HABER KIBRIS

ad

Özcanhan: Geldiler diye bağırmaya, birbirimize sarılmaya başladık

Özcanhan: Ansızın gökyüzünde 2 tane gümüş rengi uçak gördük

ads
19/07/2019
TAK ÖZEL DOSYA (4)..

ads
Özcanhan: Geldiler diye bağırmaya, birbirimize sarılmaya başladık

 “Ne mutlu bana ki 1974 Barış Harekatlarında görev aldım, zaferi yaşadım...” 21 yaşında Çetinkaya’da ettiği yeminle girdiği TMT’de birçok önemli olaya tanıklık eden Özcan Özcanhan, 20 Temmuz sabahını, üzerinden yarım asra yakın bir süre geçmesine rağmen o günkü gibi, gurur ve mutlulukla anıyor…

1963’e kadar tapuda müfettiş olan Özcan Özcanhan, olaylar başladıktan sonra İngilizce ve Rumca bildiğinden dolayı Enformasyon Dairesi’nde basın yayın memuru oldu... Teşkilatın gözü kulağı olduğu o günlerde birçok sıcak çatışmaya da tanıklık eden Özcanhan, özellikle Barış Harekatı başladıktan sonra Lefkoşa Köşklüçüftlik’te yaşadıklarını dün gibi acıyla hatırlıyor…

Mücadele yıllarında verilen emirleri, uygulasa dahi, beğenmediğinde yüksek sesle eleştirmekten geri durmayan Özcanhan, haksızlıklara dayanamayıp, görüşlerini özgürce dile getirmesinden dolayı her dönem başını derde soksa da doğru bildiğini söylemekten hiç şaşmadı…

TAK muhabirlerinin 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı’yla ilgili sorularını yanıtlarken de zaman zaman duygulanıp, yapılan yanlışları anlatırken isyan etse de Kıbrıs Türkü’nün varoluş mücadelesinde yer almanın gururunu iliklerine kadar hissediyor, hissettiriyor…

“RADYOLARDA ‘ELEN KIBRIS CUMHURİYETİ İLAN EDİLDİ’ ANONSLARI”

1974’te Lefkoşa Köşklüçiftlik bölgesinde görevli olan Özcan Özcanhan, 15 Temmuz sabahı saat 07.30’da tabur komutanı Mustafa Cahit ile birlikte Muharrem Apartmanı’na çıktığında Vali Konağı olarak bilinen Makarios’un sarayının bulunduğu taraftan çatışma sesleri duydu.

“Komutana çatışma var o tarafta dedim. O tatbikattır dedi. Çok gitmedi bu kez çatışma sesleri Başpiskoposluk binasının bulunduğu taraftan gelmeye başladı. Hemen Ahmet Savalaş bir transistörlü radyo buldu ve getirdi. Her gün dinlediğim RIK radyosu o gün her zamankinden farklı olarak marşlar çalıyor ve ‘Makarios öldürüldü’, ‘Elen Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi’ anonsları yapılıyordu.”

Karargaha döndükten sonra radyo ve telsizleri takip ederek neler olup bittiğini anlamaya çalışan Özcanhan, Yunan darbesini yabancı kaynaklı haberlerden de doğruladı ve üstlerini bilgilendirdi. “İlk silah sesini duyduğumuzda sabah 07.30-08.00 sıralarıydı. Öğleden sonra Baf’tan ‘Makarios ölmedi’ anonsu yapan bir yayın buldum. Ardından Makarios’un kendisi radyoya çıktır ve ‘Ben cumhurbaşkanınız, ölmedim, yaşıyorum’ dedi.”

Rum tarafındaki gelişmeleri enformasyon görevlisi olduğundan yakından takip eden Özcanhan, Lefkoşa ile Atina’nın arasındaki gerginliğin uzun süredir farkındaydı. “Yunanistan’dan bir heyetin geldiğini ancak Makarios’un bu heyeti kabul etmeyip, Trodos’a kaçtığını duymuştuk. Arkasından sarayındaki Yunan muhafız alayını kovduğu duyumunu almıştık.”

MÜCAHİTLER ALARMA GEÇTİ

Yunan darbesinin ardından mücahitlerin alarma geçtiğini kaydeden Özcanhan, mücahitlerin görev yerlerinde hazır ola geçirildiğini, mücahit mevzilerine takviye yapıldığını ve savunma hatlarının güçlendirildiğini belirtti.

Barış Harekatı ve olası çatışmalara yönelik hazırlıklar devam ederken, Özcanhan Türk ve yabancı kaynaklardan Kıbrıs’a ilişkin diplomatik girişimleri de takip etti.

“Kıbrıs’taki kanlı darbeyi yakından izleyen Ankara’daki yetkililer toplantılar yapıyordu. Diğer garantör İngiltere ile yapılabilecek girişimleri görüşmek üzere zamanın Başbakanı Bülent Ecevit Londra’ya gitti ancak sonuç alamadı. Ecevit ülkeye dönüşünde siyasi ve askeri yetkililerle toplantılar yaptı.”

GERGİN BİR BEKLEYİŞ BAŞLAR

Ecevit diplomatik girişimlerine devam ederken mücahitler ve Kıbrıs Türkü’nün gergin, heyecanlı, endişeli ve korkulu bir bekleyiş içine girdiğine işaret eden Özcanhan, merakla radyo ve televizyonların başında bekleyen herkesin “Ya bu sefer de gelmezlerse?” sorusunu sorduğunu söyledi.

Darbe sonrasındaki o günlerde “Dağ düştü gelmediler. Köfünye düştü, gelmediler. Gene gelmeyecekler” kaygısının hakim olduğunu vurgulayan Özcanhan, muhasaralar ve kanlı saldırılarda, kısa süreli uçaklı ihtar uçuşlarıyla yetinen Türkiye’nin o güne kadar Kıbrıs’a askeri çıkartma yapmamasından dolayı herkesin endişeli olduğunu belirtti.

“BİR TARAFI TURUNCU, BİR TARAFI MAVİ BİR ÇARŞAF VERİRLER”

19 Temmuz akşamı Ahmet Savalaş ile birlikte karargâha çağrılan Özcanhan’a, hayatında hiç görmediği “küçük” bir silah verildi.  

“Açtık kapadık şak şak. Boş bir LAV anti tankmış. Nasıl çalıştıracağımızı anlattılar. İçlerine birer roket koydular. Düşman tankı gelir ve yanımıza yaklaşırsa vuracağız... Hem sevindik, hem heyecanlandık.”

Mevzilerine döndükten sonra çok geçmeden yeniden karargâha çağrılan Özcanhan ve arkadaşlarına bu defa çarşaf büyüklüğünde parlak bir kumaş verildi. “Bir tarafı turuncu, diğer tarafı mavi. Türk jetleri geldiğinde turuncu tarafını açacaktık ki bizi vurmasınlar. Yunan jetleri gelirse ise mavi tarafını açacaktık… Bunun artık şakası kalmadığını anlıyoruz. Her an gelebilirlerdi. Heyecan had safhadaydı...”

VE 20 TEMMUZ SABAHI

Özcan Özcanhan, 20 Temmuz 1974 Cumartesi sabahı günün ilk ışıklarıyla birlikte mücahitlere moral vermek için arkadaşlarıyla mevzileri dolaşmaya başladı.

“İngiliz Elçiliği’nin önünde gözlerimizi dağa diktik. O zaman binalar da yok. Sonra ansızın gökyüzünde 2 tane gümüş rengi uçak görünce ‘Geldiler, geldiler’ diye bağırmaya, birbirimize sarılmaya başladık. Koştuk mücahitlere haber verdik...”

Olayları anlatırken gözyaşlarını tutamayan Özcanhan, uçaklara rağmen harekatın gerçekten başlayıp başlamadığından emin olamamıştı. “Gerisi gelecek mi diye tedirginlik içindeydik. Derken Boğaz tarafından daha büyük uçakların uçtuğunu gördük. Sonradan C9 olduğunu öğrendiğimiz bu uçaklar Beşparmak dağlarını yalayarak batıdan doğuya ilerlerken, gökten paraşütler yağmaya başladı...  Karargahta, mevzilerimizde bayram havası... Radyoda Denktaş’ın sesi: Şu anda adanın dört yanında kahraman Mehmetçiklerimiz çıkartma yapıyor. Gazamız mübarek olsun..."

