HABER KIBRIS

Orta çağ taş müzesi ve bir turistin düşündürdükleri…

ads
23/05/2012


Bülent Dizdarlı


İnsanın bunaldığı zamanlar olur hani, alıp başını bir yerlere kaçmak ister. Öyle bir günümdeydim işte Siyasi dünyanın gafleti, işin yorgunluğu, çevrenin ketumluğu ile iyice içim daralmıştı. Bir yerlere kaçmam gerekiyordu . Ne var ki öyle uzaklara gidecek zamanım da pek yoktu. Öyleyse yapılacak tek şey vardı: Fotoğraf makinesini boynuma asıp eski LefkoşA’yı dolaşmak…
Bana göre Eski LefkoşA’nın iki kalbi vardır. Biri Sarayönü diğeri de Selimiye Cami’nin olduğu yerler. Ben de bu iki kalpten Cami olanından başlamak istedim gezmeye. Aracımı park ettim. Devasa binanın etrafında dolanıp onu resimledim. Arkasındaki meydanda ilerlerken bir den önüme bir yapı çıkması ile duraksadım. Merak edip yavaşça söz konusu binaya yanaştım. Üzerindeki tabelada “Ortaçağ Taş Eserleri Müzesi” yazıyordu. Kendi kendime “ Allah Allah , bu şehirde böyle bir müze mi var yahu?” diye mırıldanırken,yüzümün kızardığını hissediyordum. Öyle ya dünya üzerinde otuzdan fazla yabancı ülkeyi gezmiş görmüş olan ben, kendi doğup büyüdüğüm şehirde böyle bir müze olduğunu bilmiyor ,bunun utancını yaşıyordum .
Birden bina içinden gelen sesle irkildim. Görevli Erkan Bey , kibarca beni içeri davet ediyordu. Doğrusu ilgimi çekmemiş değildi. Girdim. Erkan Bey hemen anlatmaya başladı. Bina on beşinci yüzyılın ikinci yarısında Venedikliler tarafından yapılmış. O yıllarda seyyahların ,şehir dışından gelenlerin yatı evi olarak kullanılırmış. Bu günkü şekline ise 1905 yılında İngiliz döneminde gelmiş. Esasen bir İngiliz tinyozluğunun sonucu müze haline dönmüş.
O yıllarda bu günkü Mahkemelerin yanındaki Başsavcılık , binalarının olduğu yerde tarihi Lüzinyan Sarayı varmış. Bu saray LefkoşA için önemli bir sembolken, tarihe değer vermeyen İngilizler tarafından yıkılıp yerine Baş Savcılık Binaları yapılmış. Aslında bu konu tartışma konusudur. İngilizlerin Fransız temsilcisi olan Lüzinyan’ların bıraktığı her esere hoyrat davrandığı bunu da geleneksel Fransız düşmanlığına bağlanması gerektiğini yazan yazarlarımız da vardır. Gelin görün ki sebep ne olursa olsun Medeniyet Şampiyonu İngilizler ,çok önemli bir kültür mirasını yerle bir edip , sanki yer yokmuş gibi, Mahkemeleri buraya inşa etmişler ,hakimiyetlerini bu şekilde tescillediklerini sanmışlardır.
O zamanlar Rum’u Türk’ü bu yıkıma karşı durup tepki göstermişse de İngiliz inadını kıramamıştı. Ama en azından JESUF adlı bir arkeolog özel izin alarak , yıkılan sarayın önemli taşlarını, bu gün “Müze” olarak kullanılan bu binaya taşımasına onay vermişlerdir. Bina, Jesuf’un taşları buraya taşıması sonrası uzun süre ambar olarak kullanılmış. Binanın şu an en ilginç yanı ise geniş penceresidir. Bu pencere halkın tepkisini azaltmak adına Luzinyan Sarayından taş taş sökülüp numaralandırılıp aslına uygun olarak buraya takılmıştır.
Bu arada Sevgili Müge Şevketoğlu’nun uyarısı ile öğrendim ki, bizim yıllardır “Sarayönü” diye adlandırdığımız meydan da adını bu tarihi ama yok olmuş Lüzinyan Sarayından alıyormuş. Oysa ne yalan söyleyeyim ben o ismi hep Saray Otel’den aldığını sanırdım.
Bu gün müze içerisinde ,bu ilginç pencere dışında da o tarihi Lüzinyan Sarayına ait taşlar, taşların üzerinde ilginç figürler, soylu ailelerin taşlara kazınmış armalarını görebilirsiniz. Arçoz dan çıkarılan taşlarla bahçesi 2003 yılında restore edilen Müzemiz ortadaki fıskiyeli havuzu, duvarlara yerleştirilmiş Lüsinyan sembolleri ile görülmeye değer bir yerdir. Gürsel Sezgin Bey başta olmak üzere orada bulunan tüm çalışanların doyurucu bilgilerini size anlatma aktarma heyecanını hep taşıdıklarını da belirtmek isterim.
Bina içinde bir duvarda eski Lüzinyan Sarayının Figürünü, Büyük Hamam’da bulunan eski bir lahit’i, taş vaftiz banyo küvetini, Lüsinyan’ların Küdüs ve Kıbrıs Krallıkları’nın taştan sembollerini , bir çok sütun taşın baş kısmını , en önemlisi de ünlü tarih ressamı Azerbaycanlı sanatçı Adalet DADAÇEV’in kara kalemle kalıntıların orijinal hallerini tasvir ettiği resimleri görebilirsiniz.
Birde o devirde nazar taşı olarak kullanıldığı ifade edilen Green Man yada Mask Man kabartmasının en tipik örneğini bu bahçede görebileceğinizi belirteyim.

