Mete Feridun yazdı: Euro’ya geçiş hedefi önemli...

ads ads ads ads
14/12/2021

ads
ads
Mete Feridun yazdı: Euro’ya geçiş hedefi önemli...

KKTC’nin tek taraflı olarak Euro’ya geçişi Türkiye’nin onayı ve Avrupa Birliği’nin desteği olmaksızın pratikte mümkün değildir. Ancak bu saptama, Euro’ya geçiş ihtimalinin gerçekçi bir siyasi söylem olmadığı ve tamamen terk edilmesi gereken bir hedef olduğu anlamına gelmez. Doğru koşulların oluşması halinde bu hedefin gerçekleşmesi önünde teknik ve yasal bir engel bulunmamaktadır. Mevcut koşullar şu an itibariyle bu konunun sağlıklı ve bilimsel bir şekilde tartışılması için doğru zemini yaratmaktan uzak olmakla birlikte, ekonomik politikalarımızın belirlenmesi aşamasında bir “Euro Çıpasının” sürekli olarak gündemde tutulması son derece önemlidir.

Euro’ya geçişin bir hedef olarak gündemde kalması bana göre beraberinde Avrupa Birliği’ne giriş hedefini de taşıyacağından son derece önemli bir çıpa vazifesi görecektir. Rum kesimi ile müzakereler başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da "Avrupa Birliği Çıpası" bizim için önemlidir ve bu çıpayı kaybetmememiz gerekir. Maastricht mali kriterlerinden, yani kamu borçlarının ve bütçe açıklarının sırasıyla Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın % 60’ını ve % 3’ünü geçmemesi kuralından uzak noktalara sürüklenmememiz için böyle somut bir hedefimizin olması şarttır. Çünkü bunlar Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Euro’ya geçmeleri için gerekli olan yakınlaşma kriterleri arasından bizim gerçekleştirme kapasitemiz olan belki de yegane kriterlerdir. Diğer kriterler olan enflasyon, faiz ve döviz kurlarına ilişkin kriterler şu anda zaten bizim kontrolümüzde değildir. Hiç değilse kamu maliyesinde disiplin ve istikrar yakalanabilmesi açısından AB çıpasının önemi büyüktür.

Bana göre Euro'ya geçişin uzun vadeli avantajları, geçişle ilgili maliyet ve zorluklara kıyasla çok daha ağır basmaktadır. İstikrarlı bir para birimine geçmemiz çok acil bir ihtiyaçtır ama Euro'ya geçişin temel sıkıntımız olan mali disiplin ve hesap verebilirlik eksikliği için bir çözüm olmayacağını dikkate almamız gerekmektedir. Euro’ya geçiş ve Avrupa Birliği hedefi kurumsal ve yapısal reformlar için de itici bir güç olacağından bu hedeflerin sürekli olarak gündemde tutulması önemlidir. Ancak, günün soununda hangi parayı kullanırsak kullanalım, para politikası araçlarının yokluğunda en azından mali bir disipline sahip olmamız hedeflerimize ulaşma konusunda en önemli faktör olacaktır

Dolayısıyla Euro'ya geçiş süreci ne kadar acele etsek de uzun zaman alabilecek ve gerek diplomatik açıdan gerekse teknik açıdan büyük gayret gerektiren bir süreçtir. Daha da önemlisi bunun ulusal bir hedef olarak belirlenmesi ve bütün siyasiler tarafından benimsenmesi gerekmektedir. Bu karar önce cesaret ve siyasi irade daha sonra da teknik düzeyde hazırlık ve sıkı bir çalışma gerektirmektedir.

Doğru zamanlama şart...

Euro hedefi bana göre son derece önemli olmakla birlikte bu konunun mevcut konjonktürde gündeme getirilmesi kısa vadede başarılı olma şansını düşürmektedir. Bilindiği gibi bu yıl Nisan ayında Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini askıya alması çağrısında bulunan raporu kabul etti. Raporda Türkiye-AB ilişkilerindeki mevcut gidişatın bu şekilde devam etmesi halinde Türkiye ile katılım müzakerelerinin resmen askıya alınması çağrısı yapıldı. Raporda ayrıca "Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin tarihi olarak en düşük seviyesinde” olduğu tespiti yapıldı. Dolayısıyla KKTC’de Euro’ya geçme konusunun böyle bir ortamda gündeme gelmiş olduğunu unutmamak ve Türkiye’nin böyle bir girişime onay vermesine ilişkin beklentileri gerçekçi bir düzeyde tutmak gerekir.

Türkiye'ye siyasi ve mali açılardan bağımlılığımız göz önüne alındığı zaman bu kararın Türkiye'nin onayı ve desteği olmadan alınması hem pratikte mümkün değildir hem de alinsa bile başarılı olma ihtimalini düşürür. Öte yandan Avrupa Birliği’nin de bu süreçte bizim için önemli olduğunu unutmamalı ve diyalog kapısını açık tutmalıyız. Avrupa Birliği kurumlarından teknik destek almadan da euroya geçiş mümkün olabilecek olsa da bunun mali, lojistik ve teknik açıdan çok külfetli olacağı aşikardır.

Normal koşullarda Euro’ya geçiş süreci...

Öncelikle Kıbrıs’ta bir çözüm olması durumunda dahi KKTC’nin mevcut mali performansı göz önüne alındığında, AB'nin belirli istisnalar uygulamaması halinde Euro’ya geçişe kesinlikle hazır sayılmadığımızı göz ardı etmemeliyiz. Öte yandan sadece Euro’ya geçiş konusuna odaklanacak olursak, Maastricht kriterleri arasında yer alan döviz kuru istikrar kriteri incelendiği zaman Euro"ya geçiş konusunda iki önemli önkoşul olduğunu görmekteyiz.

1- Ülkelerin kendi ulusal paraları olmalıdır.

2- Euro’ya geçmeden yıllar öncesinden Exchange Rate Mechanism-Döviz Kuru Mekanizması (ERM II) kapsamına girerek en az iki yıl süresince sözkonusu ulusal paralarını başarılı bir şekilde euroya sabitlemeleri gerekmektedir.

Kısacası normal koşullarda Euro kullanımına geçiş sürecinin doğru şekilde gerçekleştirilmesi için öncelikle kendi ulusal paramız olması ve Euro'ya geçmeden önce uzun bir süre başarılı bir şekilde bu parayı Euro'ya sabitlememiz gerekmektedir.

"ERM II gölgelemesi" ihtimali...

Euro’ya geçiş hedefi olan bazı ülkeler henüz ERM II’ye dahi girmeden önce tek taraflı olarak ulusal paralarını Euro'ya sabitlemeyi seçmiştir. “ERM II shadowing” (“ERM II gölgelemesi”) olarak adlandırılan bu strateji  bu ülkeler açısından faydalı sonuçlar vermiştir.

ERM II döviz kuru dalgalanmalarını önlemek ve Euro Bölgesi dışındaki Avruğa Birliği ülkelerinin Euro Bölgesine katılımları için kendilerini hazırlamalarına yardım etmek için oluşturulmuştur. AB’ye yeni üye olmuş ülkelerin Euro’ya geçmeden önce bu mekanizmaya dahil olmaları gerekmektedir. Mekanizma içerisinde Euro Bölgesi dışındaki AB ülkelerinin döviz kurları euroya karşı sabitlenerek belirli limitler içerisinde dalgalanmalarına izin verilmektdir. Buna göre Euro ve ülkelerin ulusal para birimleri arasında bir “merkezi kur” (“central rate”) belirlenerek para biriminin bu merkezi kurun üstünde veya altında %15’e kadar dalgalanmasına, yani  çift yönlü %15 dalgalanma bandı içerisinde tutulması gerekmektedir. Daha öncesine gidecek olursak bu bantların genişliği ERM’nin başlangıç döneminde 1979 yılında %2.25 olarak belirlenmiş, ancak istisnai durumlarda % 6’lık dalgalanma bantlarına izin verilmiştir. Bu dönemde Avrupa Para Sistemi’ne üye ülkelerin döviz kurlarını önceden belirlenen sabit merkezi döviz kuru etrafında bu bantlar içerisinde tutmaları öngörülmüştür. 1993 yılında bantlar günümüzde uygulanmakta olan % 15'e genişletilmiştir. Ülkelerin kurları bu bantlar arasında tutabileceklerini en az iki yıl süresince ıspatlamaları gerekmektedir. Birçok ülke bu bantların genişletilmesine rağmen gönüllü olarak para birimlerini daha dar bantlar arasında tutmayı tercih ederek kendilerini Euro’ya geçişe çok daha disiplinli bir şekilde hazırlamıştır. Öte yandan İtalya ve İspanya için daha geniş bantlar uygulanmıştır.

Buradan çıkan sonuç şudur:  Euro Bölgesine girmemiz şu an için uzak bir ihtimaldir. Ancak tek taraflı olarak “ERM II gölgelemesi” gerçekleştirerek hem kur istikrarını sağlayabilir, hem de kendimizi Euro kullanımına hazırlayabilirdik. Bu konuda örnek olarak Kıbrıs Rum Kesimi ve Macaristan örnekleri önemlidir. Hatta Euro kullanmayan Danimarka dahi şu anda gönüllü olarak ERM II iki kapsamında %2.25’lik dalgalanma bantları uygulamaktadır. Ancak bu örneklerin bizim için geçerli olabilmesi için için de öncelikle kendi ulusal paramız olması gerekir.

Kosova ve Karadağ örnekleri...

Bu iki ülkenin Avrupa Birliği’ne üye olmamalarına rağmen Euro kullanıyor olmalarını örnek göstermeden önce  bu ülkelerin hangi koşullarda Euro kullanmaya başladıkları konusunda bilgi sahibi olmamız gerekmektedir. Bu ülkelerin 2002 yılında tek taraflı olarak Euro’ya geçiş süreçleri incelendiği zaman aslında bu örneklerin bizim durumumuzla bire bir örtüşmediği görülmektedir.

Bu ülkelerde euroya geçmeden önce Alman Markı’nın kullanılmakta olduğunu ve Euro’ya geçişin Avrupa Birliğinde Euro’nun tedavüle sürülmesiyle birlikte Almanya ile birlikte eşzamanlı olarak gerçekleştiğini dikkaten kaçırmamamız gerekir. Karadağ ve Kosova halihazırda istikrarlı olan bir para biriminden Euro'ya geçmişler ve bu aslında Alman Markı'nın tedavülden kalkmasının doğal bir sonucu olarak gerçekleşmiştir. Kısacası bu ülkeler istikrarlı bir paradan yine istikrarlı bir paraya geçmiştir.

Bu noktada tarihi sürece de kısaca bir göz atmakta fayda vardır. Kosova'da Alman Markı 1999 yılından itibaren kullanılmaya başlanmıştı. Karadağ'da da aynı yıl Alman Markı Yugoslav dinarıyla eş zamanlı olarak kullanılmaya başlamış ve bir sene sonra ülkedeki tek yasal ödeme aracı olmuştur. Dolayısıyla Almanya’nın Euro kullanmaya başlaması ile doğal bir süreç içerisinde bu ülkeler de Euro’ya geçmek durumunda kalmıştır. Kosova’nın Euro’ya geçiş sürecinde hem Avrupa Merkez Bankası hem de Euro bölgesindeki bazı merkez bankaları destek sağlamıştır. Karadağ’ın durumunda böyle bir destek sağlanmamışsa da en azından Euro’ya geçiş öncesinde Alman Markı’nın kullanımının Almanya'nın rızası ile gerçekleştiği görülmektedir.