“UMUTSUZLUK İKİ GÜN İÇİNDE SİLİNDİ”

Özcan Özcanhan, 15 Temmuz sonrasında hakim olan umutsuzluk ve endişenin, harekat başladıktan sonra bir iki gün içinde silindiğini, herkes yakınlarını aramaya, uzakta olan akrabalarının durumunu araştırmaya başladığına dikkat çekti.

“Darbe oldu ama bizimkiler merak etmeyin, kendi aralarında oldu deyip sakinleştirmeye kalkışsa da karşı taraf ‘sizin de sıranız gelecek’ diye megafonlarla anons yaptığı için, herkes korku içinde Türkiye’nin bir an önce müdahale etmesini bekliyordu.”

Özcanhan, darbe olduktan sonra Türk yönetiminin birtakım idarecilerinin  herkes gibi cepheye gitmek yerine, Kooperatif Merkez Bankası’nın altında, kasaların olduğu yere sığınmasını ise buruk bir gülümsemeyle hatırlıyor.

YAŞANAN BAZI “AKSİLİKLERİ” ANLATIRKEN GÖZYAŞLARINI TUTAMIYOR

Özcan Özcanhan, ilk uçakların gelmesiyle havada kağıt parçaları uçmaya başladığını anımsıyor.

“Üzerlerinde İngilizce, Rumca ve Türkçe ‘Barış için geldik. Ateş açmayın. Kan dökülmesin’ şeklinde yazılar vardı. Ama Rumlar dinler mi? Başladılar ateş açmaya. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ateş, top ve bazuka yağmuruna tutunca olanlar oldu.”

Rumların ateş açması üzerine yaşananları anlatan Özcanhan, görevli olduğu İngiliz Elçiliği’nin ilerisinde, makarna fabrikası yakınlarında yaşanan bazı “aksilikleri” hatırlarken gözyaşlarını tutamıyor.

“Çıkarmadan sonra ikinci ya da üçüncü gündü. Altan Yavuz’un yarım inşaat evinin orda Savalaş ile Rum tanklarının gelmesini bekliyorduk. Tank geldi ama derenin bu tarafına geçemediğinden olduğu yerden mevzilerimize ateş açtı. Hücum emri verildi. Tabur komutanı da yok. Başımızda biri yok. Nereye hücum edeceğiz? Kim idare edecek? Aldık elimize silahı saldırdık. Beyaz mevzimiz vardı. İngiliz Elçiliği’nin arkasında. Oralarda çatışma oldu.”

“YARALANANLARIN BAZILARI DERENİN İÇİNDE KALDI”

Mehmet Pele ve Enver Emin’in, o belirsizliğin içinde Gornaro Oteli’ne kadar giderek, Türk bayrağı diktiğini ancak arzulanan takviye gelmediği için bir süre sonra geri geldiğini belirten Özcanhan, “Özellikle zırhlı bir araçtan açılan ateş sonucu zayiat verdik. Takviye istedik. Yerlerinden ayrılan 1-2 mücahidin tabur karargahına gidip, düştük demesi üzerine çok kritik anlar geçirdik Saldıranların yarısı vurularak öldü. Yaralananlardan bazıları derenin içinde kaldı” diye konuştu.

Özcanhan, yaşananların etkisiyle kendini kaybetmiş ve başlamış sövmeye saymaya... Daha sonra karargaha çağrılan Özcanhan, Girne Kapısı’na gelince yolun kamyonlarla kapatıldığını görünce bir o kadar daha sinirlenmiş. “Meğer biz o tarafta destek beklerken, bu kadar geride, Rum tanklarına karşı barikat kurmuşlar. Karargahın önü de aynı. Kamyonlar ve otobüsler yığılmış. Beni gören arkadaşlar şaşkın. Koşup sarıldılar. Bizim taburun düştüğünü öğrenmişler, şehitleri sorarlar. Ben ise hâlâ niye destek gelmediğini öğrenmeye çalışırım.”

ÖZCANHAN’IN YENİ GÖREVİ İRTİBAT BÜROSU

Bu olayın üzerinden çok geçmeden Enformasyon Dairesi’nde kurulan İrtibat Bürosu’na gönderilen Özcanhan, gelen giden yabancı diplomatlara, yabancı basın mensuplarına yardım edecek; liderler ve komutanlarla görüşmelerinde tercümanlık yapacaktı.

Esir değişimlerini takip etmek için gelen gazetecilere yardımcı olmak için Kırnı’daki havaalanında beklerken, 15 Rum esirden 3’ü kaybolunca, buradaki görevine son verilen Özcanhan, Osman Örek’in yanında işe başlar ancak dil gerektiren durumlarda ilk hatırlanan hep o olur. Örek’in ricasıyla hazır bulunduğu bir başka esir değişimi sırasında Rum esirlerin sataşmalarına karşı cevap verince, çıkan arbede sonucunda esir mübadelesine ara verilir.

Özcan Özcanhan o tarihten sonra Enformasyon’a geri döner ancak çok geçmeden yeniden göreve çağrılır. Bu kez 2 yabancı gazeteciyi alıp, başlayan İkinci Barış Harekatı’nı izlemeye götürmesi istenir.

MEHMETÇİĞİN ÇIĞLIĞI: “BİZ BURAYA AĞLAMAYA DEĞİL ÖLMEYE GELDİK”

“Boğaz’a gittik. Askeri konvoy gider. Biz de taksiyle arkalarından. Toprak yollardan geçerek akşama doğru Yorgoz’a yaklaştık. Yorgoz’u geçince bir ormanlık alanın içinde Rumların Dragos Kampı’nı bulduk. Komutanla oturup konuşmaya başladı bu yabancılar. Ben de çeviririm. Komutan kampta bulduğu silahları gösterince, gazeteci olduğunu söyleyen yabancılar çok yakından ilgilendiler. Kendi aralarında konuşurlarken silahın Çin malı olduğundan bahsettiklerini duydum. Yani asker olmayan birinin bu silahı tanıması doğrusu ilgimi çok çekmişti.”

Dönüş yolunda asker taşıyan bir kamyonun devrilmesine tanık olurlar.  “Askerlerinin yaralanmasına çok üzülen subay ağlamaya başlayınca bizim araçtaki genç muhafız Mehmetçik, ağlayan subaya bir tokat atıp, ‘Biz buraya ağlamaya değil, ölmeye geldik’ der. Hepimiz şok olmuştuk.”

Özcanhan ve beraberindekiler, çok geride kalan Kızılay’a ulaştırmak üzere 2 yaralıyı da yanlarına alarak yollarına devam eder.

BİRÇOK İLKE İMZA ATTI

Bugün 82 yaşında olan Özcan Özcanhan, kuruluşunda yer aldığı BRT’nin Tekke Bahçesi’nde yayın yaptığı günlerde güvenliği sağlamakla görevliyken, İngilizce bilen arkadaşı gelmeyince spikerliğe başlar.

Yollayacak adam bulunamayınca kısa süreliğine gittiği Anamur Radyosu’nda tam 3 yıl görev yapar.

Enformasyon’daki memurluğu 1974 sonrasında da devam eder. Terfi alamayınca istifa eder...

Daha sonraki yılarda aktif gazetecilik yapan Özcanhan, hemen hemen bütün gazetelerde çalıştı. Kıbrıs gazetesinin ve Kıbrıs’ın ilk özel haber ajansının kuruluşunda yer aldı. Dünyaca ünlü İngiliz haber ajansı Reuters’in yıllarca Kıbrıs temsilciliğini yaptı.

 

Haber: Fezile A. Öksüz – Özgül Gürkut Mutluyakalı

Fotoğraflar: Erol Uysal ve Özcanhan’ın arşivi 

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Özcan Özcanhan, Barış Harekatı, 45. yıldönümü, 20 Temmuz 1974, Rum Milli Muhafız Ordusu, , EOKA-B, haber, kıbrıs
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.