Mehmet Hasgüler yazdı

ads ads ads
25/05/2022

ads
ads
Mehmet Hasgüler yazdı

Türkiye ile imzalanan son mali işbirliği protokolüyle ilgili tartışmalara ve eleştirilere bakınca bir protokolün toplumu ilk kez bu kadar “infial” içine ittiğini ve “kamplaştırdığı” görebiliriz. Protokol kapısı ilk kez 28 Nisan 1976’da Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) ile KTFD Enerji Bakanlığı arasında imzalanan Teknik Yardım ve İşbirliği Antlaşması’yla açılmıştı. O günden beri, yani tam 46 yıldır protokol aşağı protokol yukarı antlaşmalar yapılıyor.

Aslında protokol denilen anlaşmaların hepsinin ısmarlama olduğunu hepimiz biliyoruz. Ankara neden bizim güzelim siyasilere her seferinde güveniyor ve bunları yazılı antlaşmalarla kayıt altına alıyor, gerçekten hiç anlamıyorum. Garip gelen bir diğer şey de protokollerin Ankara’da hazırlanması ve Lefkoşa’daki siyasilerin önüne konması! (Dürüstçe söylemek lazım sonuncusunda yer alan bazı sosyal projeksiyonlar hariç protokollerde yazılanların kümilatifte çoğunluğu yapılması gereken başlıklar).Bu siyasilerin oy aldıkları ve seçmenlere karşı sorumlu oldukları yer burası halbuki. Vatandaşa birçok vaat veriyorlar ama koltuğu kapar kapmaz bütün söylediklerini unutup Ankara’nın önlerine koyduğu pilavı kaşıklamaya başlıyorlar. Bu “görevi” hem UBP hem CTP iktidarları hep aynı şekilde yerine getirdiler.

Bu kısırdöngüden ebediyen kurtulmanın yolu Ankara ile normalleşmekten geçiyor.  Yani normalleşme Kıbrıs Türkünün temel isteği olmalıdır. Bunun yolu da avuç açmaktan kurtulmaktan geçiyor. Bunu samimi biçimde ifade edecek nitelikte siyasilerimiz var ama nedense düşüncelerini ortaya koymaktan çekiniyorlar. Bu durum ülkenin jeopolitik gerekleriyle kaynakları arasında yıllardır denge kurmak yerine “huvarda” biçimde kurulan ve uygulanan sistemin iflas etmesidir. 

Bir süredir iki devletli çözüm hem Ankara hem de Lefkoşa tarafından yüksek sesle diye getiriliyor. Peki bunun doğru çözüm olduğuna inanıyorlarsa Türkiye ve KKTC arasında iki ayrı devlet anlayışına uygun bir ilişki neden kurulmuyor? Yani Ankara iki devletli çözümü sadece Kıbrıs Rumlarına ve uluslararası topluma laf olsun diye mi söylüyor? Diğer yandan Ersin Tatar da iki devletli çözüme inandığını söylüyor ama KKTC’de Ankara’nın haberi olmadan tek bir adım atmıyor. Peki sadece Tatar mı böyle? Bakın UBP’nin seçilmiş tüm siyasetçileri sürekli Ankara’ya kendilerini beğendirme yarışında… Haksızlar mı? Maalesef değiller, çünkü Lefkoşa siyasetinde basamak atlamanın yolu kendini Ankara’ya beğendirmekten geçiyor. Elbette düzeni bu hale bugünkü siyasiler getirmedi. Yarım asırdan fazladır durum böyle. Ama en azından kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş döneminde bu işler biraz daha devlet adabıyla ele alınıyor ve iş son dönemlerdeki gibi ayağa düşmüyordu.

Ankara’yla protokol dışında bu haftanın en önemli gündem maddesi, UBP-DP-YDP Hükümeti’nin Fasıl 154 Ceza Yasası’nda değişiklik yapıp “Müfsit Niyetli Yayınlar” kapsamını genişletmek için bir yasa tasarısı hazırlamasıydı. Sivil toplumu ayağa kaldıran tasarı kabul edilirse bundan böyle KKTC devletine ve Cumhurbaşkanı’na “hoşnutsuzluk” göstermek suç sayılacak. Biliyorsunuz müfsit “fesat çıkaran, bozguncu” anlamına geliyor. 1929 yılından, müstemleke(koloni) döneminden kalma aşağılayıcı bir yasayı, İngiliz icadı bu “gavurluğu” gündeme getirmek acaba kimin fikriydi? Sanırım eleştiriye tahammülsüz siyasilerin kafasından çıkmıştır, aklıma başka bir ihtimal gelmiyor. Ama bu tip işler KKTC halkının seçtiği meclise yakışmaz; bunlar İngiliz sömürge meclisinin, “Kavanin Meclisi”nin işidir. Bu ceza yasasını Kıbrıslılar için reva gören sömürge idaresine karşı tam 2 yıl sonra vali konağının da yakılacağı büyük kalkışmayı İngilizler hala unutamadıklarından(veya saklamaları gereken şeylerden) ötürü dönemin arşivlerini açmayı sürekli erteliyorlar.

Peki muhalefet ne alemde? CTP protokol ve ceza yasasında yapılmak istenen değişikliğe haklı olarak eleştiriler getiriyor. Ancak sokağa çıkıp insanlarla konuştuğumuzda halkın CTP’ye yönelik de tepkisinin olduğunu görüyoruz. Birçok kişi içinde bulunduğumuz konjonktüre gelmemizde CTP’nin de payı olduğunu düşünüyor ve “Baştan UBP-CTP koalisyonu kurulsaydı bu karmaşa ve kaos yaşanmazdı” diyor. CTP koalisyon görüşmelerini Kıbrıs sorunundaki farklı yaklaşımlardan ötürü reddettiğini iddia ediyor. Öyle mi? Bu konuda tanıklar farklı şeyler söylüyor. Elbette siyasi partiler muhalefet olmayı da hükümette olmayı da kendi partilerinin iç meselesi olarak değerlendirebilirler. Lakin burada konu parti içi meseleyi çoktan aşmıştır.

Hem dünya hem bölgemiz olağanüstü bir dönemden geçerken iktidarıyla, muhalefetiyle, seçmeniyle oturup düşünmemiz gereken şeyler, yanıtlamamız gereken hayati sorular var. Ülkemiz hali hazırda yeniden oluşan uluslararası güvenlik anlayışının neresinde olacak? Kıbrıs Türkleri yeni güvenlik mimarisinde kendilerini nerede görmeliler? Bu ve buna benzer soruları konuşmamız gerekirken protokoldü, ceza yasasıydı gibi konularla tam bir mahalle kavgası içindeyiz. Ülkemiz insanı büyük bir bunalım yaşıyor ve her gün ortaya çıkan yeni haberlerle ülkesinden umudunu kesiyor. Bunu durdurmak için mahalle kavgasına derhal son verip gerçek sorunlara odaklanmaya başlamalıyız.

25/05/2022 08:31
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Mehmet Hasgüler
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.