Niye kendi kendimizi yönetemiyoruz?

ads
29/07/2018

ads
Niye kendi kendimizi yönetemiyoruz? - Birikim Özgür Yazdı

Birikim Özgür Birikim Özgür


Kendi kendini yönetme, geleceği tasarlayabilmekle alakalı bir konu.

Bunun için devletin doğru teşkilatlanması gerekiyor.

Bu konuda gerekli adımları atmak, kamumuzu doğru teşkilatlandırmak zorundayız.

Öncelikle kendi kendini yönetmenin ne olmadığını netleştirmemiz gerekiyor.

Makroekonomik dengelere ve buna bağlı olarak bütçe dengesine hiç bakmaksızın birilerinin gönlünü hoş etmek için yapılan icraatlar kendi kendini yönetmek değil yönetememektir.

“Biz gönlünüzü hoş etmek istiyoruz ama Türkiye bize engel çıkarıyor” söylemleri de işin cabasıdır.

Kamuoyuna yansıyan çeşitli görüşleri sentezleyip tek cümle ile ifade etmeye çalışırsak kendi kendini yönetmekten biz şunu anlıyoruz:

“Eşel mobili iki ayda bir uygulayalım, akaryakıta zam da yapmayalım, Türkiye ile protokol de imzalanmasın ama yılsonu oluşacak bütçe açığını ve yatırımlarımızı da Türkiye karşılaşın”.

Böyle bir dünya yok artık.

Başbakanları bu kurmaca model üzerinden itibarsızlaştırılma hastalığımızı yenmenin vakti geldi hatta geçti bile.

Türkiye ile imzalanacak programları biz hazırlayalım…

Bunun için iki şeye ihtiyaç var:

Birincisi siyasette zihniyet değişikliğidir.

Siyasi partiler, makroekonomik göstergeler üzerinden geleceği planlama ve halka somut vaatler sunma becerisini geliştirmelidir.

Zihniyet değişikliği tamamlanmadığı sürece siyasi partiler günübirlik olaylar karşısında verdikleri veya vermedikleri tepkilerden ibaret etkisiz birer sivil toplum kuruluşu olarak varlıklarını sürdürecek.

İkincisi ise yukarıda bahsi geçen devleti doğru teşkilatlandırma meselesidir.

2016-2018 döneminin sonuna geldik.

Başbakan Tufan Erhürman 2019-2021 dönemi için önerilerini hazırlamakta olduklarını kamuoyu ile paylaşmıştır.

Açıklamalardan anlayabildiğim kadarıyla hazırlıklar daha ziyade projelere ilişkindir.

Yani Türkiye’nin sunacağı hibelerle yürütülecek projelere ilişkin bir çalışma yürütüldüğü anlaşılıyor.

Bu, yürütülecek üç yıllık programın sadece harcamalar kısmını oluşturmaktadır.

Esas mesele ise sistemimizi düzeltmek için hangi eylemlerin hayata geçirileceğidir.

Makroekonomik göstergelerimizi iyileştirmeye dönük yapısal reform hamlelerine ilişkin masaya yine herhangi bir eylem planı konulmayacağı anlaşılıyor.

Türkiye’nin “önceki programda tamamlanmayan eylemler yeni programda aynen yer alacak” diyeceğini, bizim ise popüler olmayan bazı eylemlere ilişkin itirazlar ileri süreceğimizi şimdiden tahmin etmek güç değildir.

Dünya ekonomisini de izleyerek daha güçlü bir ekonomi için gerekli olan reformları masaya koyan taraf ister istemez süreci sürükleyecektir.

Bu tabloya göre 2019-2021 programı oluşturulurken de Türkiye yöneten, Kıbrıslı Türkler yönetilen pozisyonunda olacaktır.

Hazır değiliz.

Olamayacağız da.

Ta ki devleti doğru teşkilatlandırana kadar…

Örneğin AB ile uyum sürecinde oluşturduğu kapasite ile Türkiye’nin kendi geleceğini tasarlamak üzere nasıl bir idari yapılanmaya gittiğini incelemekte yarar var.

Yeni sistemde Cumhurbaşkanlığında 662 kişilik kadro tahsis edilen Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) kuruldu.

Başkan, Maliye Eski Bakanı Naci Ağbal.

Başkanlık, Orta Vadeli Programı, Orta Vadeli Mali Planı, sektörel plan ve programları hazırlayacak ve makro dengeleri oluşturacak.

Programların uygulanmasını izleyecek, değerlendirecek, gerektiğinde değişiklik yapacak; stratejik planların hazırlanması, uygulanması ve izlenmesine ilişkin genel ilke, esas ve usulleri tespit edecek.

Bütçe politikalarını oluşturma ve Cumhurbaşkanlığının TBMM’ye sunacağı bütçeye son şeklini verme görevi de SBB’nin olacak.

SBB aynı zamanda Hazine ve Maliye Bakanlığı ile birlikte kamu yatırımlarını yönetecek, yatırımlara ilişkin analiz ve araştırmalar yapacak.

İşte KKTC’nin de böyle bir güçlü birim oluşturması gerekiyor.

Mevcut yapımızda DPÖ, Bütçe Dairesi, Ekonomi Bakanlığı ve T.C. Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisinin üstlendiği tüm görevleri uhdesinde barındıracak güçlü bir birim…

Ancak bu sayede devlet gerçek manada yönetilebilecek.

Aksi halde devleti yönettiğini zannedenlerin yaptığı tek iş günübirlik meselelerle uğraşmaktan ibaret kalmaya devam edecek.

SBB’nin yürüteceği işler bizde bir merkezden yönetilmiyor.

Başbakanlık buna göre yapılandırılmış değil.

Kalkınma programlarını Ekonomi Bakanlığı yürütürken, bütçeyi Maliye Bakanlığı hazırlayıp Bakanlar Kuruluna sunuyor.

Orta Vadeli Program ise “dostlar alışverişte görsün” mantığı ile hazırlanıyor yani işlevi tam manasıyla henüz oturmuş değil.

Politika tasarımı ve mali yönetimde gerçek manada Orta Vadeli Programa geçmemiz ve bunu tek elden yönetmemiz gerekiyor.

Bunun için DPÖ’nün baştan aşağıya tamamen yenilenmesi ve kapasitesinin artırılması şart.

Yıllardır tartışılan bir diğer alternatif daha var:

DPÖ’nün İstatistik Kurumuna dönüştürülmesi ve Başbakanlığa bağlı yeni bir Politika Koordinasyon ve Kalkınma Merkezi kurulması.

Başbakanların geleceğimizi bir merkezden tasarlayıp uygulamaları izleyebilmesi için Türkiye’de yeni kurulan Strateji ve Bütçe Başkanlığı gibi güçlü bir yapılanmaya bizde de ihtiyaç var.

Kurulması halinde Politika Koordinasyon ve Kalkınma Merkezi bu ihtiyacı karşılayabilir.

Ülkemizde popülizm yarışına dönüştürülen siyaset böylesi yapısal meseleleri ele alacak vakti bulabilirse, kendi kendimizi yönetme konusunda önemli mesafeler kat edebiliriz.

2019-2021 programını değil ama 2022-2024 programını gerçek manada Kıbrıslı Türklerin hazırlaması bana göre mümkündür.

Şimdiden çalışmalara başlanması kaydıyla…

29/07/2018 17:44
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Birikim Özgür, yazı, yazar, haber, Kıbrıs
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.