HABER KIBRIS

Önce çözüm mü yoksa adam olmak mı?

ads
26/12/2017


ads

Eşref Çetinel


Hayal etmeden umut etmek ne kadar mümkündür? Ömrümüz  “hayallerle” geçerken umutlarımızı besleyip  yeşertti.. 1974 Barış harekâtı o yeşeren umutların gerçekleşmesiydi.

Dünyada ilk kez bir Türk toplumu Türkiye dışında kendi bayrağının, kendi vatanının, kendi egemen ve özgür devleti oluyordu.

Çok heyecan verici bir tarihi olaydı bu! Filistin’le ayni yıllarda başladığımız  özgürlük ve bağımsızlık savaşımında biz yarım asır sonra devlet oluş gerçeğine ulaşırken, Filistin devlet oluşuna karşın  hâlâ özgürlük ve egemenliği için İsraille savaşmaktadır!

       BİZE nasip kısmet olmuş bu tarihi “devlet” kazanımımızı ne kadar koruduğumuzla ne kadar sahip çıktığımız ise tartışmalıdır. Nitekim Türkiye dışında ilk kez oluşmuş bu küçük fakat anlamı ile tarihi büyük Türk topluluğun “vatanım” demekten bile kaçındığı coğrafyasına baktığımızda, kendimizden utanıyoruz!

DEVLET işlevine baktığımızdaysa utancımızın yanına “yazıklar olsun” kelimesini ekliyoruz! Çünkü coğrafyamızı yüzümüzü kızartacak her türlü olumsuzluk ve pisliklerle boğarken; anlıyoruz ki devlet olacak  mertebeye kadar ulaştığımız  o büyük şansımızı, çok kötü yönetimlerle harcamışız! “Yönetim erkinin” içine türlü çeşitli alavere dalavere sokuştururken, popülizmi azdırmış, devlet varlıklarımızı “mütegallibe” yaratmak için kullanmışız…

       FAKAT yıllardır bu yapısal kusurlarımızı, yüz kızartan kötü yönetimlerimizi  görmek istemeden seçimden seçime koşarken bir yandan da “adam olamadan” bizi “adam edeceğini” sandığımız “çözümün” peşinde müzakerelerden müzakerelere koşuyoruz! Zannediyoruz ki “adada barışçı çözüm olmazsa biz devlet yönetecek “adam gibi adamlığa” asla sahip olamayacağız!

       İlle de Rum’la bir federasyon şemsiyesi altında birleşmeliyiz  ki “sayelerinde kalkınıp dünya devleti olalım!” Öyle mi?

       VAR mı bir ulusal mücadelede böyle bir “dava anlayışı?” Rum da bizim gibi mi düşünüyor diyorsunuz? Türk tarafı ile çözüme gidecekler de istikrara, huzura, sosyoekomik büyüklüğe ulaşacaklar! Bunun için mi gözlüyorlar müzakereleri?

       VE iki kelime daha: Seçim bitsin müzakereler hemen başlasın” beklentilerinin reklamını  kampanyalarına sokuşturanlar bir daha düşünsünler:                                                Önce “adam olup” devlete sahip çıktıktan sonra mı müzakere?” Yoksa önce “müzakere  çözüm” sonra mı adam olmak!”


UBP ile DP  ayrılan yollarına karşın kampanyalarını ayni frekans ve  ayni makamdan sürdürüyorlar.

Koalisyon hükümeti dönemindeki icraatlarını anlatıyorlar. Her ay aksatmadan maaşları ödediklerini hatırlatıyorlar. Yüzlerini kırsala döndüklerinde çiftçi ve hayvancıya nasıl teşvikler sağladıklarını, yaptıkları yolları anlatıyorlar…

       Doğrusu ya bir buçuk yılda yapılabileceklerini ancak  yaptıklarının hakkını vererek  dersiniz ki “bu kısa sürede daha çok ve önemli icraatlar beklenmezdi zaten!”

Fakat geriye dönüp baktığımda m geçen o bir buçuk yıllık UBP-DP koalisyon hükümetinin icraatlarına olanlarının bile ne kadar sancılı ve tartışmalı olduğunu, o büyük destek verdiklerini söyledikleri tarım kesiminin nasıl Bakanlık kapılarına traktörler dayandıklarını, hakları olduğu söylenen haklarını hep kavga ederek aldıklarını da görürsünüz.

Maaşların her ay hatta günü geldiğinde hayat pahalılığıyla birlikte ödemelerin yapıldığına doğrudur dersiniz ama o maaşların nasıl döviz karşısında vurgun yediğini eriyip gittiği parasal sıkıntıların borç harç içinde insanları nasıl mahkeme kapılarına sürüklediğini de hatırlarsınız…

Devri iktidarlarında çarpık yapılaşmaların sürdüğünü, arazi tahsisleriyle çok özel kişilere gerek Kalkınma gerek Vakıf Bankalarından nasıl rizikolu ve usulsiz krediler verildiğini de görürsünüz!

Tabi alt yapının döküldüğünü, trafik sorunun gitgide beter olduğunu, eğitim öğretim skandallarını, çevre kirliliğini, dökülen kurumları, hele hele Sağlık servislerinin nasıl baştan kara ettiğini görürsünüz. Buna karşılık bir başka gerçeğe toslar ve şaşkınlıktan şaşkaloza dönerken “olamaz mümkün değil” dersiniz!

Neden onca başarısız Bakan yine seçim sandığına soyundu? Neden önlerinde tek bir yıldızcık değil yarısı karartılmış yıldızı olanlar bile yine politika sahnesindeler?

Tabi “ad” yazmıyorum. Kimsenin ne düşmanıyız ne de rakibi. Fakat düzgün yönetilmesini istediğimiz bir memleket devlet sevdalısı olarak hele de “Köşemizde” icraatlarını sürekli eleştirdiğimiz “politikacıların” yeniden aday olarak ortalara fırladığını gördükte gayriihtiyari diyoruz ki “hâlâ ne bekliyorsunuz bu insanlardan?”

Buna karşın evet UBP 1. parti çıkacak.   DP için umudumuzla temennimiz, sandıktan çıkmasıdır. Fakat bu antika, kondeme çıkması gereken  adaylarla mı?  Ki sayıları şukadarcık da olsa “partilerini” karartıyorlar gölgeleriyle!


       KISACA TAKILDIĞIM: (SEÇİLENLER  KEYBEDENLER SAYESİNDE KAZANIRLAR!)

Siyasi partilerimiz onca adayı nerede nasıl bulup derlediler hayret. Şaka değil. Memleketin bir yarısı aday!

Neyse Ahmet Sanver’den bir fıkra daha aktarayım: Öğretmen öğrencilerinden birine “bana on tane vahşi say oğlum” demiş.

Öğrenci başlamış saymaya: “Aslan, kaplan, fil, gergedan…”  Fakat aklına başka vahşi hayvan gelmeyince,   “altı tane de zürafa öğretmenim demiş!”

Bu nedenle adaylar furyasına aldırmayın. Her zaman olduğu gibi “üstler” olacak sandıktan çıkan “astlar” olacak fellik görevini yapan… Ne var ki siyaset sahnesi budur. Ve dahası kazanması gerekenler için çalışırlar “kazanmaması gerekenler!”

Bu habere tepkiniz:
TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems