Özel sektörden devlet kadrolarına kaçan çalışanları nasıl kınayabiliriz ki?

Hükümet, kimin üvey, kimin esas evlat olduğunu kanıtlamadı mı?

ads ads ads ads
31/12/2020

ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


Bir haber vardı dün dijital gazetelerde, bugün de kağıda basılı gazetelerde, dikkatimi çekti. Aslında bir sosyal medya paylaşımıydı ama habere çevrilmişti. Bu paylaşıma gazetelerin sahip çıkması aslında canlarının yanıklığındandır, tüm özel sektörün bu sorunu yaşadığından dolayıdır.      

   Haber şu; ülkemizin tanınmış bankacılarından, Bankalar Birliği eski Başkanı Bülent Berkay, hükümet edenlerin devlet kadrolarına işsiz insanları istihdam etmek yerine özel sektörden personel almasına dikkat çekti, hatta Sayın Berkay “alması” değil de “çalması” ifadesini kullandı. Berkay, özel sektörden devlet kadrolarına personel kaydıranlara “Emek hırsızları sizi” dedi.

    Berkay paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

    “Sen ‘Kamuyu küçülteceğim’ de gece gündüz, maaş ödeyemez durumda ol… ‘Kamuda personel sayısı çoktur’ de… ‘Bütçenin bilmem kaçta kaçı maaşlara gider’ de... Her ay sonu nasıl içinden çıkacağını hesapla, Türkiye’ye git dilen, bu ay da maaşları ödeyebildin ve çok iyi iş becerdin diye övün… İşsizliğe çözüm bulacağını söyle, özel sektörün istihdam yaratması için hesapta destek paketleri açıkla, insanları aç ve açıkta bırak. Hele de bugün ‘Özel Sektör İstihdam Destek Fonu’na 100 milyon aktardığını söyle, böyle zor dönemde çalışanını işten durdurmayan ve maaşını tam ödeyen özel sektörün yanında olacağım’ de…

     Ve sonra tüm zorluklara göğüs germeye çalışan bu özel sektörden, tüm emekler ile yetişen, eğitim gören ve hâlâ hazırda çalışmaya devam eden personelini gel ve bir günde çal… Yani kamuda istihdam et ve ‘10 günde geldin geldin, gelmedin başkasını senin yerine alırım’ de… Geçmişte de bunları yaptınız ama böyle zamanda çalışanının tüm haklarını eksiksiz yerine getiren, işten durdurmayan, özel sektörden gel, hâlâ hazırda çalışan personeli kamuya al. Emek hırsızları sizi. Hiç olmazsa en az bir yıldır çalışmayan işsiz olan para kazanmayan işsiz birini alsaydınız Bu siyasi zihniyet hiç değişmedi. Yazıklar olsun…”

    Evet böyle isyan ediyor Bülent Berkay, birçok özel sektör işvereni veya yöneticisinin hislerine tercüman oluyor. Ben de Sayın Berkay’ın söylediklerinin yüzde 90’ına katılıyorum… “Nedir o yüzde 10 bıraktığın?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim, yazının ilerleyen bölümünde bahsedeceğim.

   Ben 30 yılı aşkın süredir özel sektörde çalışan birisi olarak bu durumu çok iyi biliyorum, defalarca böyle şeylere tanık oldum, tecrübe edindim. Bir personeli yetiştirmenin ne demek olduğunu, ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyorum.

   Dünyanın en iyi üniversitesini bitirse de bir personel işin içine girmeden, tecrübe edinmeden, bir eğitim sürecinden geçmeden tam randımanlı olmaz. Emek harcarsınız o personele, örneğin bizim meslekte kişinin, bir ajandaya sahip olması, o ajandasında telefon numaraları biriktirmesi, insanları tanıması, onları haber kaynağına dönüştürmesi, yol sokak öğrenmesi, işin inceliklerini kavraması için en az bir yıl gerekir.

    Günlük yoğunluk içinde personelin size “Bu kimdir?”, “Telefonu nedir?”, “Bu yer nerededir, hangi, sokaktadır?”, “Ne soracağım?” gibi sorular sorması çokça zamanınızı alır, istersiniz ki işi veresiniz, o gitsin yapsın ama öyle olmuyor işte…

    Okulu bitirir gelir, bir eğitim de siz verirsiniz, kendimi emekliliği olamayan sürekli bir öğretmen gibi hissederim. Bilgimi, birikimimi aktarırım aktarmasına da o personeli, tam da işime yarayacak kıvama getirmişken, tam da ondan verim alacakken pat diye bir devlet kadrosuna gitmesi zoruna gidiyor insanın, sonra bunu kaç kez yaşayacaksın ki? Sen uğraş yetiştir, meyvesini başkası yesin… İyi de kaç defa, kaç defa yaşayacaksın bunu?

    İsmini vermeyeyim, sevdiğim de bir abim bakan olmuştu, en değerli elemanlarımdan birisini yanına basın sorumlusu olarak almıştı. Telefon ettim ona, almasın, vazgeçsin diye değil, söyledim de ona, “Bu telefon bu istihdamı engellemek için değil ama bırak küçük bir sitem edeyim” diye.

    “Söyle abim” dedi o eski bakan… Ben de; “Be abi, şu anda kendimi, gelinlik yaşa gelmiş kızını damada vermiş baba gibi hissediyorum kendini. Deyyusun biri gelmiş kızımı almış gitmiş ve hiçbir şey diyememiş gibiyim” dedim… Bir sessizlik oldu sonra ve o bakan, “Yani… Yani benden istediğin nedir?” diye sordu. “Hiçbir şey abi. Hiçbir şey istemiyorum ama üzgünüm” dedim. Sonra da ona açıklamamı yaptım.

     Kız bana, “Devlete gidip garantide olmak istiyorum. Özel sektörün garantisi yok. Geleceğimi kurtarmak istiyorum, beni seviyorsan engel olma” dedi. Hiç kimseye engel olmadım ama özel sektörde de kariyer yapılabileceğini, en azından belli bir yaşa gelene, pişene, tecrübe edinene kadar dayanmasını, onu yetiştiren o kuruma en azından vefa borcunu ödeyip öyle gitmesini söylediğim kişiler oldu.

     Hakkım var mı buna? Bilmiyorum; “Ne vefası abi, çalıştım parasını aldım” dedi kimisi. Elbette öyleydi ama kurumlar da kişileri yükseltir, ona bir şeyler katar, tecrübe kazanmasını sağlar, onu görünür yapar, karşılıklı faydayı unutmamak lazım ama “devlet işine gidip hayatımı garanti altına almak istiyorum” diye birine ne diyebilirim ki?

      “Sayın Berkay’a yüzde 90 katılıyorum, yüzde 10 da başka şeyler var” demiştim ya, işte demek istediğim buydu, yani özel sektördeki sorunlar ve devlet işinin cazibesi…

    Gazeteciler için söyleyeyim mesela; sen onu gece gündüz çalıştıracaksın, bu meslekte kapıdan giriş saati bellidir var ama çıkışı belli değil, bayramı seyranı, tatili yok, maaşı çok yüksek değil. Bazı kurumsallaşmış, düzgün firmaları tenzih ediyorum ama bazılarında durum çok kötü; kimisinin sosyal sigorta ihtiyat sandığı yatırımları yapılmıyor, kimisinin maaşları geç ödeniyor, kimisinin çalışma şartları kötü, çoğunun kaderi patronun iki dudağı arasında, “hadi git” deyip kapı önüne konulsa, hakkını arayamıyor…

       Özel sektörde çalışan birçok kişi benzer sorunları yaşıyor, en iyi durumda olan bile kendini güvende hissetmiyor. Bir tarafta mesleki geleceği pamuk ipliğine bağlı bir kitle, diğer tarafta her türlü hakka sahip, sendikal güvence altında devlet çalışanı. Ben şimdi nasıl “gitme” diye ısrar edeyim?

    Çok uzağa gitmeyin Mart 2020’den bugüne Covid-19 salgınını gözünüzün önüne getirin. Devlet özel sektör çalışanına üvey evlat, devlet çalışanına esas evlat muamelesi yaptı. Özel sektör çalışanları, 1500 TL gibi azıcık rakamı bile doğru dürüst alamadı. Özel sektör çalışanı Covid-19 salgını sürecinde perişan oldu, gün geldi maaş almadı, gün geldi yarım maaş aldı, gün geldi maaşının üçte ikisini aldı, birçoğu işsiz kaldı, açlık çekti. Kim ilgilendi özel sektör çalışanıyla, kim hatırını sordu, kim “durumun nedir?” dedi. Hiç kimse… Ülkeyi yönetenlerin umuru bile olmadı.

      Devlet çalışanı maaşını da aldı, kesintisini de, 13’üncü maaşını da… Devlet çalışanı gün geldi rotasyon usulü de çalıştı, gün geldi seyrek çalıştı, gün geldi işe de gitmedi, işini kaybetme ya da maaşını alamama endişesi yaşamadı. Ya özel sektör çalışanı? Her türlü olumsuzluğu yaşadı, işini kaybetmemek için parasız da çalıştı, çok az maaşa da… Devlet ve hükümet yetkilileri, göz göre göre, göstere göstere kimi kolladıklarını ortaya koydular. Bunu gören hangi özel sektör çalışanına “gel devlette çalış” diyecekler de gitmeyecek?

     Ben defalarca yazdım, beni de babam 1992 yılında bir seçim öncesi devlet dairesine koydurmuştu da ben “mesleğimi yapacağım, gazetecilik yapacağım” diye kaçmış, devlet işini bırakmıştım. Hiç pişman olmadım, genelde kurumsallaşmış, iyi şirketlerde çalıştığım halde özel sektörde çalışmanın çok daha zor olduğunu söyleyebilirim.

     Benim özelde işe başladığım dönemde o da devlet işine giren arkadaşımın emekli sandığından alacağı paranın, benim İhtiyat Sandığı birikimimin iki katı fazla olduğunu gördüm, emekli maaşı da benden yaklaşım 3 bin TL fazla olacak… Ben saat mefhumu tanımadan gece gündüz çalıştım, ne ek mesaim oldu, ne bayramı bilebildim, ne yılbaşını, ne de doğru dürüst tatil yapabildim, yaşadığım streslerle birçok hastalıkla uğraştım, arkadaşım lay lay lom çalıştı, izinler, hastalık izinleri, ek mesailer, cumartesi- pazarlar, bayram tatilleri, idari tatiller aldı… Gözüm yok, şikayetim de yok ama herkes benim gibi düşünmez ki. Bana da zaten “ahmak” diyorlar devlet dairesinden kaçtığım ve bu kadar yoğun çalıştığım için.

     Evet, Sayın Bülent Berkay haklıdır, onun ruh haline ben de büründüm çok kez ama özel sektöre düzen gelmedikçe, devlet daireleri ve kurumları cazibesini bu şekilde sürdürdükçe, hükümetler vatandaşları arasında ayrım yaptıkça insanlar özelden hep devlete kaçmanın yollarını arayacak. Hatta daha az maaş alma pahasına sırf “garantisi” ve “rahatlığı” var diye… Çoğu gidip oralarda verimsiz olacak, körelecek de… Biz de bunu hep böyle konuşmaya devam edeceğiz. Haklısınız Sayın Berkay, evet biz özel sektör çalışanları ve yöneticileri haklıyız da haklı olmak bize ne kazandırıyor? Hiç… Hiçbir şey… “Yazıklar olsun” diyoruz da bir şey mi oluyor, hade “yazıklar olsun”, ya sonra?

DİĞER YAZILARI
31/12/2020 17:45
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: ali batuuray
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.