Tekrar vurgulamak gerekir ki bu örnekler bizim durumumuzla tam olarak örtüşmemektedir. Eğer mutlaka bir örnek arıyorsak İzlanda’yı da inceleyebiliriz. Bilindiği gibi bir süre önce Avrupa Birliği üyesi olmayan İzlanda'nın da Euro’ya tek taraflı olarak geçiş ihtimali gündeme gelmişti. Ancak Avurupa Merkez Bankası İzlanda’nın en az iki yıl boyunca ERM II'ye katılmadan önce avroya geçişine izin verilmeyeceği açıklamıştır.

Dolayısıyla başka ülkeleri örnek gösterirken bizim şu anda istikrarsız bir para birimi kullanmakta olduğumuz gerçeğini göz ardı etmemeli ve her ülkenin kendine özel koşullarını da dikkate almak durumundayız.

Avrupa Birliği sadece birkaç denizaşırı Fransız bölgesi ve Andora, Monako, San Marino ve Vatikan gibi Avrupadaki mikro devletlerin Euro kullanmasına resmi olarak onay ve destek vermis olsa da, üye ülkelerin tek taraflı olarak Euro'ya geçerek ERM II koşullarının etrafından dolanmaması konusunda çok katı bir tutum izlemektedir. Avrupa Birliği'ne katılmak isteyen herhangi bir devletin Maastricht kriterlerini yerine getirmeden önce tek taraflı olarak Euro’ya geçişine izin verilmemektedir. 

Euro’ya geçebilmek için yapılması gerekenler...

Euro’ya geçebilmek için şu anda yapılabileceğini tespit edebilmek için herşeyden önce durumumuzu net bir şekilde tahlil etmemiz gerekmektedir. Bizim Euro’ya geçiş ihtimali çerçevesinde kendimize özel bir pozisyonumuz vardır:

1-     Avrupa Birliği’nin bir parçasıyız

2-     Avrupa Birliği’ne aday bir başka ülke olan Türkiye’nin parasını kullanmaktayız.

Birinci nokta Euro’ya geçiş aşamasında bizim avantajımıza olabilecek bir detaydır. Bu nokta bizi Euro’ya geçiş konusunda sıradışı bir duruma sokmaktadır. Çünkü, normal koşullarda Avrupa Birliği’ne üye olarak Euro kullanımına geçecek olan ülkeler için ön koşul olarak gerekli olan döviz kurunun en az iki yıl boyunca sabitlenmesi şartı bizim için uygulanmayabilecektir.

İkinci nokta isi bizim dezavantajımızadır çünkü kendi ulusal paramız olmadığına göre ERM II koşulunu yerine getirme şansımız yoktur.

Bu konular bizim yorumumuza açık konular olmayıp Avrupa Birliği ile istişare edilerek bugünden açıklığa kavuşturulması gereken bir konulardır. Çünkü gerekli koşulları önceden tespit edip hazırlıklara Euro'ya geçişten yıllar öncesinden başlamak gerekmektedir. Güncel bir örnek vermek gerekirse mesela Hırvatistan ERM II'ye katılmadan çok önce ulusal parasını euroya sabitleyerek sıkı bir döviz kuru rejimi benimsemiştir.

Benzer şekilde Bulgaristan da ERM II katılmadan önce 10 yıldan uzun bir süre boyunca ulusal para birimini Euro karşısında sabitlemiş ve şu anda 2024 yılında bu kur üzerinden euroya geçmeyi planlamaktadır.  Bizim de Euro’ya geçmeden çok önceden kendimize göre bir merkezi kur belirleyip bunu idame ettirmeyi başarabilip başaramadığımızı kendi kendimize test etmemiz gerekmektedir. Bu da herşeyden önce kendi ulusal paramız olması gerektiği anlamına gelir. 

Doğru yönetilmesi ve dışarıdan desteklenmemiz halinde "ERM II gölgelemesinin" enflasyonu da kontrol altında alma konusunda da mutlaka faydası olacaktır. Örneğin Macaristan, Finlandiya ve İspanya gibi bazı ülkeler ERM’deyken kısıtlayıcı dar bantlar kullanırken aynı zamanda enflasyon hedeflemesi yapmışlar ve büyük ölçüde başarılı da olmuşlardır. Bu noktada tabi ki doğru yürütülen mali politikaların da enflasyonu düşürmedeki rolünü gözden kaçırmamakta fayda vardır.