Bu arada Müzeyi gezerken eleştirici yanımı da canlandıran bir olay yaşadım. Ben oradayken müzenin önünden geçen turist, kafasını uzatıp fotoğraf makinesi ile Lüzinyan Sarayı’nın penceresini çekti. Görevliler onu kibarca içeri davet ettiğinde ise , önce niyetlendiyse de giriş ücretinin iki euro olduğunu duyunca vazgeçti.
Ona yanaştım ve biraz konuştum. Aslında turist haksız değildi. Küçük bir müze için o parayı vermek istemeyebilirdi. Kendi ülkesinde de müzeler ücretliydi ama orada insan saatler geçirebiliyordu. On dakika bile vakit ayırmayacağı bir müzeye iki euro niye versin di ki ? Örneğin Onun ülkesindeki Harmitage (St.Petersburg’dadır) Müzesi de 15 euroydu, ama içine girildi mi en az dört beş saat vakit geçirebiliyordu. O parayı vermeye değiyordu yani.
Dediğim gibi… Adamı dinledikçe hak verdim ama bu arada ne yapabiliriz diye de düşündüm. Bence LefkoşA müzeleri için tek bilet tek fiyattan satılmalı ve bileti alan, onu göstermek koşulu ile birkaç gün yada bir hafta içinde şehirdeki tüm müzeleri başka ücret ödemeden gezme hakkına sahip olmalı.Kısacası Eski LefkoşA bir şehir müzesi olmalı. Bunu sağlamak çok zor olmasa gerek diye düşünüyor, bu konuda kafa patlatması için Turizm yetkililerimizi göreve çağırıyorum …
HAFTANIN FIKRASI
Çiftçinin biri komşu barda oturmuş deli gibi içerken arkadaşı gelmiş ve "Hey, bu güzel günde niye sarhoşlar gibi oturup içki içiyorsun ki?" demiş..
Çiftçi : Bazı şeyler vardır ki açıklanamaz...
Adam : Bu kadar kötü olan şey ne?
Çiftçi : Bugün oturmuş bizim ineği sağıyordum. Kova tam dolmuştu ki sol ayağıyla bir tekme attı ve kova devrildi.
Adam : Tamam ama buna bu kadar üzülmeye değmez...
Çiftçi : Bazı şeyler vardır ki açıklanamaz...
Adam : Sonra ne oldu?
Çiftçi : Bende bir ip aldım ve sol ayağını yandaki direğe bağladım... Adam : Sonra ?
Çiftçi : Tekrar oturdum sağmaya devam ettim . Kova tam dolmuştu ki sağ ayağıyla bir tekme daha attı ve kova yine devrildi.
Adam : Yine mi?
Çiftçi : Bazı şeyler vardır ki açıklanamaz...
Adam : Sonra ?
Çiftçi : Bende başka bir ip alıp sağ ayağını da yandaki direğe bağladım. Tekrar sağmaya başladım. Tam kova dolmuştu ki aptal inek bu kez de kuyruğuyla bir kova sütü devirdi.. Bazi seyler vardir ki aciklanamaz... Adam : Sonra ne yaptin peki?
Çiftçi : Bende başka bir ip aradım bulamayınca da kemerimle ineğin kuyruğunu tavana bağladım. Ve tam o sırada pantolonum düştü ve karım içeri girdi...
Adam: eee
Çiftçi: Bazı şeyler vardır ki açıklanamaz…

Anlayamadıklarım
Futbol sezonu bitti. Galatasaray-Fenerbahçe muhabbeti olmadan bu yazı nasıl geçireceğiz şimdi anlayamıyorum.

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Bülent Dizdarlı
MANŞETLER

HK Bülent Dizdarlı

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.