'nun muhalefet partilerine soruları var

KTTO'nun Genel Kurulu yapılıyor.

Genel Kurulda bir konuşma yapan Oda Başkanı Günay Çerkez "Muhalefet partilerimizden aşağıdaki iki soruya çok net yanıt vermelerini talep etmekteyiz" dedi ve şu soruları sordu:
1.    Özel sektöre bakış açınız nedir, nasıl bir kalkınma modeli öngörüyorsunuz?
2.    Nasıl bir kamu reformu öngörüyorsunuz? Bu reformun içeriği ne olmalıdır?
Günay Çerkez'in konuşmasının tam metni şöyle:

Sayın Divan Başkanım, Genel Kurulumuza katılarak bizleri onurlandıran Sayın Başbakanım, Sayın Büyükelçim, Siyasi Partilerimizin Sayın Genel Başkanları, Kıymetli Bakanlarımız, Milletvekillerimiz ve Bürokratlarımız,
Sayın TOBB Başkan Yardımcısı, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı,
Sayın AB Komisyonu temsilcisi, Kıymetli Yabancı Misyon temsilcileri,
Sivil toplumumuzun değerli başkan ve temsilcileri, İş dünyamızın temsilcileri olan saygıdeğer üyelerimiz, muhterem hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler ve basınımızın seçkin temsilcileri.

Odamızın 49. Genel Kuruluna hoş geldiniz. Sizleri, şahsım ve Oda Kurullarım adına gönül dolusu sevgiyle selamlıyorum.
Yakın zamanda sonsuzluğa uğurladığımız Kurucu Cumhurbaşkanımız Sayın Rauf Raif Denktaş’ı bir kere daha hasretle anıyor, Odamızın yarım yüzyıllık tarihinde en başından en sonuna kadar her adımımızda yanımızda olduğu için ve bizlere yapmış olduğu katkıları hatırlayarak hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Sayın Kurucu Cumhurbaşkanımız, geleceğe ümitle bakabilmek için yalnız siyaseten değil, ekonomik olarak da kendi ayaklarımız üzerinde durmanın önemini en iyi bilenlerden biriydi. Biz bu bilinçle ve kendisinden aldığımız ilhamla çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Kıymetli Konuklar ve Üyeler,
Yarım yüzyıla aşkın bir süredir Kıbrıslı Türk iş insanlarının ve Kıbrıs Türk ekonomisinin gelişimi yolunda kararlılıkla mücadele eden Odamız, ekonomik varoluş tarihimizin canlı bir tanığıdır. Göreve geldiğimiz günden itibaren bu mirasın bilincinde hareket etmekteyiz.
Geçen döneme ait faaliyetlerimizi, faaliyet raporumuzda ayrıntılarıyle görebilirsiniz. Faliyetlerimizin kısa bir bölümünü az önce ekranda izlediniz.
Zor bir yılı geride bıraktık. Dünyada ve bilhassa Euro bölgesinde gelişen kriz, bölgede ve ülkemizde sıkıntıların bu yıl da devam etmesine sebep olacaktır. Çare, bir taraftan Kamu tasarufunun gerçekleştirilmesi, diğer yandan da geride kalmış 2010-2012 Protokolunun Özel sektör rekabet gücünün artırılması bacağını hızlandırılarak daha etkili bir şekilde uygulanmasıdır. 2010 ve 2011’de daha önceki yıllara kıyasla ekonominin %2.5 - 3 civarında büyümesinde protokolün çok etkin olduğu aşikardır. Ancak sakın rehavete kapılmayalım çünkü yapacağımız daha çok iş vardır.
Ticaret Odası, ülke ekonomimizin tüm kurum ve uygulamalarıyla en üst standartları yakalamasının mümkün, hatta şart olduğuna inanmaktadır. Bunun için yönetim şekillerinden, bürokrasiye, kamu-özel sektör ilişkisinden, mentalite değişikliğine kadar geniş bir yelpazade ilerleme kaydetmek zorundayız.
Hiçbirşeyde uzlaşamasak bile şu temel vizyonda uzlaşmak zorundayız: Versimsiz bir ekonomi kendi ayakları üzerinde duramaz.
Peki ekonomik yapımızı verimli hale nasıl getireceğiz?
Bizim bu soruya cevabımız iki kelimeden ibarettir: Rekabet Edebilirlik.
Rekabet Edebilirlik, en kısa tanımıyla her alanda verimli olmak demektir. Rekabet gücünün artırılması, kalıcı sübvansiyonlar ve korumacı politikalarla değil, sürdürülebilir verimli çalışma süreçleri oluşturularak sağlanır.
Değerli Konuklar ve Üyelerimiz,
Ekonomide verimliliği yakalamanın ana şartı bölge ve dünya ekonomileriyle rekabet edebilir bir yapı oluşturmaktır.
Önceliklerimizi belirlememiz şarttır. Turizm ve yüksek öğrenim alanlarının ağırlıkta olduğu bir ekonomik yapımız vardır. Bunlara kısa sürede bilişim ve kıyı ticaretini, orta sürede finansal hizmetleri ekleyebileceğimizi düşünüyoruz. Tarım ve sanayi, bir ada ekonomisi olduğumuz gerçeğiyle yeniden şekillenmeli, rekabet önceliklerimize göre yeniden yapılandırılmalıdır.
Dünyadaki başarılı değişim örneklerine baktığımız zaman böylesi değişimlerin özel sektör öncülüğünde olduğunu, özel sektörün başarısıyla paralel gittiğini görmekteyiz.
O yüzden daha fazla istihdam yaratmak, köhnemiş yapılardaki değişimi ve yeniliği sağlamak ve uzun vadede yatırımları artırıp bütçe açığını kapatabilmek için özel sektörün önünün açılması şarttır. Bunun için öncelikle özel sektöre bakışta zihinsel bir devrime ihtiyaç vardır. Maalesef ülkemizde özel sektör yıllarca hor görülmüş, iş insanları çeşitli önyargılarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Her işletmenin potansiyel olarak vergi kaçıran kötü niyetli bir mükellef gibi algılanması, iş yapmayı zorlaştırmaktadır. Oysa girişimciliğin teşvik edildiği, özel sektörün desteklendiği bir yapı oluşturabilmiş olsaydık, bugün bire bir yaşadığımız bir çok sorunu yaşamayacaktık. Unutulmamalıdır ki kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomik yapı bugün sıklıkla gündemimizi meşgul eden siyasal ve sosyal diğer birçok sorunun da seyrini değiştirecekti.
Artık geçmiş için üzülmek, hayıflanmak lüksümüz yoktur.İleriye bakmak ve ekonomik aklı önde tutan adımlar atmak zorundayız. Özel sektörün önünü açmak için yapılması gerekenlerin şunlar olduğunu düşünüyoruz.
-Ekonomik yaşamın gelişmesini engelleyen uygulamalar için acilen gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
-Yargının işleyişindeki sorunlar, hızlı ve sağlıklı sonuç almayı neredeyse imkansız kılmaktadır. Vatandaşlarımızın adalet sistemine olan güvenini tesis etmek mecburiyetindeyiz. Bütün kapılar yüzümüze kapandığında sığınabileceğimiz, haklıyı koruyan ve demokratik sisteme olan inancı tazeleyen bir yargı istiyoruz. Bunun için konularında uzmanlaşmış ticari mahkemeler kurulmalı, artık bu ülkede dürüst iş yapan korunmalıdır.
-Rekabet Kurulu’na işlevlik kazandırılması için gerekli tedbirler ivedilikle alınmalıdır.
-Ticaretin önündeki stopaj, gümrük aşamasında KDV ödenmesi gibi zorluklar kaldırılmalı, gümrük uygulamaları hızlı ve pratik olmalıdır.
-Haksız rekabete yol açacak uygulamalara karşı hassas olunmalı, kara sınır kapılarında tutarlı ve istikrarlı bir denetim sürdürülmelidir.
-Girişimciliğin önünü açmak için her türlü lisans ve belge harcı kaldırılmalı veya makul seviyelere çekilmelidir.
-Özel sektörden emekli olanların ödemelerinin kamudan emekli olanlardan sonra yapılması gibi ayrımcı uygulamalar son bulmalıdır.
-İnsanların devlete değil, devletin insanlara hizmet etmesi vizyonu benimsenmelidir. Bu çerçevede ekonomik alanda da kamunun özel sektöre en iyi hizmeti sunması, onu desteklemesi çok önemlidir.
-Kamudaki yapısal reformlar taviz verilmeden uygulanmalı, kamudaki verimlilik artırılmalı, tasarruf önlemleri titizlikle uygulanmalıdır.
-Özelleştirilmeler belli bir program çerçevesinde hızla gerçekleştirilmeli, devletin ekonomik alandan çekilmesi sağlanmalıdır.
-Alınan tüm önlemlere karşın devlet işgücü piyasasında özel sektörün en büyük rakibi olmaya devam etmektedir. Kamuda istihdamın siyasal ilişkilerin etkisinden kurtarılması için partiler arası siyasal konsensüs sağlanmalıdır.
-Bakanlıklarda ve bürokraside birimler arasındaki koordinasyon eksikliği aşılmalı, bürokratik işlemler sadeleştirilerek azaltılmalı, insiyatif alınması teşvik edilmelidir. Alınan kararların uygulanması takip edilmelidir.
-Finansa erişim sorunlarını aşmak için bir takım tedbirler alınmasına rağmen, finansa erişim iş yapmanın önündeki en büyük engellerin başında gelmektedir. Özellikle global ekonomik krizin etkilerini iyice gösterdiği bu zamanlarda işletmelerimize yönelik uzun vadeli, ucuz ve kolay erişilebilir kredilerin sağlanması için projeler geliştirilmeye devam edilmelidir.
-İstanbul Yaklaşımı’ndan esinlenerek “Lefkoşa Yaklaşımı” adı altında kamuoyunun gündemine getirdiğimiz önerimiz hala daha masada durmaktadır. Borçların yeniden yapılandırılması pansuman önlemlerle değil, cerrahi müdahalelerle gerçekleşmelidir. Dövizdeki dalgalanmalar ve kriz nedeniyle elinde olmadan finansal darboğaz yaşayan işletmelerin desteklenmesi, isdihdamın korunması açısından da hayati önem taşımaktadır.
Kıymetli Konuklar ve Üyeler,
“2010-2012 Kamunun Etkinliğinin ve Özel Sektörün Rekabet Gücünün Artırılması” programı kamuoyunda en çok gündeme gelen ama içeriğinin neredeyse hiç tartışılmadığı bir program olarak hatırlanacaktır. İçerik konuşulmadan kutuplaşmalar yaşanmıştır. Oysa KKTC’nin uluslararası tanınmamışlığı nedeniyle anavatan Türkiye ile yapılan benzeri anlaşmalar ekonomimiz için nefes borusu gibidir.
Program, adından da anlaşılacağı gibi sürdürülebilir bir ekonomi yaratma amacını taşımaktadır. Siyasi partilerimizin, iş örgütlerinin, sendikalarımızın, sivil toplumun, fikir önderlerinin ve medyanın yapması gereken, böylesi programların içeriğini ön yargılardan arınarak tartışmaktır.
2013-2015 dönemini kapsayacak yeni protokolün hazırlanmasında, geçmiş dönemlerden farklı olarak, özel sektörü temsilen Ticaret Odası’nın görüşlerinin de dikkate alınacağı müjdesini daha önce vermiştim. Bu zaten odamızın en temel misyonlarından biridir. Odamız, bu görevini yerine getirirken bütün toplumsal kesimlerle diyaloğa açıktır. Bu konudaki kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz.
Geçtiğimiz aylarda ikincisi toplanan Yatırım Danışma Konseyi’nde alınan kararlar, KKTC’deki yatırım iklimini iyileştirmek, reformları kararlı bir şekilde takip etmek ve sonuç olarak yatırımları hızlandırmak için uygulanmalıdır. Hükümetin bu konudaki taahhütlerinin de takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Kıymetli Misafirler ve Üyeler,
İzolasyonlar altındaki KKTC için anavatan Türkiye ile kurduğumuz ekonomik bağlar hayati önem taşımaktadır. Oda olarak bu ilişkilerin gelişmesi için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.
KKTC’nin Türkiye’ye ihracatı ve Mersin Gümrüğü’nden girişler konusu maalesef gerçekler bilinmeden en çok istismar edilen konulardan biridir. Türkiye’ye veya Türkiye üzerinden üçüncü ülkelere giden ürünlerin belli kriterleri karşılaması gerekmektedir. Bu sorunların çözümü ve bilinmeyen hiçbir konu kalmaması için Türkiye Cumhuriyeti yetkilileriyle uzun süredir çalışmalar sürdürmekteyiz. Eylül 2011’de Sayın Beşir Atalay’a sunduğumuz detaylı raporda bu konuya yer vermemiz Türkiye Cumhuriyeti yetkililerini harekete geçirmiştir. Bu çalışmaların sonuncusu ise geçtiğimiz Çarşamba günü Lefkoşa’da gerçekleşmiş, Türkiye’nin Kıbrıs İşlerinden de sorumlu Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay’ın da hazır bulunduğu toplantıda yol haritası çıkarılmıştır.
Odamız, uzun yıllardır hiçbir yetkili makam tarafından gerçek anlamda çözülemeyen bu sorunun artık tamamen netliğe kavuşması için çok önemli bir rol oynamıştır.
Ülkemizde kayıt dışı ekonominin ciddi boyutlarda olduğu bilinmektedir. Bu konudaki en ciddi çalışmaları Odamız yapmıştır, bu konunun sürekli takipçisi olmuştur. Kayıt dışının sektörel boyutlarını araştıran son çalışmamızın ön raporu tamamlanmış olup, gelecek dönemde daha kapsamlı çalışmalara temel hazırlanmıştır.
Ticaret Odası olarak burdaki duruşumuz nettir: Kayıt dışının, kayıt altına alınması için tüm kesimlerle işbirliği yapmaya hazırız.
Odamız ekonomik krizin toplumsal uzlaşıyı daha da zorunlu bir hale getirdiğini düşünmektedir. Verimsiz tartışmalar ve kısır kavgalarla hiçbir yere varılamaz. Zamanında Saray Hotel Yuvarlak masa toplantılarıyla başlayan toplumsal uzlaşı arayışımız ısrarla devam edecektir. Hükümet, İş Dünyası ve Emek Kesiminin asgari müştereklerde uzlaşması ekonomik dönüşümümüzün olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla bütün kesimleri sorumlu davranmaya çağırır, toplumsal uzlaşı için iyi niyetli çabalarımızın süreceğini yineleriz.
Değerli Konuklar ve Üyeler,
Çeşitli platformlarda KKTC’de siyasetin tıkandığı, çözüm üreten değil, sorun yaratan bir yapıya büründüğü dile getirilmektedir. Maalesef bizim kanaatimiz de bu yöndedir. KKTC Siyaset kurumu iktidarı ve muhalefetiyle ülkenin gerçek sorunlarına çözüm yolları aramalıdır.
Ticaret Odası, programında ekonomik reformları gerçekleştirmeyi taahhüt eden hükümete iyi niyetle yaklaşmış, bu reformların gerçekleşmesi için yapıcı önerilerle elinden gelen her türlü desteği vermeye çalışmıştır. Yapılan hatalar ise “bağcı dövmek değil, üzüm yemek” prensibiyle birebir muhataplarına aktarılmış, raporlar yazılmış, sayısız mektupla çözüm yolları önerilmiştir. Tüm bu yazışma ve çalışmaları tarihleriyle birlikte elinizdeki raporlarda da görebilirsiniz. Fakat ne yazık ki hükümetimiz, iyi niyetli çözüm üretenlerden ziyade bağıran, suçlayan, hatta zaman zaman tehdit edenleri daha fazla dikkate almıştır. Ekonomik gerçekleri ve belirli bir vizyonu temel alması gereken hükümet her kesimi memnun etmeye çalışırken hiçbir kesimi memnun edememiş, dengeler gözetilecek diye, ekonomi kurban edilmektedir.
“Ekonomi odaklı bir icraat” vaadedildiği halde, hükümet içi dengeler, partisel çıkarlar, bakanlıklar arasındaki koordinasyon eksiklikleri ve verimsiz bürokratik yaklaşımlar hep ekonominin önüne geçmiştir. Ekonomik programın uygulanmasında yaşanan gecikmeler ve yapılan hatalar, zaman ve kaynak kaybına neden olmuştur.
Ticaret Odası olarak hükümeti eleştirirken sorunun sadece iktidardan kaynaklandığını da düşünmüyoruz. Muhalefet partilerimizin, hükümetin bu kadar sorunlu icraatına rağmen hala daha alternatif olamaması demokratik sistemimize ciddi şekilde zarar vermektedir. Bizim hayal ettiğimiz muhalefet, kendini iktidardaki partiye göre değil, prensipler ve doğrulara göre konumlandıran bir muhalefettir.
Maalesef muhalefet partilerimiz, ekonomik yaşamın canlanması için alternatif çözümler üretmek yerine, hükümet tarafından atılan her adımın karşısında olmuşlardır. Bize göre muhalefetin görevi bu değildir. Uzlaşı kültürüne katkı koymak, doğru adımları desteklemek, yanlışlara karşı alternatif çözüm yolları önermek muhalefetten beklentimizdir. Çünkü muhalefet demek, herşeye karşı olmak demek değildir !
Muhalefet partilerimizden aşağıdaki iki soruya çok net yanıt vermelerini talep etmekteyiz:
1. Özel sektöre bakış açınız nedir, nasıl bir kalkınma modeli öngörüyorsunuz?
2. Nasıl bir kamu reformu öngörüyorsunuz? Bu reformun içeriği ne olmalıdır?
Değerli Konuklar ve Üyeler,
Tüm olumsuz saptamalara karşın çaresizliğe ve ümitsizliğe kapılmaya gerek yoktur. Çünkü doğru adımlarla geçmişte olduğu gibi bugün de elbirliğiyle yeni bir sayfa açabilme kabiliyetimiz vardır. Önemli olan bu kabiliyetimizi icraata dönüştürmektir.
Kıbrıs Türk halkının diğer toplumlardan farklı olarak en büyük şansı, anavatan Türkiye’nin hiçbir karşılık beklemeden ekonomik kalkınma mücadelesine destek vermesidir. Bu avantajı en iyi şekilde kullanabilmek, yapısal reformlarımızı kararlıkla uygulamaktan geçmektedir.
Bizim krizin aşılmasına yönelik somut önerilerimiz şu şekildedir:
Meclis Yapısal Reformları Sahiplenmelidir.
Uygulanan programla birlikte ekonomide başlayan toparlanma sürecini hep birlikte güçlendirmeliyiz. Meclisteki bütün partilerimizin, yanlışlardan ders çıkararak, değişimin motor gücü olan yapısal reformları eksiksiz ve gecikmesiz hayata geçireceğine inanmak istiyoruz. YALPALAMA ve OYALANMA lüksümüz yoktur. Halkımızın oylarıyla seçilen meclisimiz, reform adımlarımızı desteklemek ve güçlendirmek yolunda doğru çözümleri üretmek görevidir. Bu görevi gecikmesiz yerine getirmeyi talep ediyoruz.
Krize karşı toplu seferberlik ilan edilmelidir.
Bu çerçevede KISA VADEDE milli gelirin önemli bir kesimini oluşturan iç tüketimi canlı tutan ve artıran uygulamalara ağırlık verilmelidir. Bu, ticaretin Güneye ve Kuzeye kaymasını önleyecek, ticaret edenlerin, üretici ve tüketicilerin moralini artıracaktır. Bankaları, özel sektörü ve tüketicileri bir araya getirecek özel kampanyalar gündeme gelmeli, kriz algısını hafifletecek düzenlemelerle krizin getirdiği kısır döngü kırılmalıdır. Siyasiler, iş örgütleri ve sendikaların katılımıyla “kriz varsa çaresi de var” temalı kampanyalarla ekonomi desteklenmelidir. Böylece istihdam da korunacak, piyasaya güven yeniden tesis edilecek, ekonomi yeniden ritm yakalayacaktır.
Yatırım İklimi İyileştirilmelidir
Ekonomik krizle mücadele eden birçok ülkenin krizi aşmak için ekonomik büyümeye önem vermekte olduğunu görmekteyiz. Bankalardaki atıl tasarrufun yatırıma dönüşmesini sağlayacak önlemler alınmalı, yatırım iklimini iyileştirilerek birikimlerin verimli kullanımı teşvik edilmelidir. Unutulmamalıdır ki dış yatırımcıları cezbetmenin yolu da yatırım iklimini iyileştirmekten geçmektedir.
Hepimiz biliyoruz ki işsizlik bu ülkenin en önemli sorunlarından biridir. İş insanları olarak bu sorunun ülkenin geleceğini tehdit ettiğinin farkındayız. Bu yalnız iktisadi değil, ayni zamanda sosyal bir meseledir. Bu sorun, toplumsal barışa zarar vermekte, ülkede huzursuzluk yaratmaktadır. Bizim tespitlerimize göre işsizliğin en önemli sebebi ekonominin ihtiyacı olan işgücüyle, mevcut işgücünün nitelikleri arasındaki uyumsuzluktur. Ekonomik dönüşüm sırasında bu sorunun iyileştirilmesi için çaba harcıyoruz. Gerçek sorunlara gerçek çözümler üretmek için her türlü işbirliğine açık olduğumuzu yeniden hatırlatmak isteriz.
Kalıcı çözüm, Kamuda istihdam yerine ekonomiyi büyüterek özel sektörde istihdam yaratacak imkanlar yaratmaktır.


Değerli Konuklar ve Üyeler ,
Ticaret Odası, Kıbrıs’ta adil, kalıcı ve sürdülebilir bir çözümü desteklemektedir. Çözüm ve AB vizyonu 2004’deki ayni güç ve inançla devam etmektedir.“KAZAN-KAZAN” felsefesi çerçevesinde, tarafların haklarını gözeten, karşılıklı saygıya dayalı bir çözüm, herkesin yararına olacaktır.
Ekonomimizi olası bir çözüme hazırlamak için az önce saydığım önlemleri hayata geçirmek, çözümü sürdürülebilir kılmanın ön şartıdır.
Greentree’de görüşmelerin başlamak üzere olduğu bu anlarda çözüme olan desteğimizi bir kere daha yinelerken, bu belirsizliğin sonsuza kadar süremeyeceğini, bunu ekonomimizin daha fazla kaldıramayacağını en net ifadelerle vurgulamak isterim. Ekonomimizi sağlam temeller üzerinde yeniden şekillendirmek, çözüm arayışlarına ve çözümden sonra oluşacak yeni işbirliğine en büyük destek olacaktır.
Avrupa Birliği’nin ekonomimizi çözüme hazırlama iddiasıyla 2004 yılında gündeme getirdiği 3 tüzükten sadece 2’sinin hayata geçirilmiş olması bu iddiayı zayıflatmıştır. Sadece ada içi ticareti düzenlemek için geçici bir önlem olarak uygulamaya konulan Yeşil Hat Tüzüğü, beklentileri karşılayacak bir araç değildir. Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde yapılan müdahaleler, reel sektöre öncelik vermediği için etkisi sınırlı kalmıştır. Bu 3 tüzükten bizce en önemlisi olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü ise hala daha Avrupa Parlamentosu’nda beklemektedir. Görüşme sürecinden bağımsız olarak AB’nin Kuzey Kıbrıs’a yönelik 2004’te verdiği sözleri tutması, aslında çözümün kendisine de katkı koyacaktır.
Bunun yanında adanın siyasi geleceği şekillenirken, ayni coğrafyayı paylaştığımız Kıbrıs Rum toplumuyla karşılıklı güvene dayalı bir ilişki geliştirmek bizim için büyük önem arzetmektedir. Bu vesileyle kendileriyle birlikte çok ses getiren ortak çalışmalara imza attığımız KEBE’deki dostlarımıza, özellikle de değerli dostum Manthos Mavrommatis’e, işbirlikleri için teşekkür ederim. Geçen Temmuz ayındaki talihsiz patlama neticesinde elektriksiz kalan Güney Kıbrıs’a elektrik verilmeye başlanması, Mantos’un ve bizim kişisel gayretlerimizle gerçekleşmiştir. Bu işbirliğimizin BM Genel Sekreteri’nin Güvenlik Konseyi’ne verdiği raporda bile yankılanması bizim için övünç kaynağı olmuştur.
Ticaret Odası, geçtiğimiz dönemde Avrupa’daki küçük işletmelerin önde gelen ağı Avrupa Küçük İşletmeler İttifakı ESBA’ya üye olmuş, yönetiminde temsil edilmeye başlanmıştır. Geçtiğimiz Eylül ayında, olağan Yönetim Kurulu toplantısını adamızda gerçekleştiren ESBA, dünyayla bağlarımızı geliştirme yolunda en önemli araçlarımızdan biri olmaya devam edecektir.
Değerli Konuklar ve Üyeler,
Biz geleceğe umutla bakıyoruz. Çünkü günün en zifiri saati, ayni zamanda güneşin doğmasına en yakın olan saattir. Sorunlarımızın ne olduğuna dair teşhisler yıllardır bilinmektedir. İhtiyacımız olan tek şey kararlı ve cesaretli olmaktır.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası olarak bu kararlılığa sahip olduğumuzu bir kere daha vurgular, beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim, saygılar sunarım.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: KTTO Genel Kurulu, KTTO’nun Genel Kurulu yapılıyor., Günay Çerkez
MANŞETLER

HK EKONOMİ

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.