Euro'ya tek taraflı geçiş...

Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkeler için tek taraflı olarak Euro’ya geçebilme açısından herhangi bir önkoşul veya yasal engel bulunmamaktadır. Bu açıdan bakacak olursak tek engel siyasidir. Ancak bu sadece Türkiye’nin onay vermesi açısından değil Avrupa Birliği’nin desteğini sağlamak açısından da gereklidir. Yani sadece Türkiye’nin ikna edilmesi yetmez, Avrupa Birliği ve Avrupa Merkez Bankası ile diyalog sağlanması gerekmektedir.

Eğer bir gün Avrupa Birliği’ne katılma ümidimiz varsa euroya geçiş için gerekli olan ön koşulların nasıl uygulanabileceğini Avrupa Birliği ile dolaylı yoldan da olsa istişare etmeye devam etmemiz gerekmektedir. Çünkü belki de öncelikle bir süreliğine dahi olsa kendi para birimimiz olması koşulu gündeme gelebilecektir. Örneğin, tek taraflı olarak 2002 yılında Euro kullanımına geçen ve 2010 yılında AB’ye aday ülke olan Karadağ örneğinde, ülkenin kendi ulusal parasının olmaması, ERM II istikrarlı bir döviz kuruna sahip olma kriterini yerine getirmesini engellemektedir. Avrupa Birliği, Karadağ’ın üyelik sürecinde halihazırda Euro kullanıyor olmasından hiç de hoşnut değildir. Bu durumun Karadağ’ın Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde ne gibi sorunlara yol açabileceği belirsizliğini korumaktadır. 

Euro’ya geçiş aşaması...

Euro başlangıçta her ne kadar da 1999 yılında resmi para birimi haline geldiyse de Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Euro’ya geçişi üç yıllık bir geçiş dönemi çerçevesinde gerçekleşmiştir. Geçiş döneminde Euro cinsinden banknotları ve madeni paralar Ocak 2002'ye kadar tedavüle sürülmemekle birlikte bundan üç yıl öncesinden itibaren, banka hesap özetleri ve fiyatlar hem mevcut ulusal para birimi hem de euro cinsinden hazırlanmaya başlanmıştır.

Bu dönemde Euro bir hesap birimi olarak kullanılmaya başlanırken devlet ve finans kuruluşları euroyu işlemlerinde kullanmaya başlamışlardır. Euro'nun tedavüle sürülmesinden sonra ise üç aylık bir süre zarfında ulusal para tedavülde kalmıştır, ancak bankalar ve işletmeler tarafından kademeli olarak toplanarak dolaşımdan çekilmiştir. Ancak günümüzde ülkeler farklı uygulamalar da tercih edebilmektedir. Örneğin Bulgaristan 2024 yılında avroya geçmeyi planlarken uzun zamandır sabit kur uyguladığından sadece bir aylık bir geçiş dönemi olacağını açıklamıştır.

Bir diğer önemli nokta da Euro'ya geçiş sürecinde haksız fiyat artışlarını ve suistimalleri engellemek için yasal tedbirlerin alınması ve fiyatların her iki para cinsinden de yazılmasının zorunlu olmasıdır.  Ayrıca, bu geçiş dönemde elektronik transferler ve diğer nakit dışı işlemlerin Euro üzerinden yapılmasına daha önce başlanmalıdır. Öte yandan, muhasebe sistemleri ve ilgili mevzuat da euroyu kabul edecek şekilde revize edilmeli, banka mevduatları, özel sözleşmeler, ücretler ve vergi yükümlülükleri Euro cinsinden hazırlanmaya başlanmalıdır.

14/12/2021 22:29
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Mete Feridun yazdı: Euro’ya geçiş hedefi önemli..., haberkibris,
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.