Mehmet Hasgüler yazdı: Bir elinde cımbız, bir elinde ayna

ads ads ads ads
29/06/2022

ads
Mehmet Hasgüler yazdı: Bir elinde cımbız, bir elinde ayna

Orhan Veli Kanık, “Bir elinde cımbız, bir elinde ayna umurunda mı dünya” dizleriyle ne güzel anlatmış gamsızları... Sanki, Kıbrıs vatan toprağında yaşayan ve ormanları cayır cayır yanan bizlerin durumunu özetlemiş büyük şair.

Ülkemizdeki yangınların büyük çoğunluğunun kişisel dikkatsizlikten ve sorumsuzluktan doğduğu açıklandı geçenlerde. Bunun tercümesi şudur; yasalarımız kimseye caydırıcı gelmediğinden herkes yangın çıkarmaya müsait bir eda ve hürriyet içinde yaşıyor. Son yangın da bunun kanıtı zaten. Yangının, bir yangın gözetleme evinin kişisel mülke kiralanması ve orada baş gösteren bir sorumsuzlukla çıktığı da söyleniyor ki eğer doğruysa kamudaki denetimsizliğin ve rezilliğin zirve noktalarından biridir.

Sonuç ortada. Dört gün süren son yangında toplam orman varlığımızın yaklaşık yüzde iki buçuğu, yetişmiş orman varlığımızın yaklaşık %25’ine yakını yok oldu. Dört yetişkin orman ağacımızdan biri gitti.

“Sorumlular tutuklandı” diyebilirsiniz ama emin olun bu tutuklama benzer yangınlara son vermeyecek. Çünkü bizim ceza yasalarımızda, örneğin Türkiye’deki gibi orman yakanlara ağır cezalar veren maddeler yok. Türkiye’deki cezalar ağır olduğu gibi, orman yakanlara verilen cezaları her türlü cezayı affetme yetkisi olan cumhurbaşkanı bile affedemiyor. Bizim son yangında tutuklananlarsa hiçbir caydırıcılığı olmayan cezalara çarptırılıp topluma geri gönderilecekler.

Tarihimizin en büyük yangınları hatırlıyorum. 27 Haziran 1995’te Malatya’da başlayıp yayılan ve iki gün sonra Aleykayası Bölgesi Rüzgarlı Tepe’de kontrol altına alınan yangında 5803 hektar küle dönmüştü. 1998’de Güzelyurt’ta yine kişisel sorumsuzlukla çıkan yangın da çok büyüktü ve o da hafızalarımıza kazındı. Peki bunların sorumlularına ne oldu? Açıkçası ben de bilmiyorum ama yasalarımızın konuya yaklaşımını bildiğim için caydırıcı bir ceza almadıklarından eminim.

İtfaiyecilerin çok kullandığı bir sözde denildiği gibi, yangın aslında bir tür savaştır. Bu yalnızca fiziksel mücadeleden kaynaklı teknik bir benzetme değildir. Nasıl ki vatan toprağını düşmana karşı savunmak için askerler canla başla savaşırsa yangına karşı da öyle bir savaş vermek gerekir. Son yangında ve öncekilerde savaşın neferleri olan itfaiyecilerimize ve gönüllülerimize müteşekkiriz elbette.

Madalyonun diğer tarafında ise lafa gelince vatanseverliği kimseye bırakmayan ama neredeyse 40 senedir felaket boyutunda yaşadığımız yangınlara karşı yeterli önlemi almayan, cezalardaki caydırıcılık konusunda adım atmayan karar mercilerimiz var. Burada “karar mercileri” derken yalnızca günümüzün siyasi iktidarından söz etmiyorum hatta yalnızca iktidarlardan da söz etmiyorum.  Muhalefetimiz de basınımız da sivil toplumumuz da ahalimiz de ormanına sahip çıkma konusunda sınıfta kalmıştır. Bu durum ne yazık ki “ala guduru yaşayan” bir toplum haline gelmemizle yakından irtibatlıdır. Bunu her alana teşmil edebiliriz.

Vatanseverliğin yalnızca slogan atıp bayrak sallamak olmadığını, gerçek vatanseverin görevinin her şeyden önce toprağına, havasına, suyuna, ağacına, ormanına, meyvesine, sebzesine, otuna, böceğine, hayvanına sahip çıkmak olduğunu anlamadan bir yere varamayacağımız kesin. Orman yangınlarına karşı, iki devletçilik ya da federal çözüm gibi çareler de yok.

Ne yapacağız o zaman? Şapkayı önümüze alıp adamakıllı düşünecek miyiz?

Ben size söyleyeyim. Allah göstermesin yenileri çıkmazsa bir hafta sonra unutacağız yangınları, “hade denize” deyip keyfimize bakacağız.

Orhan Veli’nin dediği gibi, “Bir elinde cımbız, bir elinde ayna umurunda mı dünya…”

 

29/06/2022 10:15
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Mehmet Hasgüler
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.